BİLİM, POZİTİVİST BİLGİ VE VAHİY

Bilime inanıyoruz ifadesi bilimsel değildir çünkü bilim inanmaz, inanmaya karşıdır. Bilim, kendisine sunulan verilerle/malzemelerle sonuçlar elde eder, bu sonuçlara yaklaşım bilimle değil bilimselcilik/bilimcilikle filan ilgili olabilir. Bilime inanmak ve bilim dışında tüm bilgi üretim ve muhakeme yöntemlerini reddetmek de bir çeşit fanatizm veya yobazlığa tekabül eder. Bilim bir inanç sistemi değildir, bir yöntemdir/mekanizmadır. Bilim, irade/hüküm belirtmez, kesin/mutlak hüküm hiç belirtmez. Belirtir derseniz yine bilimsel olmaz, sizin görüşünüz olur, sizin bilime yaklaşımınız olur. Bilime nasıl yaklaştığımızla, bilimin ne olduğu/mahiyeti ilgili objektif akademik müktesebatı ve bu müktesebatın mahiyeti birbirinden farklı şeylerdir. Bilimi, bir inanç ya da ideoloji olarak görüp de öyle yaklaşmak; bilime ve akli ilkelere terstir. Bilimi toptan kabul veya toptan reddetmek de sağlıklı bir yaklaşım değildir.

Bilimin mahiyeti hakkında ne söyleyebiliriz? Esas soru budur.    

Bilim; tartışmayı, gelişmeyi, değişmeyi reddeden statik/durağan mı yoksa gelişen ve göreceli olabilen/davranabilen, doğası gereği dinamik, araştıran, inceleyen, karşılaştıran, seçen ve eski doğrularını yanlışlayabilen yani mutlak ve değişmeyen doğruyu ve mutlak ve değişmeyen yanlışı verme yetkisi olmayan bir olgu mudur?   Bilim, olguları ele alan/olgular üzerinden hüküm veren doğrusal bir hareket mi izler yoksa din/fıtrat/değerler üzerinden vahye dayalı ve dairesel bir yörüngede mi cereyan eder?

Bilimin ideolojikleşmesi ve bilim hakkında dezenformasyon ve manipülasyonlara, yanlış algılara, küresel ölçekte ve küresel irade tarafından maruz kalma durumumuz nedir?   

Kapitalizm ve bilim ilişkisi nedir? Sağlık, gıda, enerji ve diğer sektörlerin ‘bilimsel’ manipülasyonları ve on yıllara dayanan projeleri ve bunlara bilimsel kılıf hazırlayarak algı oluşturmaları, tüketici oluşturmaları ve yönlendirmeleri için neler söylemeliyiz?   

Bilim, özgür müdür, hangi otoritelerce yönlendirilir? Yönlendirilebilir mi? Bilim finans/sermaye ilişkisi, akademik bağımsızlık kavramlarının gerçekliği hakkında kafamız rahat mı, net mi? Bilimsel otoriteler gerçekten hangi otoritelerin yönetiminde?   

Tüm bu büyük resme rağmen gerçek anlamda bilim yapmak, bilimi bilimsel çabaları hür kırkılmak ne derece ve nasıl mümkün kılınabilir? Bu sorunsalları halletmeden ve bu gerçekliklere dair bir konsensus yakalamadığımız müddetçe bilimi ve bilimsel çabaları gerçek anlamda hür/bağımsız kılamayacağımız gibi bilime yaklaşımlarımızı da objektif bir zemine taşıyamayız.    

Bu büyük tabloya bakarak, bilime yaklaşımda objektif bir konsensusa ulaşmamız; bilimi bağımsız kılmak ve küresel tekellerden kurtarmaktan daha kolaydır ve daha önceliklidir. Zira bu yaklaşım bize genel bir siyasi ve küresel hegemonya karşı sağlıklı bir tutum da kazandıracaktır. Bu tutum bize küresel ölçekte bir duruş ve bakış açısı kazandırabilir ve çabalarımızı doğru hedeflere kanalize eder.  

“Roger Garaudy’nin ifade ettiği gibi; sebep-sonuç ilişkilerini araştıran bilimi gayeleri araştıran hikmete, hikmeti de vahye bağlamadığımız sürece insanlığın çıkışı mümkün değildir.

