Urfa’mız da küresel ısınmadan, kuraklık ve yağış yetersizliği şeklinde payını almaktadır.

Nüfusu hızlı bir artış gösteren şehrimiz büyük bir yapılaşma süreci yaşadı ve yaşamaktadır. Artan nüfusla beraber; araba, klima ve sair ısınmayı tetikleyici etkenlerin de artması bir yana; yapılaşma için kesilen ağaçlar ve yok edilen yeşil alanları da hesaba kattığımızda durumun vahameti daha net ortaya çıkıyor.

Elbette Belediyeler, çeşitli resmi ve sivil kurum ve kuruluşlar zaman zaman ağaçlandırma çalışmaları yapmaktadırlar ancak görünen o ki; Urfa için kesinlikle çok daha fazlası gereklidir.

Bu bağlamda özendirici ve teşvik edici olarak çocuklar ve gençlerin veya isteyen herkesin ağaç dikebileceği alanların tahsis edilmesi tarzında ağaçlandırma projelerine daha fazla ağırlık verilmesi önemlidir…

***

İslam denge kavramını önemser. Adalet ve fıtrat kavramlarını da. Aslında bu üç kavram aynı noktada kesişirler. İslam, fıtratı; düzen, olumluluk/iyi ve denge gibi anlamlarla tanımlar. Adaleti de denge kavramıyla tanımlar ve adalet için; her şeyin olması gerektiği gibi ve olması gerektiği yerde olması olarak tarif eder.

İslam; insanın/fıtratın, toplumun/toplumsal düzenin, doğanın/doğal olanın korunmasının, bunlarda içkin olan dengeyle mümkün olacağını ve bu dengenin/düzenin/mekanizmanın/hiyerarşinin/diyalektiğin önemine işaret eder.

Küresel kapitalist sitem/işleyiş var oldukça da doğaya, fıtrata ve dolayısıyla toplumsal düzene/barış ve adalet temelli toplumsal arayışlara karşı acımasızca davranma ve giderek etkilerinin geri dönülmez boyutlara/sınırlara ulaşan/ulaşmış ifsad/dengesizlik/bozgun devam edecektir.

Bunu, sadece ülkemizdeki kuraklık, denizlerdeki müsilaj için söylemiyorum; genel anlamda küresel ısınma/küresel iklim değişikliği ve kirlenme, azalan yeşil alanlar ve dolayısıyla azalan oksijen ve canlı çeşitliliği…

Ekonomik ihtiraslar; gelecek nesillerin de hakkı olan doğaya karşı acımasızlığa yol açıyor ve bu faciaya dikkat çekilmesine, umursamaz tavırlarla karşılık veriliyor. Tabiatın dengesini böyle hızlı bir şekilde değiştirmenin orta ve uzun vadede çevresel ve dolayısıyla ekonomik bir felakete yol açacağı mukadderdir ve bu tarz politikalar temel insan haklarına, hukukun temel ilkelerine ve sonraki nesillerin temel haklarına aykırıdır. İnsan olarak da doğaya karşı daha insani/medeni bir tavra yönelmemiz gerekir ve bunu hem de hiç geciktirmeden yapmalı diye düşünüyorum.

Görünen o ki; insan, toplum ve doğa eş zamanlı ve etkileşimli/senkronize olarak bozulur ya da düzelir. Kadim kurallar da bunu söyler: “Nasılsanız; ümaranız da öyledir ya da siz kendinizi değiştirmedikçe; toplumsal düzeniniz de değişmez” ilahi hükmü gibi.

Böyle konularda aklıma hep bir hikaye gelir. Bir yüzünde dünya haritası, diğer yüzünde insan resmi olan parçalanmış bir kağıdı düzeltmek isteyen çocuğun, insan olan yüzünü değiştirince; karmaşık ve zor görünene diğer yüzündeki dünyanın da düzeldiğinin görülmesi. Yani mesele kendimizden başlamak…

Zihinlerimiz hipnoz altında ve kirliliğin boyutlarını, çözümün mümkün olduğunu, haksızlığa itiraz etmek ve çocuklarımız/gelecek nesiller için temel haklar talep etmenin farz olduğunu, insan onurunun bunu gerektirdiğini ve insanın gerçekten de şerefli olduğunu/şerefli yaratıldığını hatırlayalım. Ve dilerseniz işe, görmemizi engelleyen zihinlerimizdeki müsilajı temizlemekle başlayalım. Doğayı, sosyal düzenimizi, toplumsal yapımızı, ağaçlandırmayı hep birlikte yapabiliriz. Üretim, istihdam ve bolluğu sağlamanın temel şartı; zihnimizi onarmak.

Atasoy Müftüoğlu şöyle der:"

 Dayatılan gerçeklikle uzlaşarak yaşanan hayatlar, bütünüyle vesayete mahkum olarak yaşanan hayatlardır. Vesayet altında bulunan bir zihin ve kültür dünyası, hiçbir şekilde varoluşsal-hayati gerçekleri konuşamaz."

“İŞSİZ EV GENÇLİĞİ”

Son zamanlarda üniversitelerin belli bölümlere ağırlık vermesinden dolayı bazı meslek gruplarında ihtiyaçtan fazla mezun verilmiş ve bu durum da bu bölümlerden mezun olan öğrencilerin işsiz kalmasına neden olmuştur. Gelecek kaygıları ve umutsuzlukları artan bu tarz üniversite mezunlarına artık ‘işsiz ev gençliği’ isminin yakıştırılması kahredici, utanç verici bir fecaatin resmi olarak karşımızda durmaktadır…

Gençlere karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeli ve gençleri kendi ülkelerinden başka yerlere yönelmesini engellemeliyiz. Bu da gençlerin, emeklerinin heba olmasını önlemek ve onları istihdam etmekle mümkün olacaktır.

***

Sonuç olarak evrendeki olumlu ve olumsuz tüm değişmelerin büyük ölçüde insanın değişimiyle ilgili olduğu ve bu konuda kadim kuralların olduğu da aşikârdır. Bu kuralları hatırlamak dışında, herkesin zihinsel bir değişime ve bu kadim kurallara nasıl yöneleceğine dair zihni bir çaba içerisinde olması kaçınılmaz bir gereklilik gibi görünüyor. Tabi değişim isteniyorsa.

Rabbim, hakça yaşayan, huzur içinde müreffeh bir toplum olmamız için gereken zihni yapı/ruh ve çaba nasip etsin. Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.