Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, saman kalbur içinde, ben bu şehrin tarihini beşiğe koyup, tıngır mıngır sallar iken, develer tellal iken, pireler hamal iken bu şehrin beyaz saçlı bir kralı, üç tanede dünya güzeli kızı varmış.

Kızlardan en büyüğü, Melanito, ortancası Hipolito en küçüğünün adı da Antihipo imiş.

Ha… Az kalsın unutacaktım bunların bir de, tercihini transseksüellikten yana koyan “Edessa güzeli “adında bir kardeşleri varmış.

Bahse konu olan Kral, Edessa şehir devletinin kralıymış.

Kızlar büyümüş, serpilmiş dünya gözeli oluvermişler.

Artık şehirdeki herkesin dikkatini de çeker olmuşlar.

Okul çağlarına gelince kral babaları, büyük kızı Nusaybin kolejine, ortancasını Kinnesrin kolejine, küçüğünü de çok sevdiğinden dolayı, Edessa kolejine göndermeyi planlıyormuş. Bir gün bu eğitim öğretim planını, kızlarına anlatmış lakin bu dünya güzeli olan kızları, babalarının bu girişimine karşı çıkmışlar.

Hayır, baba demişler! Biz ok-yay kuşanıp, oraya buraya seyrüsefer etmek istiyoruz demişler. Kardeşleri “Edessa güzeli” de, Roma lejyoner gazinolarında askerleri eğlendirmek, ardından da ünlü bir türküçü olmak fikrini kafasına koymuş. O da kız kardeşleri gibi, okula gitmeyi ret etmiş.

Durup durup; “hayır baba ben metroseksuel bir türküçü olacağam, oğumak istemiyem” deyip durimış.

Babaları çocuklarının bu durumuna çok öfkelenmiş lakin bu öfkeci tutumunu da çocuklarına karşı bir baskı aracı olarak kullanmak istememiş çünkü o sosyal demokrat biriymiş.

Bu olaydan çok kısa bir zaman sonra, kral baba, saray da bir entrikaya kurban gitmiş. Yerine daha vatansever, hamiyetperver, memleket sever bir kral olan Bar Mesto Josef geçmiş. Bu kral memleketin derdiyle dertlenen, kederiyle kederlenen, dört dörtlük bir Edessalıymış. (İsotçu değil ha yağniş anlamayın.)

Yeni kral, çok kısa zamanda içersinde, ölen kralın güzel karısı Pentesileaya’ya, temizinden bir muta nikâhı atmış, onu da hareminin gözdeleri arasına katmış.

Yeni kral yaptığı açılımlarla kısa süre içersinde, Melanito, Hipolito, Antihipo ve metroseksuel kardeşleri Edessa güzelinin sevgisini ve saygısını kazanmış.

Bir gün üvey çocuklarını toplamış onlara şöyle bir nasihatte bulunmuş:

“Bakın Kızlarım, günümüzde durum çok kötü, şimdiye kadar eğer kimseler size bir kötülükte bulunmadıysa, size göz koymadıysa, yan gözle bakmadıysa, sizi yurt dışına kaçırmadıysa, tarihi eser kaçakçıların eline düşmediyseniz bu ölen babanızın hatırasınadır.” Demiş.  Eğer beni dinlerseniz, artık at üstünde, orada - burada ava gitmeyin. Sizlerde biliyorsunuz ki zamanımız çok kötü bir zaman. Zengin Roma tüccarları sizi Pera’nın arka sokaklarında pazarlayabilirler, siz gelin beni dinleyin. Hani ne olur ne olmaz, size birer Zenit dikiş makinesi alayım, sarayımın yan tarafındaki atölyede, mahallenin kızlarına ÇATOM çatısı altında site devletimin kızları olan bacılarınıza, kurs verin.  Eyyubiye’li, Yakubiyeli kızlara biçki dikiş öğretin, hem site devletimin kızları iş güç sahibi olur, hem ekonomik bağımsızlıklarını kazanmış olurlar, ekonomik bağımsızlıkları olunca kocalarına karşı dilleri uzun olur. Yok, istemiyorum diyorsanız sizi kültür varlıkları kurulu Harran’ı kurtarma etüt ve proje Koordinatörlüğünde görevlendireyim, efsanevi Edessa’nın ortaya çıkarılması ve güzelleşmesi için, muasır site devletleri statüsüne yükselmesi için, kültürel lejyonerlerimle birlikte biraz caba sarf edin. Bu arada, yatıp kalkıp şükredin, eğer “Glıgamışın kurnaz tanrısı Enki” gibi bir kralınızın olsaydı daha az şükrederdiniz“ demiş.