Bilim insanları bilime mutlakiyet atfetmekten vazgeçmelidir. Kuantum ve izafiyet teorileri ile gelinen nokta ortadadır. Mutlak olarak görülen birçok bilimsel sonuç bu teorilerle çökmüştür. Kuantum fiziğine geçiş ile birlikte atom altı alemde yeni bir determinizmin henüz keşfedilmediği gerçeğini vurgulamakta yarar var…

Dolayısıyla bilimin bulgularında ‘’izafilik’’ temel bir unsur olarak önümüze çıkmaktadır. Bu durum bilimin haddini bileceği sınırlara çekilmesini sağlamıştır.” islamianaliz.com/serdar-duman/bati-akli-ve-pozitivizmin-iflasi

Bu konuda sözü Bilge mütefekkir Abdurrahman Arslan’ a bırakmak en doğrusu:  

“Artık bugün herkes bunu çok iyi biliyor ki, bilim kesinlik bildiren bir şey değil, artık o bitti, o dönem kapandı.

Öyle diye diye yutturdular insanlara, Hıristiyanlara da bunu yutturdular, bizlere de yutturdular. O dönem kapandı. Bilim adamı da diyor ki yüzde 95 isabetlidir. Peki, bizimkisi ne olacak? Bizimkisi ahiret. Resulullah’ın dediğini uygularsanız öyle bir şeyiniz varsa ahirete gidince Cenabı Allah hepsini demiyor mu size göstereceğiz. Haşa, sözünden caydığını mı düşünüyoruz? Haşa, haşa. O zaman orada halledeceğiz zaten işimizi. Niye bu kadar endişe ediyoruz ki? Niçin kesinlik arıyoruz? 

Bir Müslümana kesinlik aramak yakışmaz. 

Kesinlik Batı düşüncesine ait bir hastalıktır, o da hiçbir zaman bulamamıştır.   

Hakikatin kökeninde bir bilgi var, zaten vahiy de bir bilgi olarak bize geliyor, biz ona inanıyoruz, onu imana dönüştürüyoruz.   

Allah’ın lutfedip bize gönderdiği vahye baktığınızda bir bilgidir.   

Buradaki yani o okuma biçimlerinde de sorunumuz şudur: Bu bilginin kökenini nereden seçeceğiz? Onun için ben naçizane bu örnekleri veriyorum.   

Ben bu bilginin kökenindeki o pozitivizmi seçmek istemiyorum.

Bu bir tercih olmalıdır en azından. Benim zihnim de buna göre olmalıdır. O bilginin kökenine itiraz etmeye çalışıyorum ben, çünkü bizim modernlikle, bugün çağdaş dünyayla temel problemimizin kaynağında bu bilgi meselesi var. Onun için istediğiniz kadar çocuklarınızı eğitin, sizin dediğiniz gibi olmayacaklar, benim dediğim gibi de olmayacaklar. Tamam, dış şartlar, cep telefonu o bu, bütün bunları kabul ediyorum unsur olarak ama neticede ilkokuldan itibaren verilen o bilgi o zihni şekillendiriyor.  

Faucault bence bu konuda güzel şeyler söyledi,   

bilgi bir iktidar içeriyor.   

Bu küçük bir şey değil ki.   

İslam’ın bilgisi de iktidar içerir, elbette ki Allah’ın iktidarını içerir, biz onunla kul oluruz. Adam doğru söylüyor, her bilgi bir iktidar içerir.

Hiçbir zaman tarafsız bir bilgi yoktur, tarihte olmamıştır da.

Ama biz bilgiye öyle masumiyet yüklüyoruz, bilmem ne diyoruz. Bu konuda Ataullah İskenderi’nin sözü çok hoşuma gider:   

Söylenen her söz içinden çıktığı kalbin libasını taşır. Bence bu bütün post-modern felsefeyi yıkacak bir cümledir; o kadar, bitti.   

Ne öyle pozitivizm, doğruluk, kesinlik… Batı zihninden çıkmış şeyler. Zaten biraz öğrendikçe bakıyorsunuz ki arkasında başka şeyler var. Kendileri zaten söyledi, post-modernizmi biz icat etmedik ki, onlar dediler.   

Artık pozitivist bilgi, doğru bir bilgi değildir.” iktibasdergisi.com  

Rabbim, bize lütfettiği vahyin hakikatinden ve feyzinden ayırmasın. Vahyin dediği gibi görmeyi, işitmeyi, inanmayı ve yaşamayı üzerimizde tahkim etsin.   

Selam ve dua ile.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.