Şimdi bana; “durup dururken bu Keçe müzesi muhabbeti de neredençıktı…” diyebilirsiniz.

Hiçbir şey durup dururken çıkmaz.

Ya biri kulağınıza fısıldayacak

Ya biri size bir şeyler anlatacak,

ya bir yerde kafanıza saksı düşecek

ya bir şimşek çakacak

ya bir yağmur yağacak

ya bir yerinizden fikir fışkıracak…Ki bir şeyler ortaya çıksın.

Ele hiç bir şey hopppadana… Ortaya çıkmaz bunu bilesiniz!

Hatırlarsınız; bir önceki köşe yazımda Ucuzluk Pazarında bulunanSultan ve Keçeciler Hamamı ile ilgili biraz soslu, azıcık puslu ama çok namuslubir yazı yazmıştım.

Bazı şikâyetleri dile getirmiştim, bu şikâyetler üzerinden de birtakımbilgiler vermiştim.

Oranın durumunun iyi olmadığını, bir an evvel oraya birilerinin elatmasının gerektiğini, yoksa birilerinin orayı dümdüz edeceğini, pasaj, işyeriyapmak iştahlanabileceğini örnekleri ile belirtmiştim.

Buraya sahip çıkılmadığı takdir de, bu tarihi yapının göz göre göreyok olacağından dem vurmuştum.

Buranın; çevredeki esnafın işgaliyesi altında olduğunu, esnafın çeriniçöpünü burada sağa sola savurduğunu, duvar dibine bıraktığını, hamamın kapıeşiğine çüşşlediğini özellikle belirtmiştim.

Bunu böyle dile getirince, birileri çıkıp da bana;

“O zaman çare ne kardeşim! ” diyebilir…

Ben de bu sorudan, hâsılı soruna doğru giderken, kendi kendime bircevap bulmaya çalıştım.

“Acaba burası nasıl kurtarılır, ne yapılabilir ne edile bilinilir…”diye…

Aklıma birden; acep bura “Keçe Müzesi” olamaz mı dedim.

Çünkü Urfa şehri kurulduğundan bu yana, kesintisiz bir tarım toplumu,bir hayvancılık, bir besicilik toplumu olagelmiştir.

Babamız Hz. İbrahim bile Harran’da otururken, yüzlerce, hatta binlerce,küçük-büyük baş hayvanın sahibi idi… Hatta rivayet odur ki;

“Halep” ismi Hz. İbrahim’in alacalı bulacalı ineğinden dolayı verilmişçünkü İbrahim Peygamber Urfa’dan, Harran’dan göç edince bir müddet Halep’tekalmış ikamet etmiş.

Yine bu coğrafya göçerlerin, kış ve bahar aylarında nispetten sıcak biriklime sahip olmasından dolayı konaklamışlardır.

İşte böylesi bir yerde, böylesi ortaya çıkan şartlarda insanoğlunun entemel gereksinimi de hiç şüphesiz ki, bedenen kendini koruması ve örtünmesidiryani giyimi kuşamıdır.

Yazın sıcaktan, kışın soğuktan koruyacak giysilerin olması insanoğlununen tabi hakkıdır.

İnsanoğlu küçükbaş hayvanı yetiştirirken eti, sütü, yünü, yapağıderisi vs. her neyi varsa onu bir şekilde değerlendirmiş, yününden, yorgan,yastık, döşek yapmış o da yetmemiş keçe yapmış yere sermiş derisinden çarıkyapmış, kürk yapmış sarılmış bu şekilde soğuktan korunmuş.

Yani,  demem odur keçenin tarihibu coğrafyada çok eski zamanlara dayanmaktadır.

Bakın “Uygarlığın Doğduğu Şehir Urfa”kitabında, keçenin öyküsünü, Şanlıurfalı genç keçeci ustalarından Salih Karcı anlatırkenbu sanatın mucidi olan Ebu Said Libadid (Libadid: Arapça Keçenin çoğuludur) keçeyinasıl icat ettiğini bizlere şöyle anlatıyor:

“Ebu Said Libabid bugün bizimyaptığımız gibi keçeciliğin bütün işlemlerini yerine getirmiş, ayakla tepme/tepeleme işleminden sonra keçeyi açmış lakin yünlerinin birbirinekaynaşmadığını ve çabuk dağıldığını görmüş, tepme süresinin az olduğu kanaatinevararak tepmeye/tepelemeye devam etmiş. Keçeyi tekrardanaçmış bakmış, yünlerin yine kaynaşmadığını görmüş, böyleolunca tepme işini uzun tutmuş tepmeye tamkırk gün devam etmiş, keçeyi açıp baktığında yine başaramadığını görünce, üzüntüsünden oturup ağlamaya başlamış, hem ağlamış hem tepmeye/tepelemeye devam etmiş. Bu hal üzerine iken keçeyi son bir kez daha açmışaçtığında bir de ne görsün, gözyaşlarının düştüğü yerlerdeki yünlerin birbiriyle kaynaştığını büyük bir sevinçle görmüş ve böylece tepme işlemi sırasında, yüne su vermenin de bir gereklilik olduğunuöğrenmiş.”