Hayır, baba demişler “ bizi illaki, Botan çayına keklik avına gönder” demişler.

Eğer üvey baba isen, üvey babalığını bil, lütfen bize engel olma demişler.

Kral baba hayır demeye hazırlanırken;

Melenita ağzından alev fışkıran atıyla öne atılmış:

“Bizi yolumuzdan döndüremesin baba! Çünkü biz Pala Remziy’e söz verdik, Botan çayına, keklik avına gideceğiz, bizi hiçbir güç bu saatten sonra zapt edemez kusura bakma “demiş!

Ama kızım bak, bizim gül gibi Bardayşan çayımız var, buralarda keklik avlasanız, aslan avlasanız olmaz mı?

Olmaz baba olmaz, bize engel olma.

Kızlarım korkarım ki size bir zarar gelir, sonra Edessa halkı çok üzülür, arkanızdan yas tutarız, gelin; “sizi el götüreceğine sel götürsün” ha olmaz mı, demişse de, üvey kızlarına bir türlü söz geçirememiş.

O arada Metroseksuel Edessa güzeli kardeşleri söze karışmış:

Babişko boşuna “kızını dövmeyen dizini döver” dememişler demek ki!

“Hadi oradan zibidi, sanki sen onlardan geri kalansın” demiş.

Ama baba ben imparatorlukta ünlü bir türküçü olacağam.

Türküçü olsan ne çıkar amazon aznavuru!

Krallık soy ağacımızı lekelediğinin farkında mısın zibidi?

“Ama babişko biliyorsun Edessalıların sesi güzel olur, biz bu Roman âleminde yemesini ve yedirmesini çok iyi biliyoruz” demiş.

Kızlar sözün uzadığını görünce atlarını dehleyip Botan çayına doğru yol almışlar. 

Av partilerinde, bir hayli maharetli olan bu dünya güzeli kızlar, meğer aynı başarıyı savaş meydanlarında da gösteriyorlarmış.

Bir defasında Habur çayında bir av partisinden dönen kızlar, kutsal şehirleri Edessa’ya saldıran Persleri Samsat kapıda görünce çılgına dönmüşler.

Tabi o zamanlar Edessa’nın dellodaş ordusu’da savaşta bir hayli başarılı bir orduymuş çünkü Edessa dellodaş ordusu seçkin birliklerden oluşuyordu.

Persleri üç gün, üç gece taş atışana maruz bırakan ordu, Persleri şehir Suru’nun biraz gerisine çekilmeye zorlamışlar. İşte yukarıda da bahsettiğim gibi o sıralar av partisinden dönen, Melenito, Hipolito ve Antihilipo Pers ordusuna nihai darbeyi vurmak için ağızlarından alev fışkıran atlarını Bardayşan nehrinin öte tarafına sürmüşler. Burada mevzilenen Pers ordusunun içine at sürüp, at dalışı yapan ve tek göğüsleri dışarıda olan bu cengâver savaşçıların o silikonlu göğüslerini gören Persliler, hayretler içersinde kalıp bir an olsun bu manzarayı seyre dalmışlar. Kraliçelerin ok darbeleriyle ölen her Pers askeri, ruhunu teslim ederken ağzından bir tek kelime dökülüyormuş:

 “Wana çıto çiçikin”

Eee… Erkek milleti değil mi?

