Bir eğitim-öğretim yılının daha sonuna geldik.

Dün yine milyonlarca çocuğumuz karnelerini alarak eğitimöğretimin bir yılını daha geride bıraktılar.

Ülke olarak çocuk ve genç nüfusumuz dünya ortalamasınınoldukça üzerinde. Urfa olarak da hem nüfus artış oranımız hem de öğrencisayımız ülke ortalamasının en üst sıralarında.

Çocuklar ve gençler geleceğimizdir ve onların sağlıklı birnesil olarak yetişmeleri birçok etkene bağlı olmakla beraber kurumsal bazdabunların en önemlisi ailedir. Dolayısıyla aileyi ve aile yapımızın üzerine binaedildiği temel değerleri koruyarak ancak yeni neslin sağlıklı ve hayırlı birnesil olmasını sağlamanız mümkün olabilir.

Çocuklarımız uzun süreli zorunlu eğitime tabi tutulmakta.Türkiye’deki çocukların eğitim dışında fazla bir alternatifleri de yok gibi.Üstelik zorunlu eğitim sekiz yıldan 12 yıla çıkarıldığı gibi; bu yıl, okulöncesi eğitimin yani ana sınıfı eğitiminin de zorunlu olması planlanmakta.Böylelikle zorunlu eğitimin 13 yıla çıkarılması düşünülmektedir.

Okullarımızın; çocuklarımızın ve gençlerin yetiştirilmesinoktasında sağlıklı bir ortam olup olmadığı hep tartışıla gelmiştir.Sorgulanması gereken bir konu. İletişimin kopukluğu ve gittikçebireyselleşmenin arttığı ucube bir toplumsal yapıya doğru yol alıyoruz.

Okullarımızın nasıl daha sağlıklı bir işleyişe sahipolabileceği, okul - aile işbirliği kağıt üzerinde olmaktan çıkarılarak etekemiğe bürünen mekanizmalar oluşturabilir miyiz gibi sorular/sorunlar ortadadurmakta.

Aile yapımızın korunması, desteklenmesi ve yetim ve öksüzveya bir şekilde ailesinden koparılmış ve devletin sorumluluğuna verilmişçocuklarla ilgili olarak da daha fazla neler yapılabileceğini irdelemek önemarz eder. Yurtlarda 18 yaşını dolduran gencin, kendi haline bırakılarak,topluma terk edilmesi yıkıcı olmakta ve kötü sonuçlara neden olmaktadır.

Hep karnelerini alan çocuklara baskı yapılmaması yönündetavsiyeler içeren konulara değinildi, değinilmeli de ancak madalyonun diğeryüzü de böyle.

Sınava ve yoğun tempoya dayalı, zorunlu, uzun ve sıkıcı,ilkesiz, iletişimsiz, ümitsiz, seküler bir eğitim modeliyle çocuklarımızısağlıklı bir şekilde yetiştirmemiz oldukça zordur.

Karma eğitim, temel insan haklarına ve insan yaratılışınaoldukça ters bir uygulamadır. İlkokul, mutlaka karma olmalı, sonrası da karmaolmamalı diye düşünüyorum.

Mevcut okul sisteminde; ailelerin çocuklarıyla fazlacailgilenme, iletişim kurma, zamanları, imkanları olmamaktadır çünkü çocuklarneredeyse tam gün okuldalar, aile de tam gün dışarıda, iş hayatında.

Aile bireyleri akşam, enerjilerin tükenmiş olarak evedönmekteler ve zaman genellikle TV başında geçmektedir.

Yerli TV dizileri ise dehşet derecede ahlaksızlık,kimliksizlik, kişiliksizlik üzerine kurgulanmış.

Gelişmekte ve büyümekte olan çocukların başka düşmana ihtiyacıkalmıyor. Konuları, çoğunlukla; sevgili, çıkma, aldatma, evlilik dışıilişkileri normalleştirme, içkiyi özendirici, şatafat, tefrika ve çarpıkilişkiler olan dizilerin, özellikle aile yapımızı hedef aldığı ortadadır.

Toplumun ahlaki yapısına, bilinçli ve planlı saldırımahiyeti taşıyan bu faaliyetlerin önlenmesi toplumun hakkı olan bir taleptir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Milli EğitimBakanlığı, RTÜK dışında bir kurul oluşturarak, bu tarz girişimleri daha serişekilde durduracak, müeyyideler uygulayabilecek yetkilerle donatılması vemekanizmalar ihdas etmesi gerekirken; son kararnamelerin birinde, arkadaşlıkprogramları yasaklanırken, yukarıda niteliklerini saydığımız ve yozlaştırıcıözellikler taşıyan evlilik programlarının yayınlarına devam etmesi toplumtarafından da hoş karşılanmamıştır.

