Bizler yaratılış olarak zayıf ve naif insanlarız. Bazen isyan bazen de nisyan içerisinde olabiliriz. Ancak zor zamanların, acı ve ızdırapların doruklarda olduğu zamanlarda cismani yönümüze hükmederek fizyolojik esaretten kurtulmanın zihni devrimlerini de gerçekleştirebileceğimize inanmalıyız.

Hayattan neler beklediğimizi ve ne istediğimizi bir kendimize soralım…  Gerçekten hayattan istediğimiz şey, hedeflediğimiz şeyleri gerçekleştirmek midir? Çünkü onları arzu ettiğimiz bazı hisleri /duyguları elde etmede bir amaç olarak görmekteyiz. O halde odaklanmamızı yönlendirerek hali hazırda acıya ve zevke sevk eden bazı şeyleri değiştirebiliriz. Bazen kendi meşru hedeflerimize odaklanmak yerine acıların ve geçici zevklerin üzerimizde tahakküm kurmalarına izin vermekteyiz. Uyuşturucu bağımlısı bir kimse neden kendini yok etmek ister? Çünkü o, bilinçli ve sağlıklı olmaktansa, duygularını hissetmemeyi, acılarını hatırlamamayı, uyuşturucunun etkisi altında bilincini kaybetmeyi tercih etmiştir.

Her birimizin yüzde 80’i aşkın kas bulunmaktadır. Bu kaslar depresyon, sıkıntı yada çaresizlik gibi yaşadığımız duygusal durumları ifade etmeyi alışkanlık haline getirirse, bu alışkanlığımız, duygusal hatta fizyolojik durumumuzu etkisi altına alabilir. Eğer vücudumuzu zayıf bir şekilde kullanırsak yorgun bir şekilde devamlı surette omuzlarımızı sarkıtır ve öylece yürümek zorunda kalırız. Daima yorgunluk ve isteksizlik hissi içerisinde oluruz. Bedenimiz duygularımızı kontrol edebilme mekanizmasına sahiptir. Bize hakim olan duygusal durum cismimizi öyle etki altına alır ki sonuçta nihayeti olmayan bir kısır döngüye döner. İşte tamda bu noktada bedenimizi harekete geçirmenin ona farklı bir rol yüklemenin çok iyi olabileceğini kabul etmemiz gerekir. Oturduğumuz yeri değiştirmek, kendisine umut verecek birilerini bulup ona açılmak, beynimizin aksine yeni bir eylem ve söylemin içine girmek, düşündüğümüzün tam tersi bir reaksiyona girmek bedenimizi işgalden kurtarmanın birinci basamağını oluşturacaktır.

Bizler en zor durumdayken bile en mutlu olabilecek hallerimizi de zihnimizden geçirebilmeli ve umutsuzluğun geçici olabileceğini tasavvur etmekten geri durmamalıyız. Hapiste olan bir kişinin bir gün özgür olursam şunları yapacağım deyip zihninden geçirdikten sonra gülümsemesi bunu en güzel örneğidir. Yada savaşta olan birinin zaferle çıktıktan sonra alacağı ganimetin etkisiyle gülümsemesi gibi. Cabir b. Abdullah şöyle buyuruyor. “Allah resulüne (sav) vahiy geldiğinde veya insanlara vaaz ettiğinde kendi kendime derdim ki Allah resulü (sav) kendilerine azap gelmiş bir kavmin uyarıcısı olarak hitap ediyor ve o edayla bakıyor.  Ancak bu ruh halinden kurtulunca insanların en güler yüzlüsü, en çok gülümseyeni ve en güzel yüzlüsü olurdu.”Heyzami Mecmauz-zevaid 9/17

Henüz hayatta olduğumuzu ve yapacak çok işimizin olduğunu unutmadan hareket halinde olmak ve bu hareketin daha güzel işleri başarabileceğimizin umudu içerisinde olmayı başarmak zorundayız. Umut bedenimize dinçlik kazandırır, umuda yürümek başarımızın temel anahtarı olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.