ADİTASYON KAĞIDI

"Dünyanın farklı bölgelerindeki insanların mağduriyeti çoğu insanın gündeminde yok gerçekte. Çünkü;

- Dünyada 13 milyon çocuk savaş ve çatışmalar sebebiyle ülkelerinden ayrılmış.

- Dünyada her 5 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor.

- Somali, Yemen, Sudan ve Nijerya'da 124 milyon insan yaşam, yetersiz beslenme sebebiyle mücadelesi veriyor.

- Yemen'de son birkaç yılda Amerikan-Suud-İngiliz-Amerikan saldırıları yüzünden 85 bin çocuk öldü.

- Dünyada her gün 25 bin kişi açlıktan ölüyor.

- Dünyada 700 milyon çocuk yetersiz beslenmeden dolayı hasta.

*

 Yeryüzünün mahrumları ve mazlumları için ne ölçüde hassasiyet gösteriyoruz ve ne ölçüde fedakârlık yapıyoruz diye bir iç hesaplaşma yapmamız gerekiyor." Diyor Yasin Kuruçay.

*

Ölüm, en etkili konularındandır şairlerin.

“Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için

çünkü mahvına sebep nihayet bir sinektir

ama Fanya Kaplan

nasıl öldü diye sorarsak sanırım

işimiz fazlasıyla ciddileşir.

Bize ne başkasının ölümünden demeyiz

çünkü başka insanların ölümü

en gizli mesleğidir hepimizin

başka ölümler çeker bizi

ve bazen başkaları

ölümü çeker bizim için.” Der İsmet Özel ‘Üç Frenk Havası’ adlı şiirinde. 

Ve

“Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya

Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten 

Şairler vurulmalıdır, hayat yakışmıyor onlara” 

Diyor Ahmet Telli, ‘Karda İzler’ adlı şiirinde. Son mısrası çarpıcı gelmişti ilkin, hala öyle. Şairler kim ki?

Güzel atlara binip gidenler mi? Az az ölenler mi yoksa? Ya da yürekleri, acının yoğurduğu bir iklime sahip olanlar mı? 

Cahit Sıtkı Tarancı ise şöyle der:

“Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.” 

Erdem Bayazıt ise Ölüm Risalesi’nde şu duyguları dile getirir:

“Damla damla oluşuyor hayat

Ölüm kımıl kımıl

Duymak kolay

Anlatmak değil

Her an

Farkındayım

Az az öldüğümün” 

Belki de bir buluşmayı daha çekici kılmak içindi ölüm ya da özlemekti. Öyle olmasa;

“İnsana imtihan olarak 

özlemek yeter! 

Bir şehri, Bir sesi, Bir nefesi.” Der miydi Cahit Zarifoğlu?

Velhasıl diğer adıdır ölüm coğrafyamızın. Flistin’ de, Irak’ ta, Afganistan’ da, Yemen’ de… Ve kim bilir nerede, kaç yaşında. 

Kimileri içinse zillettir aslında en büyük ölüm. Hayat sürerken ölmektir, en rezilcesi hem de.

“İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;

Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?” Der, Necip Fazıl Kısakürek. 

Neyse ki biz ‘ölümden çok zulüm gördük’

“Okuduk dudakla el arası,

Tartıp her sözü bir bir,

Sonra darasını düştük..

Ve biz ölümden çok

Zulmü gördük.!” Arif Ay 

Velhasıl öleceğiz ve ölümü öldürmüş bir ümmete mensubuz nihayetinde. Hepsini yazsak biter mi ölüm? Ve ölümsüzlüğü seçmişsek; bize işler mi ölüm?

““Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm. Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm” der,  Erdem Bayazıt.  

Ne de olsa ‘hepimiz ölecek yaştayız’ değil mi?

Evet, hepimiz ölecek yaştayız sözünü dile getiriyor ölümü tanıyanlardan biri, Zaten yaşamak yakışmıyordu ona. Kime?

Bülent Parlak’ a. Ona izafe edilir ‘hepimiz ölecek yaştayız’  ya da ‘herkes ölecek yaştadır’ ifadesi. Kime ait olursa olsun; çarpıcı bir sözdü bu, ölüme dair ya da hayata.

Aslında Bülent Parlak, bu sözü bir slogan olarak kullanmaktaydı belki, kim bilir.

Tüm bunları niye anlattım? Çünkü

Şair Bülent Parlak vefat etti.

"Biz hastaneye gidiyorduk, annem ise elden gidiyordu. Kapı kapı aradığımız doktoru bir müddet sonra odasında bulmaca çözerken bulduk. İşte o zaman anladım ki hayat, bulmaca çözenlerle ölümü bekleyenlerin arasındaki o ince çizgiden ibaret."  Diyordu Bülent Parlak, "Ya Annesizler Günü" adlı yazısında.

“Şair Bülent Parlak, 5 Ekim 1979'da Malatya'da sekiz çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya geldi.

