Öne Çıkanlar urfa MİLLET RAMAZAN HLİALİYE göbeklitepe

‘Mezopotamya Benim’ Şanlıurfa’da çekilecek!

Geçtiğimiz Aralık ayında vizyona giren ve başrollerinde İsmail Hacıoğlu, Ebru Şahin,

Burcu Kara gibi ünlü isimlerin yer aldığı ‘Şuursuz Aşk’ sinema filminin yapımcısı Orhan Şeddatlı ile

sinema sektörü hakkında genel bir söyleşi ile siz okur severlerimizin karşısındayız.

Orhan Bey sizlerin de içinde bulunduğu sinema sektörünün son birkaç yılını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bilhassa şu meşhur mısır savaşlarından öncesi ve sonrasını…

Aslında sinemanın ülkemizde genel sıkıntılarını ele aldığımızda, mısır savaşları devede kulak kalıyor diyebiliriz. Yine de biz bir süre gündemi, birkaç kişinin ticari çıkarlarını sarsan, söz konusu konu ile başlayalım. Bu, içi boş söylem aslında. 40 yıldır ülkemizde genel bir hastalık olan, ticari sömürünün dışavurumuydu diyebiliriz. Şöyle düşünelim! Sen sinema salonu olarak teknik anlamda dünya ile kıyaslandığında, müşterine hiçbir yenilik sunmuyor. ‘K’ kalitesi (çözünürlük teknolojisi ) olarak dünyanın çok ama çok altında bir kalite ile seyircinin karşısına çıkıyorsun. Bu da yetmezmiş gibi hem bilet fiyatlarını oldukça yüksek satıyor; hem de gelen tüm kitleye en az 20 dakika, hatta bazen yarım saat süren reklamları izlemeye, salonda mecbur bırakıyorsun. Ayrıca mısır ve her türlü içeceği normal fiyatının 4 katı bir tutarla servis etmeyi kendinde hak sayıyorsun. Yapım firmaları da gelir paylaşımı konusunda haklı ya da haksız duruma tepki göstermeye başlıyor. Dikkat ettiniz mi? Bu kavgada halkı düşünen hiç kimse ya da taraf yok. Bu tartışma ‘körler sağırlar birbirini ağırlar.’ Meselesinin sözde aydın, sinema yapımcılarının ve salon işletmelerinin entelektüel versiyonudur. Çok sıkıcı ve akıl dışı bir saçmalıktı.

Peki, sizce sinema sektörünün genel sorunları nelerdir?

Ülkemizde sinema sorunlarını ele alırsak, abartısız ansiklopedi serisi haline getirebiliriz. Ama pratik olarak özetlemek gerekirse, ülkemizde sinema son 15 yıldır ‘gelişiyorum’ naraları atarken, maalesef kültür unsuru olmaktan hızlıca uzaklaşıp; sadece para odaklı müteahhit zihniyetli yapımcıların elinde, bugünkü çaresiz durumuna evrildi. Bu durum ülkemizde ciddi bir bilinç yozlaşmasına sebep oldu. Elbette eğlenceli filmler yapılmalıdır. Ve tabi ki, ticari kaygılarda söz konusu olmalıdır; çünkü ciddi maliyetler söz konusudur. Ancak sadece ve sadece tüm bunları göz önünde bulundurarak film yaparsanız, 15 yılın sonunda kulağa hoş gelmeyen sözler duyabilirsiniz.

Herkes ‘Eşkıya’ filmi ile ciddi umutlara kapılmıştı. Sektör ivme kazanacak. İyi filmler gelecek ve bizler uluslararası platformlarda iyi sinemalar yapacaktık.  Artık günümüzde, bu gerçekten, oldukça uzağız. Neden biliyor musunuz? Çünkü artık yapımcılar 6 ay sonra ödeyeceği çekin tutarını düşünerek istem dışı genetik evrim geçirmiş 90 dakikalık, bir şeyler çekip duruyorlar.

Herşeyden önce sektörün, ayakları yere basan, bir akademik yapılanması, maalesef söz konusu olamadı. Bu söz konusu, önemli açık ise gelişi güzel bir piyasa yarattı. Sinema alınan, satılan ve tüccar gözüyle bakılan bir argümana dönüştü. Gerçek değer elde edemeyen, gerçekten üretemeyen ya da buna ihtiyaç duymayan kör bir kitlenin elinde akıp giden, yok olan ve tarihe gömülerek, bizlere Yeşilçam Filmlerini defalarca tekrar tekrar izleten sanatın karanlık çağını yaşattılar.