Şimdigelelim müze fikrine…

ArtıkŞanlıurfa Büyükşehir mi olur, Eyübiye Belediyesi mi olur, Kültür Müdürlüğü müolur, Müze Müdürlüğü mü olur onu bilemem, kimin ilgi alanına, bilgi alanınagiriyorsa bu hamamı/hamamları bir an önce kamulaştırıp müzeye dönüştürmelidir.

Bundan15-20 yıl öncesine kadar keçe pişirmeye gelen keçecilerin;

O zor, oyorucu, o emek ve zahmet dolu anılarını da bir şekilde canlandırmış olurlar.

Hamamıniçersin de, Keçe pişirme anını, balmumu ile canlandırarak, keçeciliğe ait, aletedevatlar burada sergilenebilir.

TRT’ninbundan yıllar önce çektiği “Keçenin Teri...” belgeseli burada bir televizyonekranında sürekli döndürülerek, eski zamanda çekilen fotoğraflarla, resimlerlemüze zenginleştirilebilir.

Uzun birgeçmişi olan keçeciliğin bölgedeki, Urfa’daki serüveni, ülkemizde belki bir ilkolması hesabıyla başkalarına örnek olabilir başkalarına bir fikir verebilir buiş için önayak olabilir.

Eminim ki,böylesi bir müze gelen-giden, yerli-yabancıların merakını giderebilir, ilgisiniçekebilir.

Hatta vehatta Urfa’da son kalan bu meslek erbabından birkaç kişi onura edilip, sembolikolarak burada görevlendirilerek, keçe yapım işini bu müzede yaparaktancanlandırmak suretiyle gösterilebilir.

Müzeyigezen el sanatlarına meraklı olan insanlara mesleğin tecrübeleri aktarılarakunutulmaz bir anı olarak gelen-gidenin hafızasında yer edinilebilinir.

Yanlışhatırlamıyorsam bundan yaklaşık 35-40 yıl önce benim bir okul arkadaşım vardı.

Aynısınıfta idik, yarım gün okula gelir, diğer kalan boş saatlerinde, bir keçeciustasının yanında; çırak veya kalfa olarak çalışırdı.

İşte taa oyıllarda, Keçeciler Hamamına girmiş, oraya keçe pişirmeye gelen esnafı keçepişirirken ilk defa görmüştüm.

Dahakapıdan girer-girmez merdiveni birkaç basmak inince;

Hamamın oürkütücü, o korkutucu, o hovflandırıcı sesi ve görüntüsü ile karşılaşma anınıunutmam mümkün değil.

Keçepişirenler; bellerine peştimal bağlamış, göğüsleri ile farklı sesler veiniltiler çıkartarak, hamamın buğusu ve sisi arasında keçeyi döve dövepişiriyorlardı.

İnanılmazderece de bir efor, güç kuvvet, emek, zahmet sonucunda bir keçeyi pişirmekhazır hale getirmek gerekir. Hele ki, o zayıf, sıska, dal gibi incecik yarıçıplak insan bedenlerini görünce ister istemez farklı bir duyguyakapılıyorsunuz.

Zaten buesnaf grubunu ömürleri de, çok uzun olmuyor çünkü keçeyi yaparken yünüçırparken yünün o tozu, dumanı, görünen görünmeyen zerreleri, partiküllericiğerlerinizi şişirmeye, sizi daha gencecik yaşta yatağa düşürmeye yetiyor daartıyor!

İşte bugünyok olmaya yüz tutan bu mesleğe, tekrardan canlandırma adına bu mesleğincilveleri sonucu genç yaşta ölen insanların aziz hatırasına, bir vefa borcuolması hesabıyla böylesi bir müzenin varlığı, bu şehir için şarttır.

Hem butarihi hamamların kurtarılması hem tarihin yeniden canlandırılması adınabirilerinin buna öncülük etmesi gerekiyor.

Şehrimizdeson zamanlarda açılan müzelerle adeta bir; “müze şehir” hüviyetine bürünmüş

Bu kadimşehre bir; “Keçe müzesi” halkası eklemekle daha da zenginleşeceğikanaatindeyim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.