İSLAM’IN ADALETİ

 

Muhterem kardeşlerim…

Rum Kayseri Herakliyus’un büyük ordularını perişan eden İslam askerlerinin başkumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri, zafer kazandığı her şehirde adamlarını bağırtarak, Rumlara, Halife Hazreti Ömer’in emirlerini bildirirdi.

Humus şehrini alınca buyurdu ki:

“Ey Rumlar! Allahü Teâlâ’nın yardımı ile ve Halifemiz Ömer’in emrine uyarak bu şehri de aldık. Hepiniz ticaretinizde, işinizde, ibadetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza, kimse dokunmayacaktır. İslamiyet’in adaleti aynen size de tatbik edilecek, her hakkınız gözetilecektir. Dışardan gelen düşmana karşı, Müslümanları koruduğumuz gibi sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere, Müslümanlardan hayvan zekatı ve uşr aldığımız gibi, sizden de, senede bir kere cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü Teâlâ emretmektedir.”

 

Humus Rumları, cizyelerini seve seve getirip, Beyt-ül-mal emini Habib bin Müslime teslim ettiler.

 

Herakliyus’un, bütün ülkesinden asker toplayarak Antakya’ya hücuma hazırlandığı haberi alınınca Humus şehrindeki askerlerin de, Yermük’deki kuvvetlere katılmasına karar verildi.

Ebu Ubeyde hazretleri şehirde memurların şöyle bağırmalarını emretti:

“Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeye, sizi korumaya söz vermiştim. Buna karşılık, sizden cizye almıştım. Şimdi ise, Halifeden aldığım emir üzerine, Herakliyus ile gaza edecek olan kardeşlerime yardıma gidiyorum. Size verdiğim sözde duramayacağım. Bunun için hepiniz Beyt-ül-mala gelip, cizyelerinizi geri alınız! İsimleriniz ve verdikleriniz, defterimizde yazılıdır.”

 

Suriye şehirlerinin çoğunda da böyle oldu. Hıristiyanlar Müslümanların bu adaletini, bu şefkatini görünce, senelerden beri Rum imparatorlarından çektikleri zulümlerden ve işkencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar. Sevinçlerinden ağladılar. Çoğu seve seve Müslüman oldu. Kendi arzuları ile Rum ordularına karşı İslam askerine casusluk yaptılar.

 

İslam devletlerinin meydana gelmesi, yayılması asla, saldırmakla olmadı. Bu devletleri ayakta tutan, yaşatan, büyük ve başlıca kuvvet, iman kuvveti idi ve İslam dininde çok kuvvetli bulunan adalet, iyilik, doğruluk ve fedakârlık meziyeti idi.

 

Kur'an-ı Kerimde mealen buyuruldu ki:

“Allah, adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya bakmayı emreder. Hayâsızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı men eder.” [Nahl 90]

“Ey iman edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olunuz!” [Maide 8]

 

Hüseyin Hilmi bin Saîd hazretleri buyuruyor ki:

“Allahü Teâlâ, yerlerin, göklerin Yaratıcısıdır. Dağları, denizleri, ağaçları, meyveleri, mâdenleri, mikropları, hayvanları, atomları, elektronları, molekülleri yaratan O’dur. Birinci Semâyı Yıldızlarla süslediği gibi, yeryüzünü de, İnsanları yaratmakla süslemiştir. Basît cisimleri, elemanları, O yaratmıştır. Bugün Cumâ Namâzını Alacahasan Câmiinde kıldım. Hoca Efendi, hutbede hep faizden bahsetdi. Hoşuma gitdi, ama uzun sürdü biraz. Bu doğru değil. Hutbeyi uzatmak Mekrûhdur. Kısa kesmek Sünnetdir. En birinci farz nedir? Namazdır. Mü’min, Namâzı aslâ terk etmez. Namâzı terk eden kimse, Evliyânın kalbinden Feyz alamaz, Nûr alamaz. Çünkü onun Kalbi bunları almaya müsâit değildir. Yâni kalbi Bozuk dur. Nasıl ki radyosu, televizyonu bozuk olan kimse, radyo dalgalarını alamaz. Bunun gibi, kalbi bozuk olan da Evliyânın yaydığı Nûrları, Feyzleri alamaz. Evliyânın kalbinden Nûr almak, Feyz almak için başka şartlar da var. O şartlardan mühim olan bir şey daha var. Büyükler, bunun üzerinde ısrarla duruyorlar. Peki, nedir o? Helâl lokma yemek. Helâl lokma yemeyenin, yâni haram yiyenin kalbi körlenir, siyahlanır, kararır. Kalp kararınca da Feyz alamaz. Neden? Çünkü Evliyânın Feyzi kalbe gelir. Akla ve kafaya gelmez. Evliyânın kalbinden yayılan Nûrlar, Feyzler, ancak temiz olan Kalplere, nasibi olanlara ve bazı şartları taşıyanlara gelir. Feyz almanın bir şartı da edebdir. Peki, edeb nedir? Edeb, haddini bilmekdir. Yâni terbiyedir, tevâzûdur. Büyüklerin kalbinden, ancak edebli olanlar Feyz alır. Feyzin geldiği, Feyzin alındığı nerden anlaşılır? Bunu Peygamber aleyhisselâma soruyorlar. Peygamber Efendimiz de buyuruyor ki; ‘Yeşrah Sadrahu Lil İslâm’. Ne demek bu? Yâni, bu Feyzi alanın kalbi, İslâm’ın Nûru ile nûrlanır. Kalbi Nûrlu olan da, dünyadan nefret eder. Âhireti sever ve Âhirete meyleder. Böyle buyuruyor, Peygamber Efendimiz.”

 

Allahü Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin. (Amin)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm ABACIOĞLU - Mesaj Gönder

# yemek

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.

01

Mehmet Kurt - Allah kendilerinden razı olsun insalalh. Bize de böyle feraset ve adelet nasip eylesin. Yazar hocamıza selamlar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Temmuz 19:06