İsrail’in hedefi Filistin’ deki son toprak parçalarında da demografik yapıyı değiştirmek ve direnişi imkânsız kılmak ve işlevsizleştirmek.

İsrail, bekçisi olduğu batının etkin olduğu uluslararası tüm kuruluşların göstermelik tüm kararları yaptırıma dönüşmediği için serbestçe hareket edebilmektedir.

İsrail, defakto bir oluşum. Şimdiye kadarki tüm adımları da defakto. Bir oturmuşluğu/kökü/kökeni yok. Filistin’ e ait bir yapı değil Siyonizm. Bu bakımdan hep defakto davranır, acelesi vardır hep ve elini çabuk tutar. En küçük bir fırsatı kaçırmaz. ABD ve onun desteğiyle, dünyanın gözleri önünde her türlü çirkinliği, zalimliği yapar ve sürekli genişlemeyi önceler. Nitekim Trump döneminde bu konuda oldukça ilerlemeler sağlandığı söylenebilir ancak İsrail’ in bir türlü üstesinden gelemediği bir durum söz konusu: Güvenlik. Bu konuda oluşturulan zorlama algılardan biri şu: Sanki bütün dünya, işini gücünü bırakıp İsrail’ in güvenliğini sağlamak zorunda. Çünkü Yahudiler “soykırıma” uğramış, mağdur olmuş ve bu acıların bir ödülü olarak da onlar var olmalı ve güvende olmalı.

Aslında düz bir mantıkla bakıldığında itiraz edilebilecek bir yönü yok ama işin aslına bakıldığında durum hiç de öyle değil.  Onları topluca öldürenler Müslümanlar değildi. Yahudilerin mağdur edilmesi ve mazlum duruma düşmesini Müslümanlar istemedi ve tam tersine tarih onları mazlumiyet dönemlerinde esas koruyanların Müslümanlar olduğunu da göstermekte. Batılılar, onlardan kurtulmak, Batı Asya kaynakları üzerindeki kontrolü sağlamak ve sürdürmek için bu defakto terör yapılanmasını vücudun kabul etmediği bir organ misali Filistin’ e monte etti ve zorla/zorbalıkla yaşatmak istiyor. Onlara toplu katliamlar uygulayanlar, onlara diyet borcunu ödemek istiyorlar idiyseler, kendi toprakları üzerinde onlara yer verebilirlerdi. Diğer bir husus, mesele Yahudiler değil; Siyonizmdir. Bir de kavramlar vardır ve bu kavramların hepsine İsrail’ e has anlamlar yüklenmiştir. İsrail’ in güvenliği, kendini savunma hakkı, sivil, yerleşimci, anti semitizm, İsrailli Araplar, terörizm ve barış gibi kavramların hepsi bu bağlamdadır.

Kısaca değinmeden önce neye karşı olunduğunu ve nasıl bir çözümün mümkün olduğunu ve bunu kimin reddettiğine bakalım: Yerleşimci: Başka ülkelerden gelip, Filistinlilerin evlerine, mülklerine çöken işgalci zorbalara verilen ad. Hayır, bunlar sivil olamaz, işgalcilik sivillik olamaz, böyle bir tanımlama yok. Dolayısıyla İsrail ' de sivil yoktur. Filistinller; İsrail’ den önceki Filistinli Yahudi ve hristyanların her türlü hakkına saygılıdır ve hatta garantisidir.

İsrail ile birlikte Filistin’ den tehcir edilmiş Filistinliler, Yahudiler ve Hristiyanların karar birlikte bir sistem ve çözüm üretmelerine itiraz etmemekteler zaten İsrail’ den önce bunlar arasında bir problem yoktu. Bu çözümün gerçekleşmesi için İsrail ile birlikte Filistin’ e gelen Yahudi işgalcilerinin, geldikleri ülkelere gitmesi veya Filistin’ i terk etmeleri; İsrail’ in tehcir ettiği başka ülkelerdeki Filistinlilerin de kendi vatanlarına geri dönmesi gerekir. Bu fikir/çözüm bu gün için mümkündür ve gerçek Filistinliler, Yahudiler ve Hristiyanlar da bu çözüme sıcak bakmakta ve adı Darüsselam/Barış yurdu olan Kudüs’ e postallarıyla giren Siyonizme de karşıdırlar. Ancak Siyonist terör çetesi Filistin’ i terk ederse bu kesimler tekrar barış içinde yaşama ve Kudüs’ e saygı ile davranan bir atmosfere tekrar kavuşabilirler.

