UA-89691712-1

            İnsan; duygu, düşünce ve davranıştan ibarettir. Bunlara rengini veren ise yaşadığı toplumun kültürel yapısıdır. Burada kültür nedir, nasıl oluşur, nasıl devam eder, neye dayanır, merkezinde ne vardır ve neleri içine alır gibi kültür ile alakalı meselelere girecek değiliz. Asıl üzerinde durmak istediğimiz nokta kültürün özgürlüğümüzü etkileyip etkilemediğidir.

          Bizi ilgilendiren şey bu noktada kabullerimizdir. Bunların ne kadarı kültürel ve ne kadarı özgün bir şekilde bize aittir. Kabullerimiz kültürelse tutsağız, bize aitse özgürüz diye bir tespit yapabiliriz. Bunun ispatı hayatın içinde aşikârdır. İnsan kitleleri bulundukları coğrafyaya bağlı olarak o coğrafyanın dini, ideolojik veya felsefi olan kültürel izlerini taşırlar. Bu da gösteriyor ki insan kabulleri, kuşatılmış oldukları kültürel dinamiklerle oluşuyor.

          Genel olarak özgür müyüz!? Hayır!!! Kabullerimiz aslında bize ait değil. Çünkü özgürce sahiplendiğimizi sandığımız kabuller dışarıdan bize enjekte/empoze edilmiş kabullerdir.

          Oysa her insan kendi yolculuğunu kendisi yapmalı. Limanlarını kendisi seçmeli. Başka limana gitmesi gerektiğine de kendisi karar vermelidir. Bunu başarabildiği zaman kendi hayatını yaşamış olur. Bunun adı da özgürlüktür. Aksi halde başkalarının hayallerinin malzemesi durumuna düşer. İnsana yakışmayan ve insan harcayan zelil bir durum bu.

          Böyle bir durum tespitinden sonra şöyle bir soru önem arz eder. İnsan içinde doğup büyüdüğü, içinde yaşadığı kodlarıyla kodlandığı kültürü aşabilir mi? Aşabilirse kimler ve nasıl aşar?

          Kendi kültürünü aşabilmek mümkündür ama realitede bunu çok az kimse yapabilir. Bunu yapmaya karar vermede iki temel durum gerekir. Farkındalık ve acı.

          Sahip olduğu kabullerle, varlığı çelişkisiz ve yeterli olarak izah edemediğiyle yüzleşenlerde kendi kabullerine yönelik bir farkındalık oluşur. Farkındalık tek başına yeterli değildir. Paralelinde acı duyması lazım. Yaşadığı kültürel kuşatmanın onu rahatsız etmesi, ruhunu ve tüm varlığını bir kıskacın içindeymiş gibi hissetmesi lazım. Etrafındaki çitler onu rahatsız etmeli, tüm benliğinde bir acı duymalı insan. İşte o acı değişimin temel dinamiğidir. Acı çeken acısını dindirmeye yönelik bir yolculuğa çıkar. Bazen acıdaşlarla bazen de tek başına. Bir müddet üşür ama artık gerekirse bütün kabullerini geride bırakmaya yönelik bir yolculukta mesafe almaya başlar. Kabuğunu kırmıştır artık. İşte kültürel kabuğunu kırabilenler bunlardır. Bunlar da ne kadar azdır.

          Bu yolculuğun beraberinde ulaştığımız sonuçlar bizimdir artık. Ancak o zaman hayatı kendi adımıza yaşayabiliriz. Sonuçlara kendimiz ulaşırsak bu hem kalıcı olur hem de her durumda izah edebiliriz. Çünkü bedel ödediğiniz bir şeydir bu.

          Zaman içerisinde bize ait şeylerin değişmesi gerekiyorsa, yine bize ait olan yerini alır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hemhal 2 hafta önce

Farkındalık ve acıya vurgu yapmanız çok önemli. Dert ve acı sahibi olmak aynı zamanda insana sorumluluk duygusu verir. Derdi ve acısı olmayan veya bunu hissetmeyen sorumlu sahibi olamaz. Kaleminize sağlık

Avatar
Süleyman Solylu 6 gün önce

Çok güzel olmuş ülkemizde sizin gibi yazarların olmasından çok memnunum.