İFTAR SOFRASI VE İSRAF

Dikkatsizlik sonucu sigarasından çıkan bir kıvılcımla harmanda buğday yığınının tutuşup küle dönmesi, birçok tehlikeleri barındırdığı gibi bütün emekleri de boşa çıkarmış olur. Bir dikkatsizin söndürmeden attığı bir izmaritin günler süren ve bir türlü söndürülemeyen orman yangınlarına sebep olduğu bilinmektedir. Demek basit bir hatanın çeşitli tehlikelere ve büyük kayıplara sebep olduğu bir gerçektir. Aslında sebep olduğu kaybın büyüklüğü dikkate alındığında hata da büyüktür, basit değildir ancak önlenebilir kolaylıkta olduğu için basit denir. 

Basit görülerek çok sevabın kaybedilmesine sebep olması bakımından İftarda israf da bu tür hatalardan biridir. İftar bir ibadettir ancak israf haramdır. İftardaki israf bütün emeklerin, dolayısıyla sevabın kaybedilmesine yol açar. Yemeklerin fazla yapılarak artması ve çöpe dökülmesi israftır, ihtiyaç yokken zayi olmasın diye fazladan yemek ve mideyi tıka basa doldurmak da o israftan kurtarmaz.

İftar sofrasında zenginlere değil, fakir ve miskinlere yemek yedirmek esastır, dinin emri budur. Kuran'da yemek yedirme konusuyla ilgili tüm ayetlerde miskin ve yetim vurgusu yapılmıştır. Bir de karşılıksız olması öğütlenmiştir. Oysa günümüzdeki iftar davetleri karşılıklıdır, bir davete giden, velev ki arkadaş veya akraba dahi olsa yemeklerine katıldığı kimseleri iftara çağırmak durumundadır. Çünkü onlar da davet edilme beklentisi içinde olurlar. Ayrıca davetlerin karşılıklı yapılma zorunluluğu yemeklerde alabildiğince israfa yol açar ve bir gösteriş yarışına dönüşür. Bu tarz davetler Kur’an ve sünnette teşvik edilen özelliklerden ve gerçek bir ihtiyacı karşılamaktan yoksundur. Hâlbuki İftar dini bir kavramdır ve bir ibadettir. Şov yapmak değil, muhtaçlara yönelik ihtiyacı karşılamak amaçlıdır.   

"Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler: Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. (derler)" (İnsan, 8-9)ayetleri, yemek davetlerinin olması gereken vasıflarına dikkat çekiyor. Maun Suresinin 3. Ayetinde de miskinin yemeğini teşvik etmeyenler. “dini yalanlamakla” suçlanmıştır. Hakka Suresinde yine miskinin yemeğini teşvik etmemek, Yüce Allah’a inanmayan cehennemliklerin vasıflarından sayılmıştır. (Hakka, 30-34.)

Fakirlere yönelik yemek davetleri bir çeşit sadaka olmakla beraber, varlıklı ailenin sofrasına getirilmeleriyle kendilerine değer verilmiş olması bakımından da onurlandırıcı bir davranıştır. Bu zengin fakir kaynaşmasını en güzel şekilde sağlayan, uçurumları kapatan önemli bir köprü niteliğindedir. Bu nedenle Kur’an’da konu edilecek kadar önemli görülmüştür.

Kur’an’ın açları doyurmaya yönelik çağrıları İslam toplumunda zamanla bir kültür ve bir değer halini almıştır. Özellikle kıtlık, yokluk, yoksulluk ve açlığın hüküm sürdüğü yıllarda varlıklı yardımsever insanların hayır amacıyla icra ettiği bir gelenek olmuştur ki o zamanlar açları doyurmaya yönelik önemli bir hizmetti. Hatta bazıları fakirlerin davet edildiği ziyafetlerde pilav türü yemeklerin içine altınlar koyar, bulan kişiye ait olurdu. Bu altınlara da “diş kirası” denirdi. Fakirin izzetini kırmadan verilen bir sadaka türüydü. “Siz yemek davetimize katılarak dişlerinizle bize sevap kazandırdığınız için bu da dişlerinizin ücreti olsun” anlamını taşıyordu.

Teşvik edilen yemek davetlerinden biri de Ramazan-ı Şerif’te iftar davetleridir. Bunu sıradan yemek davetlerinden ayrı tutmamız lazımdır. Çünkü iftarı bekleyen Müslümanlar, vakit gelince hep birlikte orucu açmalarıyla ilahî yasağın bittiğini ve Allah’tan gelen “buyurun” emrini hissetmiş olurlar. Bu ise, o yemekten daha lezzetli, cennete ait bir duygudur. Oysa diğer davetlerde “çok yeme” yarışına girmek dışında böyle bir özellik yoktur.

Ancak zamanımızda diğer İslamî etkinlikler gibi yemek davetleri de değişime uğradı. İhlastan uzak, İslam’ın reddettiği gösterişin etkisi altında yapılmaya başlandı. Artık düzenlenen yemeğe muhtaç ve aç insanları davet etmek yerine, tanıdıklar, arkadaş veya akraba çevresi, iş arkadaşları gibi gruplar davet edilir oldu. Yemek etkinlikleri dinin istediği şekilde değil, bir şov ve reklam yarışına dönüştü. Kimse kusura bakmasın bu tarz yemek davetleri, vaktiyle Mekke ileri gelenlerinin düzenlediği, bir parça yiyecek isteyen fakirin kovulduğu, yetimin tartaklandığı ve Maûn Suresinin inmesine sebep olan yemek davetlerine benzemektedir. Siyasi veya ideolojik hedefleri için açları istismar eden açlık edebiyatı yapanlar da açları doyurmaktan uzak durdular. Sadece muhtaçlara yönelik bazı özel samimi gayret içinde bulunan hayırseverler dışında, günümüzde iftar organizasyonlarının yoksul, aç ve muhtaç insanlar için düzenlendiğine inanmak mümkün değil. “Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Haram helâl demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.” (Fecr, 17-20) ayetleri ise sanki bu günümüzün halini tasvir ediyor.

Aslında muhtaçları ve aç olanları doyurmak için yemek organizasyonuna da gerek yoktur. Zekât ve sadaka ibadetiyle, parasal yardımlarla, evlerinde pişirecekleri yemeklere bu şekilde destek olmakla açları doyurmak pekâlâ sağlanabilir. Her Müslüman imkânı nispetinde gerçek ihtiyaç sahiplerine yardım faaliyetinde yerini almalı, Kur’an’ın övdüğü hayırseverler sınıfına girmek için çalışmayı amaç edinmelidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Yılmaz - Mesaj Gönder

# yemek

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.