‘Tüm muhteşem hikayeleriki şekilde başlar:

Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.’

                                                                                   Tolstoy

En sevdiğiniz hikayeler hangileri?

Hiç düşündünüz mü ? Hangi öykü tam size göre?

Ne tür hikayeler daha çok ilginizi çeker?

Ya da şöyle soralım. Herkesin üzerinde ittifak edeceği ,yıllardır anlatılan, yazılan ve söylenen hikayeler hangileri?

  İnsan uydurukçu bir mahluktur. Gılgamış’tan beri sürekli hikayeler uydurmuşuz. Ve onlara inanmışız.Bazılarını unutmuşuz. Ama bazılarını da çok sevmişiz. Nesilden nesile aktarmışız. Kutsal kitaplarda bile kıssalar ,yanisonucunda bir ders çıkarılması gereken öyküler yer alıyor.

Peki neden bazı hikayeleri daha çok severiz. İlgimizi en çok ne çekmiş acaba? Aşk hikayeleri mi yoksa cenk hikayeleri mi? İntikam hikayesi mi yoksa kaçış öyküleri mi? Acaba hepsi birden aynı hikayede olduğunda mı daha çok seviyoruz?

İngiliz antropolog Joseph Campbell da bu soruları merak etmiş ve geçmişten bugüne anlatılagelen, farklı kültürlerden aktarılan masalları ,destanları ,mitleri vs. incelemiş ve sevdiğimiz bütün öykülerde ortak olan bir çatı, bir şablon bulmuş. 20.yüzyılın en etkili metinlerinden biri sayılan TheHeroWith a ThousandFacesadlı kitabında bunu detaylı bir şekilde aktarmış. Türkçeye Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adıyla çevrilen kitapta kabaca, tüm hikayelerin belli bir iskeleti olduğunu anlatır. Aslında hepsi birbirinden farklı görünse de hep aynı hikayeyi dinlediğimizi belirtir. Üstelik kolektif bilinçaltımızda yer alan belli arketipler kullanarak. Doktor Jung’un da hemen hemen aynı tarihlerde arketip kavramını ortaya attığını da unutmayalım.

Campbell kitabında kahramanın en başta sıradan hayatında mutlu mesut yaşadığını belirtir. Fakat bir gün gelir hayatında bir değişiklik olur. Böylelikle maceraya çağrılır. Genelde çoğu kahraman maceraya atlamak için isteksizdir. Fakat hikaye bu ya , öyle şeyler olur ki kahramanımız çağrıya cevap vermek zorunda kalır. Böylece macera başlar. Bu  macera aşk da olabilir, yolculuk da olabilir, savaş da olabilir, köyün ağasına isyan başlatmak da olabilir. Hatta peygamberlik öykülerinde olduğu gibi insanları dine davet etmek ile görevlendirilmek de olabilir. Daha sonra kahramanımız,mentor(akıl hocası) ile tanışma, ondan cesaret ve fikir alma safhasına geçer. Mentor genelde yaşlı bilgeler yahut daha önceden kahraman olmuş birileridir. Hatta insan olmasına bile gerek yoktur. Fablları düşünün. Mantıku’t-Tayr bizim kültürümüzden buna en güzel örnektir.

   Macera devam ettikçe kahraman yolda çeşitli sınavlara tabii olur. Dostları ve düşmanlarıyla tanışır. Ki bu dost ve düşman arketipleri de yine ,hemen hemen tüm hikayelerde aynıdır. Ve en nihayetinde en büyük düşmanıyla, aynı zamanda en büyük korkusuyla karşılaşan kahramanımız çile çekmeye başlar. Campbell bu aşamaya ‘Mağaranın En Karanlık Köşesi’  ya da ‘ Balinanın Karnı’ der. Büyük bir balık tarafından yutulan Hazreti Yunus kıssası hemen aklımıza geliveriyor. Örnekler benzer semboller üzerinden çoğaltılabilir elbette. Ve nihayetinde kahramanımız çilesini hakkıyla çeker ve gereken azmi gösterirse başarılı olur. Ödülünü alır, değişim geçirir ve yurduna mutlaka bir emanet, bir iksir vs. ile geri döner. Şimdi Gılgamış’tan bu yana anlatılan bütün kahramanlık öykülerine baktığımızda aynı tabloyu görürüz.

     İnsanoğlu bir elin parmaklarını geçmeyen sayıda duyguya sahiptir. Aşk, nefret, intikam, sevgi, özlem, kıskançlık ve utanma. Bu duyguların dışında kaç tane ekleyebilirsiniz. Çok olmasa gerek. Fakat bu duygularımızı anlatmanın milyonlarca yolunu bulmuşuz. Üstelik her defasında aynı şablonu kullanmışız.

ChristopherVogler ise Campbell’in bulduğu formülü sinemaya uyarlamıştır. Bugün Matrix’ten Gladyatör’e, Cesur Yürek’ten Dövüş Kulübü’ne  birçok Hollywood filmi bu şablon üzerine kurulmuştur. Böylesine  başarılı olan bu filmlerin başarısı tesadüf olmasa gerek. Belki de yıllardır farkında olmadan sevdiğimiz bu hikaye formunu kullandıkları için olabilir. Hatta dünyaca ünlü Star Wars serisinin yönetmeni George LucasCampbell’in ve Jung’un çözdüğü bu formülü uyguladıklarını itiraf etmiştir. Şimdi ilk soruyu tekrar soralım.

En sevdiğiniz hikaye hangisi?

Bizim hikayelerimiz nereden başlıyor?

  Medeniyetlerin doğduğu, büyüdüğü bu topraklarda bizler , tıpkı eskiden olduğu gibi kendi hikayemizi ne zaman anlatmaya başlayacağız?

 Yoksa durup bize, bizim hikayelerimizi yutturmalarını mı seyredeceğiz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Reşit 3 ay önce

Bu güzel yazı için teşekkür ederim .
Devamını sabırsızlıkla bekliyoruz .

Avatar
Gülsen 3 ay önce

Bu yazı da ilki gibi keyifli okumaya değer tesekkürler

banner8

banner6