Bir ilahiyatçı Hz. Hasan’ın çok evlilik yapmasından hazret için nahoş bazı tabirler kullandı. Sosyal medyada linç edilince sözünü geri aldı ve özür diledi. Yaşayan ilahiyatçılar içinde en acizi ve en omurgasızı diyebilirim. Erdem ve asalet tepkiler gelince iddiasından vazgeçmek değil, asıl tepkilere rağmen iddiasının arkasında durmaktır.

Çok evlilik bir Arap geleneği. Güvenilir rivayetler Hz. Hasan’ın iki yüzden fazla evlilik yaptığını söyler. Bunların yarısından fazlasını Mut’a Nikahı ile yaptığını söyler aynı zamanda. Dışarıdan bakınca bunun şefkatten ziyade şehvetle alakalı bir durum olduğu söylenebilir. Hz. Ali Nehcü’lBelağa’daki bir hutbesinde insanları kızlarını Hz. Hasan’a vermemeleri konusunda uyarır.

Araplara ait bir geleneği İslam’ın değişmez bir hükmü olarak görmek koyu cehalet. Bu gibi tuzaklardan kurtulmanın yegane çaresinin tarihselcilik olduğunu düşünüyorum. Tevhid evrensel, ahkam tarihsel. Aksi halde düşünen zekaların ateizm ve deizm gibi mecralara kayması mukadderdir. Tarikatlar ve cemaatler ikinci kez miadını doldurdu. Birinci kez Osmanlı’nın son döneminde doldurmuştu. Keramet, gavs, kutup, evtad, üçler, yediler, rüya, tasarruf gibi ezoterik kavramların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Zaman cemaat olma zamanı değil, fert olma zamanı. Batı dünyası bu tecrübeyi iki yüz yıl önce aştı, biz daha bocalama evresindeyiz. Dinin dünya ve dünyalılar için diktiği elbise dar geliyor artık. Önümüzde iki yol var: Ya çağı Kuran’a uyduracağız ya da Kuran’ı çağa. Birincisi mevcut şartlar bağlamında mümkün olmadığına göre tek çare ikincisi. Kuran’ı çağa uydurmak, Akif’in ifadesiyle asrın idrakine İslam’ı söyletmek. Bunu en reel şekilde yapmaya çalışan tarihselcilik.

Tarihselciliğe karşı olanların teklifi gelenekselcilik veya mealcilik. Bu ikisi ise her taraftan dökülüyor. Biri saçma sapan hurafeler denizinde yüzerken diğeri ayakları yere basmayan bir hayal dükkanında yaşıyor. Tarihselciliğin tek eksiği kitleleri sürüklemek ve uyutmak için herhangi sevimli bir masalının olmayışı. Din masal hüviyetine büründükten sonra kitle temessük etti dine. Bazılarınca dinin aslı da ve sonraki bütün açılımları da cazip bir masaldan ibaret.

İslam’ın akıbeti tıpkı Hıristiyanlık gibi kendi sınırlarına ve köşesine çekilmek gibi görünüyor. Bizim bu yirmi birinci yüzyılda yaptığımız din ve ilahiyat tartışmaları batıda üç yüz yıl önce yapılıyordu. Dinlerin asıllarına rucu etmesi kabil değil çünkü arada batılılaşma, yani aydınlanma denen aşılmaz bir barikat var artık. “Batı çöküyor ve buhran geçiriyor” modası çoktan geçmiş bir klişe. Çöken ve buhran geçiren batı değil, biziz. Batının gelişim dinamiklerini ve batı aklını anlayan bir akıl henüz çıkmadı içimizden.

Seksenli, doksanlı hatta iki binli yıllardaki bütün o cafcaflı dini romantizm çökmüş durumda. O söylemin etrafında halelenen edebiyattan bugün eser yok. O söylem gibi etrafında halelenen edebiyatın da dışı mutantan içi kof idi. Ama o romantizmi ve edebiyatı yapanlar çoktan köşeyi dönmüştü ve lüks malikanelerinde istirahat ediyorlardı. Aslında durumun böyle olacağını Cemil Meriç, Ali Şeriati gibi bazı uyanık zihinler haber vermişti ama bunlara kulak veren olmadı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.