Bir insan, bir yazıyı yazmak için, kırk yıl bekler mi?

Evet… Demek ki bekliyormuş, ya da beklemek gerekiyormuş.

Dile kolay… Bu yazıyı yazmak için, tam 40 yıl beklemişim.

İnanın ben de bilmiyorum.

O dönem suni bir şekilde oluşturulan, Sağ-Sol kavgalarının, aslında kardeş kavgası olduğunu artık iyi biliyoruz.

İnsanları kamplara bölüp, üzerinde siyaset devşiren, oradan da rant aşıran, bu şekilde makama ve koltuğa ulaşan insanları artık biliyoruz ama bunun için zamanın geçmesi, birilerinin bu dünya da gencecik yaşında göçmesi gerekiyormuş.

Takvimler 1978 yılı Kasım ayının,son günlerini gösteriyordu.

Şehrin üzerine kurşuni bir hava çökmüştü!

O gün şehir; ağır, sisli, puslu, kan kokan, intikam kokan soğuk yüzünü şehrin sokaklarında caddelerinde bir kez daha gösteriyordu.

Sabrın, bereketin ve bolluğun şehridiğer Anadolu şehirleri gibi karışık duygular içeresindeydi...

Biz gençler içinse, sıradan bir hafta sonu idi…

Gençliğe yeni adım atmış olan, kanı deli dolu akan bizler dünyayı sadece kendi etrafımızda döndüğünü zannediyorduk.

Kimimiz lise bir de, kimimiz orta son da, kimilerimiz lise iki de mektep okuyorduk. O gün 13-14arkadaş, karayolları mahallesinde bulunan kahvehane de oturmuş zaman geçiriyoruz.

Kimimiz oyun oynuyor, kimimizise oyunu seyrediyor sohbet ediyorduk.

O dönemler sigara gençlerin erkekliğe adım atarken kendini kanıtladığı bir mecra idi onun için kahvehanede sigara dumanından,neredeyse göz gözü görmüyordu. Ağır ağır yanan sobanın ateşi ısıyı dışarıya verip bizi hafiften ısıtırken, sigaraları üst üste yandırırken çıkan çakmak sesleri, oyun taşlarının çıkardığı sesler sessizliği bozuyordu.

Birden kahvehanenin kapısında mahallemizin ağır abisi Cahit girdi.

Bizden yaşça çok büyüktü ama küçükle küçük, büyükle büyüktü.

Yüzünde bir telaş bir telaş… Nefes nefese kalmış yarım yamalak ağzından dökülen cümle:

‘Kalkın! Kalkın! Ne otirisız… Kenan’ın vurmuşlar!’

Birden içerde ki dumanlı hava dağıldı sıcak sobanın önünde buza kesildik!

İçimizden bir arkadaş üzerinde ki şaşkınlığı atarak:

-Ne zaman, nerede, nasıl… Demeye kalmadan,topluca kahvehaneyi terk ettik.

Birkaç arkadaşımız Devlet hastanesine(eski) diğer kalanlardamahalleye geri döndük.

Ben de mahalleye dönenlerin içeresindeydim.

Apartmanımız Urfa’nın en eski Sosyal Konutu idi.

Ortalığa büyük bir sessizlik çökmüştü.

‘Kara haber tez duyulur...’ derler ya…

Kenan vurulduğunda henüz 16 yaşında, ömrünün baharında bir genç idi.

Annesi babasını terk etmiş,gidip başka bir adamla evlenmiş Almanya’ya gitmişbabası da başka bir hanımefendi ile hayatını birleştirmişti.

Kenan’dan başka bir de kız kardeşi vardı. Kız kardeşi Sema da kendisi de babasında kalmış ama ninelerinin yanında kalıyorlardı.

Ninesi bırakın apartmanın tüm mahallenin Pamuk ninesi nine idi…

Seksenine merdiven dayamış, beli iki büklüm olmuş bir, piri fani.

Kenan’ın babası da Kenan vurulmadan 8-10 ay önce kalp krizi geçiripgenç sayılacak bir yaşta, vefat etmişti.

Anne yok baba da ölünce bir çocuk için geriye ne kalır ki…

Kenan’ın vurulduğu o gün içersin de Urfa da tam yedi masum insan öldürülmüştü!

Ne yazık ki intikam intikamı getiriyordu.

Bir sağcılardan,

Bir solculardan,

Bir komünistlerden,

Bir faşistlerden… Bir… Bir… Bir…

Görünmez bir el, bu şehirde, kardeşi kardeşe düşman, sonrasında isebin pişman ediyordu.

Kenan da, Yıldız Meydanında ki duraktan tam otobüse binmek üzere iken, otobüsün kapısındanadımın içeriye atar-atmaz, arkadan bir el omuzuna dokunuyor sonrasında onun Azrail’i oluyordu.