Babası İşçi Sendikası Malatya Şube Başkanlığı ve Türkiye Komünist Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi'nde uzun yıllar siyaset yapan şair, 6 yaşında babasını, 19 yaşında da annesini kaybetti.

Parlak, ilk ve orta öğrenimini birincilik derecesiyle Malatya'nın Konak beldesinde tamamladı.

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni kazanan ancak maddi sorunlar nedeniyle bir yıl sonra okulu bırakan Parlak, staj yaptığı gazetenin reklam servisinde çalışmaya başladı.

Bülent Parlak, şiir yazmaya ilkokul yıllarında başladı. Ancak üniversiteyi bitirene dek şiirden uzak duran şair, yıllar sonra, ortaokul öğretmeninin teşviki ve sitemiyle yeniden şiir yazmaya başladı.

Bir adisyon kağıdı üstüne karaladığı şiirini, Dergah dergisine gönderen Parlak'ın bu şiirle birlikte birçok eseri 2005'ten itibaren Dergah'ta yayımlandı.

Mustafa Kutlu tarafından desteklenen şair, Dergah dergisindeki ilk şiiri için, 'O şiir yayınlanmasaydı ben hiç şiir yazamazdım.' ifadelerini kullanarak, şunları söylemişti:

"İstanbul Üniversitesinin orada, canımın sıkkın olduğu bir gün, adisyon kağıdının arkasına 'Vakti Dolmuş Bir Yeminin Bitmeyen Şamatası' adlı ilk şiirimi yazdım ve Dergah Dergisi'ne yolladım. Aradan galiba 15 gün geçti. Üsküdar'da Ali Ayçil ve Adem'le okey oynuyorduk. Okey bitti onlar bana bir dergi çıkardı. Ali, 'Abi sen şiir mi yazıyorsun?' dedi. 'Hayır.' dedim. Bir baktım kapakta Bülent Parlak ve yazdığım o şiir. Çok heyecanlandım. Enteresan geldi. Çünkü edebiyat benim dünyamda herhangi bir yer kaplamıyor ki orada bir şey yaptığımda sevineyim ya da mutlu olayım ama garip bir haz aldım. Heyecandan yüzüm kızardı. Hiç unutmuyorum ve dediler ki 'Mustafa Kutlu seni soruyor, kim bu?' diye. Masanın dağılmasını bekledim. Üsküdar iskeleye gittim ve dergiyi aldım. O gün şiirle olan diyaloğum başladı. O şiir yayınlanmasaydı, ben hiç şiir yazamazdım."

Parlak, 2007'de "izdiham.com" adresinde bir edebiyat portalı açtı. Türk ve dünya edebiyatından metinlerin, edebi yazıların, hikaye ve denemelerin yayımlandığı portal, sonraki zamanlarda dergiye dönüştü. İzdiham dergisi 2008'den itibaren matbu olarak "Hepimiz Ölecek Yaştayız", "Kıyamet kopma ihtimaline karşı abonelik faaliyeti yoktur" gibi dikkat çekici sloganlarla basılmaya başladı. İçeriği ve mizanpajıyla oldukça sevilen dergi, orijinal kapak yazılarıyla da ilgi gördü.

Derginin ilk sayısının kapağında "Yaşamak sağlığa zararlıdır" ifadelerine yer veren Parlak, pek çok gence hikaye, deneme ve şiirlerini yayımlama fırsatı vererek, bir edebiyat okulu misyonu üstlendi.

Bülent Parlak, Dergah dergisinde yayımlanan şiirlerini, 2010'da "Sevgili Huzursuzluğum" adlı şiir kitabında toplarken, 2012'de babasına ithafen yazdığı "Yalnızlığın İcadı" adlı deneme kitabını, 2014'te "Ricakeş", 2018'de ise "Her Şey İçin Çok Geç" adlı şiir kitaplarını çıkardı. AA .”/timeturk.com 

*

Ne diyordu Bülent Parlak?

“Evet, Sen de Öylesin Sevgilim!

Çocukluğumdan beri İsrail, işgale devam ediyor. Çocukluğumdan beri İsrail öldürmeye devam ediyor. Çocukluğumdan beri İsrail kendine ait olmayan bahçelere zorla girmeye, penceresinde gül yetiştiren kadınlara tecavüz etmeye, balkonlardaki hatıralara zorla sahip çıkmaya devam ediyor. Çocukluğumdan beri İsrail çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor. Çocukluğumdan beri biz İsrail’i kınamaya devam ediyoruz.

2009 yılında Dergah Dergisinden yayınlanan Haritası Kayıp adlı şiirimde

“Gazze’ye şiir yazılmaz

Gazze’ye şiir yazılmaz

Gazze’ye şiir yazılmaz”

demiş ve İsrail sorununa karşı elinde taşla tanklara karşı gelinemeyeceğini, bu dramatik insanlık sorununun romantize edilemeyeceğini şiirle ifade etmiştim. Ben hiçbir acının şiirle, sinemayla, romanla anlatılacağı kanısında değilim. Sadece hissettirebileceğimiz bir alandır sanat. 