Hiç kimsenin, hiçbir odağın, toplumumuzun yapısını bozacak,genel ahlak kurallarına uygun olmayan, faydasız, oyalayıcı, uyuşturucu, kötüişlere sürükleyen içerikleri halkımıza TV’den izletme hakkı yoktur. Devlet debunlara müsaade etmekle özgürlükçü olmuş olmuyor.

Devlet, bu konularda, toplumun hassasiyetlerine uygundavranmalıdır.

Bunların dışında, bireyselleşme ve bireysel iletişimmekanizmalarının sağlıklı, bilinçli, denetlenebilir bir tarzda ve formdakullanımına yönelik kurumsal ve ailesel mekanizmalar ne yazık ki yoktur veyayetersizdir.

Bu konudaki eksiklikler, yeterince iletişimin, sevgipaylaşımının, vakit paylaşımının olmadığı bir yapıda, çocuğa olumsuz etkiyapması kaçınılmazdır.

Karnelerimizi alırken, sadece çocuğun ders başarısını değil;okulları, aileyi, öğretmeni, eğitim sistemimizi ve toplumu tümdendeğerlendirmeliyiz.

Çocuğun derslerindeki başarısı, onun ruhsal vezihinsel/ahlaki gelişiminden sonra gelmelidir.

Zaman zaman bazı haberler ne yazık ki bizi üzmektedir. Buhafta içi gazetemizde yer alan bir haber de bu nitelikte. Durumun tehlikeliboyutlarda olduğunu, aile kurumunun, çocuklarımızın ve okulların durumu ileilgili ciddi ve acil yapısal değişikliklerin şart olduğunu da doğrularnitelikte bu haber.

Haberde; ortaokul sekizinci sınıfı öğrencilerine kadar inmişve genellikle lise öğrencileri arasında geçtiği iddia edilen kimi ilişkilerinsosyal medya aracılığıyla yayılması ve bazı ailelerin Urfa’dan taşınmayı biledüşündüğü vurgulanmakta... Detaylara girmeyi uygun görmüyorum...

Aynı haberin devamında, Baro başkanımız; Sayın HikmetDelebe’nin, konu hakkında, aileleri bilgilendirici ve yönlendirici, işin hukukiboyutları konusunda aydınlatıcı malumatları var...

Bu çocukların ve ailelerinin zan altında kalması, çocuklarınyaşayacağı ruhsal sarsıntılar bir taraftan üzücü iken; işin esas trajik olanyönü ise, bu çağdaki çocukların okullarda bu tarz ilişkilere yönelebilecek halegelmeleri. Bu haberler, bu manzaralar, doğru olsun ya da olmasın; toplumumuzun,ailelerimizin, okullarımızın, eğitim sistemimizin karnesi mahiyetindedir.

Saymakla bitiremeyeceğimiz sorunlara, uyuşturucu ve benzerikötü alışkanlıkları ekleyerek uzatmak mümkün...

Özetlersek; tüm bunlar, bir şeylerin yanlış gittiğininişaretleri.

Bu konularda, başta yapısal değişiklikler olmak üzere, gerekMilli Eğitim Bakanlığı gerekse Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, cidditedbirler almalıdır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının demin yukarıda dabahsettiğim, devletin sorumluluğuna verilen çocuklarla ilgili yani ailelerindenuzaklaştırılmış, ailesiz kalmış veya yetim ve öksüz kalmış çocuklarla ilgili,yurt tarzından ziyade, Sevgi Evleri tarzındaki uygulamaları ön planaçıkarmalıdır.

Çünkü aileye, anne veya babaya muhtaç duruma düşmüş birçocuk, birinci derecede sevgiye muhtaçtır, aile ortamına/sıcaklığına muhtaçtır.Yemek içmek barınmak ve giyinmek gibi temel ihtiyaçlar bile bu sevgiihtiyacından sonra gelmektedir. Bu bakımdan bu çocuklarımızı, yurt gibi ruhsuzve resmi mekanlardan kurtararak, daha da geliştirilmiş sevgi evlerinde, biraile ortamında yetiştirmeye dair projeler üretmeliyiz. Bu konuda, toplumunhiçbir ferdini zayi etmemek, temel ilkemiz olmalıdır.

Bu bağlamda, sadece çocukların değil; bakıma, ilgiye muhtaçdiğer bir kesim ise yaşlılardır. Yaşlılar ve kimsesizler de dahil olmak üzereailelerinden kopmuş ve tek başına kalmış tüm insanların, aile ortamı içerisindeyaşamlarını sürdürmelerine yönelik projelerin geliştirilmesi gerektiğineinanıyorum. Biz zaten böyle bir toplumduk. Dolayısıyla bunu yapmakla köklerimizde tekrar dönüş olacağız.

Tüm bu olumsuzlukların bitmesi umuduyla, karnelerini alantüm çocukları tebrik eder, güzel bir tatil geçirmelerini dilerim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner8

banner6