Yolcuların, şoförün, gelip-geçenlerin gözü önündeensesine sıkıyor,o gencecik, dal gibi boyu, soğuk kaldırımın üzerine bir fidan gibi devriliyor!

Cenazenin gelmesini bekliyoruz.

Hazan mevsiminde, Sosyal konutun önünde ki hüzünlü bekleyişimiz, ağlayışımız, sızlayışımız devam ediyor.

Kalabalıksagittikçe artıyor, tanımadığımız, bilmediğimiz, tipini ilk defa gördüğümüz haki parkalı esem ayakkabı giymiş gençler, gün içersin de Apartmanın önünde ki meydanıyavaş yavaş doldurmaya başlıyorlar.

Sosyal Konutun ön tarafı, Bayındırlık Müdürlüğü tarafındanyapımı devam eden Üç yüz Konut inşaat alanı.

Hava soğuk olduğundan, inşaat alanındaki kalaslar, odunlar, tahtalar teneke bidonların içersin de yakılıyor bu şekilde, ısınmaya çalışılıyordu dışardan cenazeye gelenler.

Cenaze; hastane de yıkanmış, kefenlenmiş yola çıkmış haberini alıyoruz.

Herkesler Apartmanın uzun ince balkonlarına dizilmiş, hüzünlü gözlerle etrafı seyrediyor. Kimileri gözyaşı döküyor, kimileri de henüz işin şokundan çıkmamış boş boş gözlerle, etrafa bakınıp duruyor.

Nihayet cenaze geldi ve 3. Katta, evimizin bitişiğinde bulunan ninesinin evine çıkartılıyor. Burada katafalka konuluyor, başına ve ayakucuna birer nöbetçi dikiliyor, meşale yakılıyor.Meşale sabaha kadar hiç söndürülmeden yanıyor her saat başı da,ikişerli olmak üzere yoldaşları nöbet tutuyor.

Apartmanı hüznün yanın da,bir korku sarmıştı çünkü apartmanda karşıt görüşlü birilerinin olmasından dolayı, her an bir olayın daha çıkacağı dedikodusu yaşanıyordu, bu kişinin de öldürüleceği korkusunu yaşıyorduk.

O gece nefesimizi tutarak sabahladık.

Sabaha kadar hiçbirimizin neannemin, ne babamın, ne kardeşlerimin ne apartman sakinlerinin… Hiçbirimizin ama hiçbirimizingözüne uyku girmedi!

O gece hayatımın/hayatımızın belki de en uzun gecesiydi.

Bir ara cenazenin olduğu odaya girdim baktım odanın ortasında katafalkta Kenanımız ebedi uykusunda uyuyor.

Yaşlı gözlerle uzun uzun seyrettim, geçmişe daldım… Oysa daha dün gibi okuduğum Ticaret Lisesini boykot etmeye gelmişti bir grup arkadaşıyla… Okulun bahçesinde bana selam vermiş, gülümsemişti.

Başında ve ayakucunda, sabaha kadar sönmeyen o meşalelere…Sol yumrukları sanki havada asıl duran yoldaşları, nefes almadan cenazenin başında nöbet tutuyorlardı.

Ahh… Bir bilseniz, bir bileseniz…O an içimden nasıl ağladım, nasıl ağladım!

O mahallede ki tüm çocukların Kenan abisi idi… Herkesin yardımına koşan, bütün bir mahallenin sevgilisi olan Kenanımız…

Artık oebedi uykusunda, meşalelerin altında, sonsuza kadar uyuyacak, öyle mi?

İçerde öyle dalmışım… Yoldaşların nöbet değişimi gerçekleşiyor sessiz sedasıziçlerinden biri bana göz ucuyla çık işaret yapıyor.

Odadan sessiz sedasız çıkıyorum.

Dünün kalabalığı, bir sonra ki günün kalabalığınıyanında deve de kulak kalıyor.

Türkiye’nin her yerindenyoldaşları Kenan’ıson yolculuğuna uğurlamaya gelmişler.

Çok şükür ki beklenen olmamış, apartmanımızda ‘vuracaklar’ dedikleri komşumuzun oğlu önceden haber almış eve gelmemiş hatta sonraları Urfa’yı terketmiş Almanya’ya kaçmış dediler.

Böylece hepimiz rahat bir nefes aldık.

Babam bir ara girip Fatiha okumak istemiş babamı dışarı çıkarmışlar.

Ve beklenen an geldi…

Meşaleler söndü, tabut cenaze namazı için ‘Yenişehir camisine götürülecek’ dediler.Herkes bir an da hareketlendi lakin beklenen olmadı bekleme devam etti cenaze öğle namazında kaldırılacaktı gidip ikindi namazını buldu, meğer örgütün karar vericileri cenaze namazının kılınmasına izin vermemişler.