Aslında bu cevaptan sonra çok da sorulacak bir şey kalmadı. Peki, oyuncu ve set ilişkisi diyelim…

Aslında oyuncu ve set ilişkisi de az önce verdiğim cevapla çok bağlantılı… Günümüzde gerçekten işinin hakkını veren, iyi proje arayan, çok saygı duyduğum isimler mevcut olsa da istisnalar hariç, idealist çok oyuncu var diyemem. Utanmasalar tuvalete bile menajerleri ile gidecekler. Hani şu senaryoyu alıp değerlendireyim. Efendim bu bana ne katar diyen bir yapı çok da kalmadı açıkçası…

Çok kez şahit olduğum, bu ülkeye adını gerçekten popüler kültür anlamında kazımış;

sorduğunda : “Benim işim iyi filimler” diyen çok fazla pinokyo  gördüm. Kadın ya da erkek ağzını:  “Sanat yok maalesef’’ diyerek açıyor; konuşmasının sonuna doğru: “Benim fiyatım bu” diyor.

“Gişe kaygısıyla film yapmayalım” diyor. Parasını peşin istiyor. Ben, oyuncu emeğinin karşılığını istemesin demiyorum. Biraz da sanat kaygısı gütsün istiyorum. Bunun gibi trajik komik onlarca örnek sayabilirim. Açıkçası sinemayı yeni jenerasyonun biraz kurtarabileceğinden umutluyum. Mevcut kafalarla biraz zor görünüyor. Birde ‘Bizim milletimiz anlamaz’ klişesi beni öldürüyor. Hem kötü iş yap. Bu millet yine de gidip izlesin; hem de bizim millet anlamaz de. Oldukça ciddi bir komedi anlayışı.

Peki, yeni projeler diyelim…

Şu anda uluslararası bir projenin senaryosu bitmiş durumda. Filmin Türkçe adı ‘Mezopotamya Benim’ oldukça maliyetli bir film. Netflix orginal içerik olarak tasarlandı ve memleketim olan Şanlıurfa’da çekmeyi planlıyoruz. Senarist ve Yönetmen Umut Ertek ve ekibim gece gündüz mekân bakmaktayız. Zor bir film olacak. Konu olarak hiç işlenmemiş ve yıllarca arşivdeki yerini sıcak olarak koruyabilecek bir sinema filmi olabilmesi çabasındayız. Aynı anda 190 ülkede izleyicilerin beğenisine sunacağız. Amaçladığımız en önemli şey, film bittiğinde montaj aşamasında, “Evet! İyi sinema yaptık” diyebilmenin mutluluğunu tadabilmektir. Benim için önemli olan başka bir unsur da Urfa’nın ciddi anlamda dünyaya tanıtılabilmesidir. Oldukça tecrübeli bir kadro ile kayda değer bir mesai harcıyoruz.

‘Mezopotamya Benim’ filminin konusundan biraz bahsetmek ister misiniz?

Senaryosu daha önce hiç denenmemiş bir konu üzerine yazılmış; heyecan verici bir öykü diyelim. Gerisini sürpriz olarak bırakmakta fayda görüyorum. Film bittikten sonra hep birlikte izleyip göreceğiz.

Bu sinema filminden sonra başka projeleriniz olacak mı?

Evet, 8 bölümlük bir Netflix belgeselimiz olacak. Adı  ‘’TheShiddis’ yani Şeddadi hanedanlığını anlatan bir proje olacak.

Nasıl? Bildiğimiz Şeddadi aşiretini kapsayan bir proje mi?

Sizin bildiğiniz aşiret tarafı; ancak asıl mesele zamanında kurulmuş olan, Şeddadi Devleti’nin süreci ve hükümdarlarını kapsayan bir süreci beyaz perdeye aktaracağız. Şeddadiler uzun yıllar büyük savaşlar da boy göstermiş ve büyük İslam komutanları çıkarmış. Tarihte önemli bir yer tutmuş geniş bir hanedanlıktır. Bu durumu arşivlere hakkı ile geçirmek ve yaşatmak istiyoruz. Dünya genelinde ciddi bir Şeddadi nüfusu var. Hanedanlığın geçmişi muhteşem olaylarla doludur. Büyük bir keyifle bu projenin de hayata geçirilmesi beni mutlu ediyor. Ben de bir Şeddadi olarak üzerime düşen görevi yerine getirmiş olacağım. Hayatta her şey para olmamalıdır. Gelecek nesillere elle tutulur bir şeylerde bırakmak bence çok daha önemlidir.

‘Şeddadi Film İnternational’ın hedefleri nelerdir?

Coğrafyamız adına gerçek filmler üretmeyi amaçlayan bir anlayışla, yolumuza devam ediyoruz. Belli kalıplara bağlı kalmayan, çok da kuralcı bir yaklaşımda olmayan dünya standartlarında projeler yapmayı amaçlamış birkaç çılgın arkadaş olarak nitelendirebilirim.