Evet. Pers ordusu olduğu yerde mıhlanıp kalmıştı.

Melanita bacının ok ve yay kullanma maharetinin ünü, Edessa site devleti dışına taşmıştı! Tabi bir de dillere destan güzelliği vardı bu güzeller güzeli Melanitonın.

Bu kızımızın mozaiğini bin yedi yüz yıl sonra gören sabırsızın biri, yıllar sonra şöyle bir laf edecek, tarihe geçecekti:

“Melenito kımın bi avradım oladı, yüz bin Portekiz pezetesı borcum olaydı”

İşte 1.Bardayşan savaşında, Melenitonın, Hipolitonın, Antihiponun peşe peşe Pers ordusuna oklar fırlatması, tek göğüslerini teşhir etmesi sonucu pers ordusu Dayşan ırmağı kenarında ağır bir yenilgiye uğradı. Persliler neye uğradıklarını şaşırmış, ardına bakmadan Kara Amide doğru kaçmaya başlamışlardı. Kendilerini tekrar toparlayıp Edessa’yı kuşatmaları için, aradan tam bir asır geçmesi gerekiyordu ve nitekim de öyle oldu. Yer yer surları yıkılan Edessa’da halk, tekrardan surları onarmış, gündelik yaşam yavaş yavaş normale dönmüştü. Kazanılan 1.Bardayşan zaferinden sonra “Amazonun üç gülü” sarayda bir suikasta kurban giden babalarının mezarına giderek şofıl çiçeği bıraktılar, ardından da babalarına şöyle seslendiler:

Sevgili babamız, haşmetli kralımız, Edessa’nın ölümsüz kralı, saygıdeğer babamız şimdi bize söyle: “Bu dünya da kalemi mi daha keskin, yoksa kılıç mı?”  

Kış gelmiş kümülüs bulutları Edessa göklerinde küncülü helva yapıyorlardı. Şimşekler alev alıp, yeryüzünün uğursuz yerlerine yağıyor, beklenen yağmur nihayet Sep gününde Edessa’ya düşüyordu. Yağmur öylesine şiddetle yağıyordu ki, Dayşan kenarında üvey babalarına ait villada derin bir uykuya dalan, Melenito, Hipolito, Antihipo kabaran köpüren antik dayşanın sel sularına kapılarak gözden kayboldular. Haberi çok çabuk alan Şırın bir adam, şehrin diğer ucundan koşarak, kralın kucuna geldi:

“Sevgili haşmetlim, memleket sever, hamiyetperver kralım, senin kızların kötü yola düştü haberin var mı” dedi.

Kral üzgün ve bitkindi.

Evet der gibi başını hafifçe öne eğdi.

Sonra dudağından şu kelimeler döküldü:

“Keşke onları cumhuriyet balosuna götürseydim de bunlar başlarına gelmeseydi” O gün Edessa halkı, üç gün üç gece kraliçelerin yasını tuttu.

Kilisedeki çanlar, giden canlara, çan çaldı, hem de üç gün boyunca…

Edessa’nın mütedeyyin halkı, kraliçelerine ağlıyordu.

Tabi yine en fazla ağlayan, beyaz saçlı kraldı.

O günün anısını yaşatmak için Nafia müdürlüğü, kültürün bahçe duvarına, bu üç kraliçenin resmini zibidi bir heykeltıraşa resmetti.

İşte o gündür bu gündür hala Tılfındır da:

Kolumu salladım toplar oynadı,

Haleplide sular kaynadı,

Kraliçelerim dayşan ırmağına dayandı 

Dı yeri yeri, arkeologlarım yeri

Gitti Mozaiklerim gelmiyor geri… Türküsünü çığırır dururuz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mert Cömert 7 ay önce

Hay ağzıya sağlık babo! Çox gozel hafızamıza nakşetmişsen, kalemiye ve hayaliye sağlık.

banner8

banner6