Batı için İsrail’ in işlevselliği ve ona yüklenen anlam oldukça kullanışlı bir manevrana alanı oluşturmaktadır. O yüzden bu defakto paradigmadan vazgeçmeyi, uluslararası hukuku ve kendi icat ve değerleri olan insan haklarını çiğneme pahasına da olsa, düşünmemektedirler. Onların bu tavırları, İsrail’i biraz daha yaşatmak içindir ama bu da mazlum Batı Asya coğrafyasına ve özellikle de Filistin’ de yaşayan mazlumlara çok pahalıya mal olmaktadır. Yukarıda değinilen bazı kavramlara kısaca değindikten sonra devam eden “Kudüsü’ ün Kılıcı” direnişini irdeleyelim. Bizlerin Filistin dediği topraklarla Siyonizmin İsrail dediği topraklar nereler? Siyonizmin İsrail dediği topraklar, kendi adlandırmaları ile vaad edilmiş topraklar, Nil’ den Fırat’ a kadar olan ve içine Türkiye’ nin Güneydoğu bölgesini yani Diyarbakır’ ı, Urfa’ yı da içine alan bir bölgeye tekabül etmektedir.

Dolayısıyla İngilizler tarafından silahlandırılan Siyonist çetelerin yetersiz kaldığı durumlarda İngiliz askerlerin binlerce Filistinliyi öldürdüğü ilk kuruluş yıllarından itibaren İsrail, sosyal medyada da bolca rastladığımız haritalardan da anlaşıldığı üzere sürekli bir işgale devam etmekte ve nihai hedefi olan mezkur sınırlar içinde kalan bölgeleri işgal edene kadar da durmayacaktır.

İşte İsrail’ in bu hedefine yürürken yaptıkları tüm insanlık ve hukuk dışı uygulamaların tamamı kendini savunma hakkı ya da var olma hakkı çerçevesine oturtulmakta, buna itiraz eden, direnen esas sahiplerin yaptıkları ise terörizm olarak lanse edilmekte, bu işgalci ve insanlık dışı politikalara en ufak bir eleştiri getirenler ise antisemitist olarak afişe edilerek dünyada Siyonizm ve onun politikalarına yönelik tüm sesler bastırılmaktadır.

Bu ucube paradigmanın devam ettirilmesi ve işgal politikalarının itirazsız devam edebilmesi durumuna da barış demektedirler. Mesela Trump’ un, Suriye’ ye ait olan Golan tepeleri’ ni ve başkent olarak Kudüs’ ün tamamının İsrail’ e ait olduğunu rahatlıkla belirtebilmesi bize ilginç gelmişti. Ancak Trump, aslında Amerika’ nın maskesiz gerçek yüzüdür. Siyonizm’ in gerçek yüzüne ne kadar da benziyor değil mi?

Peki İsrail’ in güvenliği ne demektir? İsrail’ in buraya kadardır dediği sınırlara kadar dayanması için gerçekleşecek katliam, tehcir ve genişleme yolunda ilerlemesi ve güçlü olması mı? Çok silahları olması veya nükleer silahları olması mı? E nükleer silahları da var ama bir türlü güvenlik sorununu halledemiyor nedense. Araplar vazgeçtik Filistin’ den, yaptıklarının hepsi normal deyip “normalleştiler”. Yeter mi? Hayır. Çünkü İsrail’ in güvenliği için şimdiye kadar öldürülen ve yurtlarından edilen milyonlar yetmiyor, İslam ülkelerindeki işgaller yetmiyor, çevresinin de sağlama alınması, büyük ülkelerin hatta küçük ülkelerin de en küçük parçaya kadar bölünmesi gerekli. Bunu itiraf etmekteler ve zaten yapmaktalar da. Irak, Suriye, Yemen… İşte İsrail’ in güvenliği, milyarlarca Müslümanın İsrail’ e teslim olması demektir. 

Dolayısıyla İsrail’ in istekleri gerçekçi değil, çok şey istiyor ve karşılanması mümkün değil. Mümkün değil denilen birçok şeyin mümkün olduğuna şahit olmamıza rağmen mümkün değil çünkü aynı zamanda direnişin mümkün olmadığı, İsrail’ i yenmenin mümkün olmadığı da söylendiği halde son günlerde yaşananlarla Allah’ın hesabı neyse onun mümkün olduğunun kanıtlanması gibi.

”Kudüs’ ün Kılıcı”, Gazze’ de 10 şiddetinde deprem etkisi yapan bombalarla kadınları ve minik bedenleri parçalarken; Normalleşenleri, Satanları, haysiyetsizleri, ümmeti terk edenleri, Yüzyılın Anlaşmasını, Büyük İsrail’ i, Arz-ı meud istismarını, namazlı, cübbeli Siyonist zihniyetleri, onların maskelerini de parçalamıştır.

Bu kutlu direnişe/”Kudüs’ ün Kılıcı” na selam olsun!

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.