Akademik açıdan da uzun bir zamanınız okumak ile geçmiş eğitim serüveninizden biraz bahseder misiniz?

Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. İkinci üniversite olarak hukuku tercih ettim. Hukuk her zaman tarihsel açıdan da ilgimi çekmiştir. Kendimi bildim bileli geçmiş medeniyetlerin adalet ve hukuk sistemlerini araştırmayı sevmişimdir. Çünkü tarihsel hukuk sistemleri kraliyet ve imparatorluklar adına çeşitli tüyolar içeriyor. Yakında sanat tarihi üzerine de akademik bir sürece girmeyi planlıyorum, ayrıca genel eğitimi çeşitli metotlarla da geliştirmeyi seven biriyim.

‘Mezopotamya Benim’ projesinde Urfa’yı tercih etmenizin özel bir sebebi var mı?

Urfa özellikle açık hava müzesi olma haricinde, ciddi bir plato diyebiliriz. Gerek yapıları ve dar sokakları, gerekse muhteşem medeniyetlere ev sahipliği yapması sebebi ile bu zamana kadar çok da hak ettiği değeri bulabildiğine inanmayanlardanım. Urfalı olmamın bu tercihimde çok fazla etkisi yok. Çünkü Urfa başlı başına şaheser düzeyinde, ciddi bir açık hava platosudur. Halfeti’sinden, Bozova’sına, tarihi hanlarından, konaklarına, Harran’ından, Takoran Vadisi’ne saymakla bitmeyen hazinelerle doludur. Bu hazineleri artık gün yüzüne çıkarmak da bizim vazifemiz.

Peki! Pandemi süreci ve sonrası, sinema salonları nasıl etkilendi ve etkilenecek ve Netflix platformu sinema salonlarını sirkülasyon konusunda etkiler mi?

Her iki durumda hiç kuşkusuz etkiler, etkiledi de... Bunun için almaları gereken en acil önlem, yakında yapım firmaları ile toplanıp yapımcılarla radikal kararlar alıp; olumsuz etkiyi ve düşüşü yavaşlatmak adına bilet fiyatlarını çok daha düşük fiyata satmalarıdır.  Bunu da yapmak zorunda kalacaklar zaten. Bu asla kaçacakları bir durum değildir. Tüketici evde, ayda 13 TL’ye kendi mısırını patlatma özgürlüğü ile kurallar içeresinde film izleme tercihi arasında ne kadar kararsız kalabilir ki?

Özetle şunu söyleyebiliriz: Artık kural ve şartları salonlar değil, izleyici belirleyecek. Aldığım birebir ağızdan bir haberi sizlerle paylaşayım. Türkiye’de yakında 83 salon zaten kapanacak, pazar küçüldü bile. Bu durum yakında yaz aylarında çok ucuza açık hava sinema kobilerine dönüşebilir. Bu durum da kötü olmaz 1960’ları yaşama keyfine varırız. İnsanlar arabalarından film izleme fırsatını tekrar yakalarlar.

Netflix ‘in ahlak yapısını bozduğu konusundaki iddialar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Netflix yeni bir olay değil ki…

Örnek 1970’li yıllarda erotik furyası bu ülkede yaşanmadı mı?  Sonrasında video kiralama dönemleri, videocular Netflix’in dükkân haliydi ki, Netflix’te malum filmler izleyemiyorsunuz!

Sonrasında bu ülkenin özel TV kanallarında kırmızı noktalı yayınlar ve şifreli yayın dönemi. Ve daha düne kadar korsan CD tezgâhları, neler satılıyordu neler? Bugünkü bürokratlar o dönemde iktidarda değiller miydi? Aralarından bazıları belediye başkanıydı, o tezgâhlarda tek bir ahlaksızlık yok muydu ki. Adamlar korsan satıp telif hakkı çiğniyor. Vergi veren yapımcı ve emekçilerin

hakkını hiç ediyor hem de malum film CD’leri satıyorlardı. Şimdi hiç bir şey olmamış tüm bunlar yaşanmamış gibi bütün suçu Netflix’te aramak biraz haksızlık gibi geliyor bana. Ayrıca Netflix’e insanlar para ile tercihle, üye oluyorlar. Ayrıca tekrar altını çiziyorum. Netflix malum film yayını yapan bir platform değildir. Orada faydalı belgeseller de var çizgi filmler de var. Gereksiz bir gündem olarak düşünüyorum.

Hüseyin ÖZKAN- GAZETE İPEKYOL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Demirel 2 ay önce

Urfa için urfanın tanıtımı için çok önemli bir değer. Kıymetini bilmek gerektiğini düşünüyorum.

Avatar
Fatma arık 2 ay önce

Başarılar diliyorum