UA-89691712-1

          Kadın sorunu diye bir şey yok. Kadın sorun değil çünkü. Kadına sorunmuş gibi bakan bir zihniyet sorunu var. Toplumun baskısı... Gelenekler, dinsel inanışlar, bunların biçim verdiği toplum, çevresel koşullar, değer yargıları... Özellikle de erkeklerin egemen olduğu toplumlarda yanlışlar hep kadın hanesine yazılır. Erkek hep masum, kadın ise hep suçludur... Töre, gelenek, toplumun ahlakı, kültürel doku hep kadını ikinci plana iter ve dahası suçlar... Erkeği yaptıklarından ötürü över veya görmezden gelir kadını ise yerer, kötüler...

         Kadın ve erkekten oluşan toplum, örfi veya dinsel saiklerle yahut hukuki yaptırımlardan ötürü faturayı kadına keser. Kadının içine düşürüldüğü durumu görenler oradan çıkabilmesi için topu yine kadına atarlar. Haklılık payları olmasına rağmen çözüm olarak yeterli değildir. Bilge erkeklerin etkisi de yetersiz kalmaktadır bu duruma.

          Aslında kadının sorunlaştırılmasını parça olarak ele almak yanlış. Sorun egemen güçlerin insanı toplu olarak manipüle etmesinden kaynaklanıyor. Bu yapı içerisinde insan bir koyun misali etinden, sütünden, yününden, derisinden faydalanılan bir sömürü metasına dönüştürülmüş. Böylesi konjonktürde de en çok kadın nasibini almış.

         Mesele insanlık meselesi. Mesele topluca sömürülme, iradesizleştirilme, köleleştirilme, istismar edilme meselesi. Durum böyleyken genel sorunun yerine kadın sorununu koymak farkında olmadan gündem yozlaşmasına sebep oluyor. Kadın sorunu meselenin en önemli ve can alıcı kısmını teşkil etse de bütünü gözden kaçırmaya sebep olmamalı.

          Bu nedenlerle yeni bir paradigmaya ihtiyaç var. Daha da önemlisi o yeni paradigmayı temsil edebilecek bir topluluğa ihtiyaç var. Bu topluluk öyle bir toplumsal bilince sahip olmalı ki; her şeyden önce insana insan olarak bakmalı ve hiçbir surette ötekileştirmemeli.

          Farklılık bir hayat gerçeğiyken ve gelişim aslında farklılığa bağlıyken, farklılıkları çatışmaya dönüştüren odakları görmeli, resmi/gayri resmi otoritelerin halkları/toplumları kontrol altında tutma araçlarından olan ayrıştırma ve bu ayrıştırma üzerinden kontrol etme oyunlarına bir şekilde dur diyebilmeliyiz. Böyle bir topluluk gasp edilmiş haklarını gücüne bağlı olarak süreç içerisinde teker teker de olsa alacaktır. Kadın da hak ettiği yerde kendini bulacaktır.

          Bilinçli halkların karşısında hiçbir şey duramaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Rıza Uludağ 1 ay önce

Sayın Kelekçi ülkemizde sürekli bir kafa,karıştıran sorun olarak kadını o kadar güzel ele alıyorsunuz ki; bir anlamda kad
ın sorunu uzmanı demek size yanlış olmaz.Kadın elbette ki sorun olmamalı,ama dünya ne kadar gelişirse gelişsin kadına bakış açısı bir arpa boyu yol almadığı içindir.Belki de birkaç yüzyıl daha kadın sorunlu, olarak yoluna devam edecek.

Avatar
Hemhal 1 ay önce

Kaleminize sağlık. Dinden değil de bazı yanlış din anlayışlarından kaynaklanan sorunlar var. Adetler veya gelenekler birşeylerin kisvesine bürünerek din dıye sunulabiliyor. Olaya fedakarlık yönüyle bakılmalı dıye düşünüyorum. Yalnız biri feda ederken diğeri kár etmemeli. Kadın olsun erkek olsun herkes üzerine düşeni insanlık adına yapmalı.

Avatar
Hakan demircan 1 ay önce

Tabiki zihniyet sorun !!!
O zamandan bugüne nasıl geldik?

1400 yıllık İslam tarihini asır asır inceleyerek, kadın konusunda sağlıklı tartışmalar yapabilir, sonucunda sağlıklı bakış açıları kazanabiliriz.
Fakat bu konuda birçok çalışma yapılması gerekir.

Cahiliyye devrine baktığımızda zayıf olan her şeyin ezildiği görülür, kadın da bunlardan biridir. Çok iyi durumda olan kadın da, durumu kötü olan, zayıf olan kadın da vardır.

İslam, her konuda genel ilkeler koyar ve o genel ilkelere göre İslam’ın görüşü ortaya çıkar. Mesela ‘adalet’ genel bir ilkedir. Adaletin her alanda Hz. Peygamber tarafından uygulanması bize örnektir. Hz. Peygamber, kadın konusunda da adaleti bizzat uygular.

Birçok meselede olduğu gibi cinsiyet meselesinde de fıkıh kitaplarımızdaki hükümler belirleyici olmuş, Kur’an ve Sünnetin yerini kültür almıştır.
Halbuki hem Kur’an-ı Kerim’de hem hadis-i şeriflerde hem peygamberimizin uygulamalarında bu konularla ilgili fıtri olan, tabii olan ne ise, bu ön plana çıkarılır.

Allah’a karşı sorumlu olan insanoğlu ,,, İslam; eski anlayışlardaki erkeğin peşinden gelen veya ona tabi olan kadın algısını değiştirmiştir. Mesela; “kim hayırlı bir iş yaparsa”; ifadesinden kastedilen hem kadın hem de erkektir. Her ikisi de Kur’an’ın muhatabı durumundadır.
Kadın konusunda Peygamberimizden sonra geriye dönüş, belki bir dönem erkeklerin işine geldiği için yaygınlaştırılmışsa şimdi tam aksi yönde çalışma yapılmalı. Mesela ilköğretime konulan seçmeli siyer dersi, Peygamberimizin örnekliği üzerinden işlenmeli. Onun hayatındaki örnekler, nasıl baba, nasıl eş, nasıl dede olduğu anlatılmalı, yaygınlaştırılmalı. Ben bu işin eğitim ile çözüleceğine inanıyorum. Bunun eğitimini Peygamber sevgisiyle alan bir çocuk, peygamberimizin kızına nasıl davrandığını gördüğünde herhalde ablasına, kız kardeşine, annesine biraz daha farklı davranacaktır. Veya orada aktif olan sahabe hanımların örneklerini gördüğünde bakış açısı biraz daha farklı olacaktır.

Avatar
rahmi kızıltoprak 1 ay önce

Kaleminiz konuları ele alış şekliniz takdire şayan çok teşekkür ederim.