EN ÇOK RABBİMİZE BORÇLUYUZ

 

İnsanoğlunun, Biri güzel diğeri olumsuz iki özelliği vardır. Birincisi iman ışığında, aklını kullanıp iyi meziyetler sergilemesidir. İkincisi, onun olumsuz olan yönü, yani zaafıdır... İşte söz konusu zaafı, onu çok kere nisyana sevk eder ki, sonucu hep hüsranla/acılarla neticelenir. (Unutkanlık vasfıdır) Mesela insan, kendisine başkası tarafından bir bardak çay ikram edilirken ona teşekkür eder. Veya onunla her karşılaştığında; ona karşı bir minnet borcu varmış edasıyla iki büklüm oluverir. Tamam, iyiliğe karşı teşekkür etmek erdemliktir. İyi bir meziyettir. Fazilettir. Peki, fani olan birine karşı, kendimizi bu kadar borçlu hissederken; yirmi dört saatin her salisesinde, her saniye ve her dakikasında nefes alıp vermemizi bize ikram eden, Aziz ve Celil olan Rabbimizin bunca iyiliğini unutmak da neyin nesi olur acaba? Nankörlük olmaz mı? Şimdi Rabbimize karşı ne kadar borçlu olduğumuzu tefekkür edebiliyor muyuz?

 

Bize yerin derinliklerinden, içilecek temiz su çıkaran, dünya ziynetleri ve madenleri adına her ne (altın, gümüş, demir, bakır, alüminyum, petrol, doğal gaz vs.) varsa, hepsini ve yeryüzünün sayısız nimetlerini bize ikram eden Rabbimize karşı, kulluk ve şükür borçlusu olduğumuzu unutmak, bize yakışır mı hiç? Bizi mal ve evlatlarla zengin edip, karşılığında sadece Tevhidi bir inanç ve ubudiyet isteyen Rabbimize borçlu olduğumuzu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım.

Bize, göz, akıl, sıhhat ve kuvvet gibi parayla satın alınamayacak kadar değerli nimetler (uzuvlar) bahşeden Rabbimize karşı inanın çok çok borçluyuz ve bunla gerçeğin bilincinde olmalıyız.

 

Başı sıkışan, canı acıyan, derdi olup derman isteyen, borcu olup ta borcunu ödemek için kolaylık ve hal çarelerini tek önüne çıkarmasını talep edenlerin tek sığınağı Aziz ve Celil olan Rabbimizin kapısı iken; onu unutanlar ne bedbaht ne nankör olanlardır! Çaresizlerin çaresi, mazlumların hamisi, kimsesizlerin kimsesi; Azamet ve Celal sahibi olan Rabbimize karşı, çok borçluyuz ve bu hakikati hiçbir zaman unutmayalım!

 

Herhangi bir kurumda veya başka bir yerde, en ufak bir işimizi gören birine, defalarca teşekkür ediyorsak, bizi her türlü güzelliklerle donatıp bezemiş olan Rabbimize ne kadar teşekkür etmeliyiz acaba?

 

Hele, iman gibi erişilmesi kolay olmayan bir nimetle; tertemiz İslam fıtratıyla bizi buluşturan/tanıştıran Rabbimize, çok çok borçlu olduğumuzu bilelim. Bu borçluluk öyle böyle ifası kolay olan bir ödemeyle bitecek bir şey değil. Bu borçluluk, yalnızca Tevhidi bir iman, Salih amellerin yapılması ve özellikle, Uluhiyet-i ilahi karşısında; ubudiyet şuuruyla acımızı ve fakrımızı ifade ve itiraf edebilme eylemimizdir/olmalıdır!... Ölüm sana gelinceye kadar, Rabbine ibadet et! (Hicr,99)

Kalın sağlıcakla.

07 Temmuz 2022.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nusret Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.