Kenan arkadaşımızı, tanıyan arkadaşlar, hocalar, hatırlı adamlararaya girmiş ne yazık ki bir türlü kabul etmemişler illa ki cenaze namazı kılınmayacak diye diretmişler. Son kez şanslarını denemişler gidip Yenişehir Camisinin imamı Kurra Hafızfendi ile görüşmüş ikna etmelerini rica etmişler.

Hafızefendi; ‘Kenan’ın çok sevdiğini ara ara camiye geldiğini, cuma namazlarını kıldığını onun için sizden rica ediyorum, bırakın bu gencin namazını kılalım, sonra kendi geleneklerinize göre toprağa verin.’ Demiş.

Bu girişim olumlu sonuç vermiş izin vermişler.

Hediye nine zaten bir deri bir kemik, cenaze evden çıkarken son kezhüngür hüngür ağlamak istiyor torunun arkasından ama ağlayamıyor, kalan son nefesini ve sesini de çok sevdiği torununa harcamak için çırpınıyor ama...

Hepimiz ağlıyoruz! Bitkin perişan, yaşlı gözlerle bütün apartman sakinleri Kenan son bir kez daha el sallıyor.

Çocukluğunun geçtiği mahalleyi bir daha görmemek üzere buradan ayrılıyor…

Cenaze nihayet Yenişehir camisine getirildi.

Musalla taşında o gencecik bedeni, namazı beklemeye başlıyor.

Hafız efendinin:

‘Cemaat…  Bu gencecik kardeşimize, Kenan’ımıza, haklarınızı helal ediyor musunuz!’ demesini bekliyorduk.

Mahallenin, apartmanın yükü onun omuzlarında iken, o şimdi omuzlarımızda, camiye doğru aradan da mezarlığa doğru yol alacaktı.

Mahşeri bir kalabalık!

Kortejin bir ucu Yenişehir camisinde, diğer ucu İmam Hatip Lisesinin önünde kalabalık öylece uzayıp gidiyordu.

Herkesin göğsüne taktığı siyah-beyaz fotoğrafını da çoğaltmaları için ben vermiştim.Onu bana hatıra olsun diye…Kardeşliğin birer nişanesi olarak bana ve birkaç arkadaşavermişti.

Cenaze korteji Pankartlar ve dövizler taşıyor, sol yumruk havada sık sık slogan atıyorlardı:

‘Kahrolsun faşizm!

‘Kenanlar ölmez!

Yaşasın Sosyalizm!

Yaşasın halkların kardeşliği

Ben kortejin en arkasında yürüyenlerdendim.

Abideye varmadan geri döndüm. Mezarlığa kadar gitmeye içim elvermedi her nedense…

Mezarlığa kadar yürümedim, yürüyemedim, gidemedim, bilemedim…

Evet.

‘Kenanlar ölmez!’ ama Kenanlar ölmüştü, şehitler ölmüştü yoldaşlar!

Hem de henüz 16 yaşında, hayatının baharında ölmüştü!Yetim kalmıştı yetim ölmüştü, bir başına, kimsesiz, sahipsiz, çaresiz bir şekilde son yolculuğuna çıkmıştıbizim Kenan’ımız!

Mezar taşına çizilmiş bir tabanca resmi ve sinsice namluda duran kurşunları taşa kazamamıştı mezar taşını yapanlar.

Ruhun şad olsun Kenanım!

Ardından Kırk yıl bekleyip bu yazıyı bugün yazdığım için beni afet

Hepimizin kaderi bir olmuyor işte…

Şimdi her birimiz bir yerlerde,Kibrit binasının, çil yavrusu gibi dağılmış çocuklarıyız! (ARE)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa Erdem 2 hafta önce

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun

Avatar
Halil Çadırcı 2 hafta önce

1980 öncesi olaylarda aktif olarak yeralan Ülkücü üç kardeşten biri olan Oğuzhan Cengiz bir gazeteye verdiği röportajında: Sağ-sol çatışması bir senaryonun parçasıydı. Birileri sanki bizim birbirimizle çatışmamızı istiyordu. Hatta bizim sabah kullandığımız silahlar öğleden sonra solcuların eline geçiyordu.” Sonradan yapılan o günlere ait başka bir değerlendirmede iktidardaki partiye ait bir milletvekili: Türkiyede bir dönem karanlık güçlerin halkı biribirine düşürmek için akıl almaz şeyler yaptığını söyledi.bazı çevrelerin yaptıkları provakosyonlarda aynı silah sabah sağcıyı, akşam solcuyu vuruyordu.” Diyordu. KARAYAĞIZ, Seracettin. AK Parti Bingöl Teşkilatı Aylık Genişletilmiş Divan Toplantısı Konuşması. 12 Nisan 2010 HABERLER.COM Erişim Tarihi: 25 Aralık 2014.

Avatar
Sabri Temel 2 hafta önce

Allah rahmet eylesin Kenan kardeşimize.