HANGİ BİRİNİ YAZALIM?

 

Modern zamanda, sekülerleşme illetine tutulan çağın insanı, ruhen ve fikren büyük bir hastalığın pençesinde can çekişmekte olduğundan habersizdir. Siyasetten sağlık sektörüne, bürokrasiden iş dünyasına varıncaya kadar; zulüm derecesinde büyük bir adaletsizlik hüküm sürmektedir.

Yetki ve etki sahibi olanların çoğu kibirli, şiddet yanlısı ve diğer insanlara tepeden bakanlardan... Her biri sırtını bir yere dayamış olmalı ki, nezaket ve ahlaki erdemlik birçok kimselerin hayatından, firar etmiştir adeta!

Bugün, şehrimizde devlete ait bir hastanede yatmakta olan; hasta bir akrabamı ziyaret etmeye gitmiştim. Tabi, hastamız trafik kazası geçirmiş ve durumu da kritik olduğundan dolayı yoğun bakım ünitesinde yattığı için bizde, hastanenin içine değil, dışardaki gölgelik kamelyalardan birinin altında oturduk.

 

Biraz sonra, hastanenin dış kapısının önünde bir kalabalığın oluştuğunu görünce; oradaki birine neler oluyor acaba diye sorduğumda, adamın verdiği cevap kanımı dondurdu. Dedi ki, güvenlik görevlileri hasta yakınlarına burada oturmayın diye kızıyorlar. Hasta yakınları da, kamelyaların hiç birinin altında yer yok, hava çok sıcak biz burada sadece gölgede oturuyoruz dedilerse de; kibirli görgüsüz olan güvenlik (!) görevlilerine dertlerini anlatamadılar...

Tabi adamlar o sıcaktan bunalmış halleriyle, o vicdansız heriflere ağızlarının payını verebilirlerdi belki. Ama ya sonrası... Sonrası, medya, flaş flaş... Sağlık çalışanlarına şiddet falan filan haberler...

 

O sıcakta, hastası olan o insanların çaresizce o mahalli terk etmeleri yüreğimizi burktuğunu söylemeliyim... Ama ne yaparsın, zulüm ve haksızlık tek bir yerde olmuyor ki. Toplumun en mülayim veya çaresiz insanının eline bir yetki geçmeye görsün, aynı insanın birkaç ay sonra feriştah kesildiğini göreceksiniz... Peki, neden acaba? Çünkü bir sistemin temelleri, eğer zulüm ve despotluk üzerine bina edilmişse, o sistemin zulmü; ondan vazife alan herkese az veya çok sirayet eder ve onu da bir nebze zalimleştirir...

 

Şöyle bir hadise hikâye edilir: Vakti zamanında, yaşamını hamallık yaparak idame etmeye çalışan bir adam varmış. Adam her gün öğlen vakti oldu mu, gider lokantada oturur ve bir iki porsiyon kebapla güzelce karnını doyururmuş. Yine öyle bir gün, hamal kebabı vururken, karşı masada oturan çok zengin bir adam; bizim hamalın iştahlı yiyişini bir güzel seyredermiş! Zengin olan adam, kendi kendine; yahu ben memleketin sayılı zenginlerinden olduğum halde lokantaya gelip çorba içiyorum ama şu adam, hamallık yaptığı halde gelip kebap yiyorsa; bu mal bana değil bu adama helaldir diye mırıldanıyor! Derken Zengin adam, hamala yanaşıyor ve afiyet olsun dileklerini ifade ettikten sonra; kendini tanıtıp, akşam evine davetli olduğunu söylüyor.

 

Bizim hamal, biraz afalanıyor sonra toparlanıp tamam efendim inşaallah deyip oradan ayrılıyor. Hamal gün boyu, acaba memleketin zengini olan bu adam benden ne istiyor, neden beni evine davet etti diye diye düşünüp duruyor. Neyse akşam olunca, bizim hamal belirlenen adrese doğru yola çıkıyor. Adresi buluyor, içeri buyur edilir. Selam kelam, hal hatır sorma fasılasından sonra akşam yemeği yeniliyor. Yemekten sonra, ev sahibi olan zengin adam; dolmasına az bir miktar eksik kalmış bir teneke altın getirip bizim hamalın önüne koyuyor. Ve der ki, bak evladım ben çok zengin olduğum halde malımı yiyemiyorum. Ala sana helali hoş olsun, bari sen faydalan diye misafirini yolcu ediyor.

 

Hikaye buya, gel zaman git zaman; bir müddet sonra, zengin adam bir teneke altın verdiği hamalın hala hamallık yaptığını görünce şok geçiriyor. Derken hamalın yanına yaklaşıyor ve, evladım sana verdiğim altınları başkasına mı kaptırdın ki, hala hamallık yapıyorsun diye sorunca, hamal: hayır efendim, verdiğiniz tenekenin dolmasına az bir miktar kaldığı için, biraz daha çalışıp üzerini tamamlayayım dedim. Zengin adam, ha öyle mi der? Hamal evet, diye cevap verir. Zengin adam, hamala o zaman akşam tenekeni al bize gel üzerini bel tamamlayayım der.

Akşam olunca, hamal altın dolusu tenekesini alıp zenginin evinin yolunu tutar. İçeri adımını atar atmaz, zengin altın tenekesini hamalın elinden alır ve şu tarihi cümleleri söyler: Git evladım hamallığına devam et ve kebabını eskisi gibi yemeye çalış. Bu altınlar, bela ve zulüm koyarlar. Benim ağzıma kem vurdular, meğer ki sana da sirayet etmiş.

Dostlar, bu günlük de bu kadar olsun istedik. Dert çok, dinleyipte derman olmaya çalışan kim o da muamma!

 

Siz, siz olun; hakk ve haklıdan yana niyet ve tavrınızı koyun. Zalimleri ve zulmü sevmeyin. Kalın sağlıcakla efendim. 27 Haziran 2022.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nusret Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.