Bunu yapmak da görevimiz, oradaki zulmü sona erdirmek de. 

Taşla ancak kuş vurabilirsiniz ki onda da ben kuşlara hiç kıyamadım. Taşla tanklara karşı gelmeye çalışmak ve bunu matah bir durum gibi yıllardır sunmak Müslümanın izzetini ayaklar altına almaktan başka bir şey değil. Müslüman eğer tanka karşı duracaksa bu taşla olmamalı. Bizi aciz gösteren bu tabloların artık sona ermesi gerek. Savaşlar aynı zamanda psikolojiktir. Biz savaşa daha girmeden kaybediyoruz. O çocuğun ellerini biz çok sevdik ama taşını yere bırakmasını ona söyleme vaktimiz geldi. Ona oyun parkları yapma vaktimiz geldi. Onun gurur duyacağı bir güce mensup olma zamanı geldi.

Yaptığımız çalışmalarda sadece kendi ülkemizi değil dünyanın neresinde haksızlığa uğramış bir insan ve topluluk varsa onların yanında olduğumuzu gösteren metinler yayınladık. Çünkü ben hep şuna inandım: Mazlumun, mağdurun ülkesi de, dini, dili ayrı olmaz çünkü.

İsrail, biz müslümanlar için ilk kıblegâhımız olan Kudüs’ü işgal ederken herkesten daha çok içim acıyor belki de. Bu vahşilik, bu zalimlik sona ermeli. Peki nasıl? Taşlarla mı? Uçaklara karşı küfür ederek mi? Hayır, hayır, hayır!

Biz yüz yıllardır Hıristiyan ve Yahudi terörünün oyunlarının, zulmünün, barbarlıklarının, vahşetinin sadece göz yaşı dökenleriyiz, kınayanları, protesto edenleriyiz. Bir şey yapmak yerine bir şeyi kınamak kötü bir konuşmacı olmaktan başka bir anlam taşımıyor. Elimizden gelen şey bizi ele rüsva ediyorsa o zaman elimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Şimdi her şey için temiz bir sayfa açmanın ve o sayfayı bir daha kirletmeyecek düzeni kurma zamanı değil mi?

…İkizdere’de doğa katliamı yapılırken ses çıkarmamak bir Filistinli çocuğun daha İsrail askerleri tarafından yaralanmasına sebep oluyor, …haksızlıkla mal alımı yapılırken buna kayıtsız kalmak Bosna’daki kuşların Sırp nişancılar tarafından vurulmasına sebep oluyor. İnsanları evlerine hapsederken tıklım tıklım dolu salonlarda kongreler yapmanın bedeli Suriye’den hissediliyor. Bunu anladığımız, hissettiğimiz ve idrak ettiğimiz gün başarmanın ilk günü olacaktır.

Tarih şahittir ki dünyada adil bir düzen olacaksa bunu Türkiye yapacak. Yani ben, yani sen, yani biz. Ama evimizin bahçesini süpürmeden bizim kimseye bir faydamız olmayacağını artık görmemiz gerek. …Türkiye’de dürüstlük elinde imkan olmayanların sonuna kadar savunduğu, eline imkan geçenlerin bu kavramı delik-deşik ederken bahanelerle çevresini sarmaladığı bir duruş biçimi. Evet sen de öylesin sevgilim!

Taşla korkutamayacağımız tanklardan daha iyi tanklar yaparak, yumruk sallayarak düşüremeyeceğimiz uçaklardan daha iyi uçaklar yaparak, Time dergisinden daha ses getiren dergiler yapıp dünyaya tanıtarak, vizyonda en fazla izlenilen filmleri dünyanın tüm sinema salonlarında hayranlıkla izleterek aklımıza başımıza almanın vaktidir. Bizim boşa geçirecek bir dakikamız bile yok. Şimdi elinizdeki telefonları kenara bırakın ve başınızı ellerinizin arasına alarak düşünmeye başlayın. Benim vazifem bu kargaşada nedir? Bu kargaşa elbet bitecek ama yenisi başlayana kadar. İşte ben de bunu söylüyorum. Yenisi başlayana kadar yapacaklarımızın en iyisini yapmak zorundayız.

Savaşlar birkaç yıl sürer. Barış ise yüz yıl. Biz bütün mağlubiyetleri barış zamanında alıyoruz. O halde yapmamız gereken iş çok, almamız gereken yol da. Barış zamanlarında kaybettiklerimizle ayağa kalkacağız, savaş zamanlarında kaybettiklerimizle değil!

Yoksa bize olan yazık, çocuklarımıza da olacak.

Bülent Parlak

İZDİHAM”

Ve bir güzel insan daha ayrıldı bu mekandan. Umudumuz ve arzumuz; güzel bir ata binmiş olmasıdır çünkü şairler, güzel atlara binip gitmeli. Allah’ tan rahmet diliyorum.

Selam ve dua ile.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.