SON YÜZ YILIN ÖZETİ!

 

Paris halkı, 14 Temmuz 1789'da Fransa'da zulmün simgesi olan Bastille hapishanesini işgal ederler. Bu işgal, Fransız ihtilalinin başlangıcı olur. Kurucu meclis insan ve yurttaş hakları bildirgesi yayınlar ve monarşiye karşı yeni bir anayasa yapar. Anayasa'nın içeriğinde ise kralın yetkileri sınırlandırılarak, halk tarafından seçilen bir parlamento ile yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin kralla paylaşılması gerektiği vurgulanır. Yasadaki tüm maddeler bir halk meclisi kurularak uygulanmaya konulur. Bu durum Fransa'da derebeylikleri bitirme noktasına getirir. Soylular, tehlikeyi fark edince diğer Avrupa ülkelerine kaçmaya başlarlar. Bu durum sadece Fransa'yı değil tüm Avrupa'yı etkiler o zaman. Kral 16.Louis halkın güvenini sarstığı için kendisi ve tüm ailesi idam edilir. Fransız İhtilali'nin bir sonucu olarak Yeni Çağ kapanır ve Yakın Çağ diye yeni bir süreç başlatılır. Fransız ihtilalının kısaca özeti bu şekilde. Bu tarihten sonra, yeni bir süreç başlatılır ve adına aydınlanma dönemi denir!

 

Evet, büyük Fransız devrimi diye tarihe geçen(1789) ve adına aydınlanma dönemi denilen süreçten sonra, aklı esas alan Avrupalı filozoflar, beşeri bir din icat etmek adına; ruhban (kilise) sınıfına karşı da amansız bir mücadeleye girmeyi ihmal etmemişlerdi.

Cumhuriyet Türkiye'sine baktığımızda, söz konusu yapılanmanın temellerinin fiili olarak 1932 yılında atıldığını görmekteyiz.

 

Vahyi inkar edip, aklı esas alan filozoflar; tek hakikatin insanın aklı ve tabiâttan ibaret olduğu tezini savunmakla, islam dinini inkâr etmekle birlikte; çağdaşlaşma adı altında, islam dinini irtica, müslümanları da mürteci diye isimlendirmekten geri durmamışlardı...

 

"Türkiye de yaşayan ve kendilerini aydın olarak vasıflandıran birçok kimsenin de yalnızca bir idealleri vardır: Çağdaş uygarlığın değerlerine kavuşmak! Bunun mahiyetini açıklamak için resmi bir ideoloji geliştirmiştir ve adına "Kemalizm" demişlerdir. Bu ideolojinin ana ilkeleri; (1932 yılında) resmi ödenekle yayına başlayan, "Kadro Dergisi" tarafından tespit edilmiştir. Allah'a inanmadığını her fırsatta dile getiren ve öldüğü zaman cenaze namazının kılınmamasını vasiyet  eden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bu derginin en gözde yazarıdır.

 

Yine "Allah"demeyi bile irtica (gericilik) olarak vasıflandıran Vedat Nedim Tör, Kadro Dergisi'nin beyin takımındandır. Resmi ideoloji (Kemalizm) bu inançlara sahip insanların icat ettiği dünya görüşüdür. Siyasi tercihlerini jakobenlik üzerine kuran bu kadronun, "Hakka rağmen, halk için' anlayışını benimsediği sabittir. Aydınlar ile Anadolu insanı arasındaki mücadelenin ve kan uyuşmazlığının en önemli sebebi budur. Çağdaş uygarlık edebiyatı; Anadolu insanının geçmişine küfretmek için, aydınların sistemleştirdiği bir yalandan ibarettir. (Yusuf Kerimoğlu. Sorulunca Söylenenler: sh, 102)

 

Söz konusu hadiseye, bölgesel olarak bakıldığında; ne olmuş yani gibisinde, haklılık payı verenlerin olduğu hemen göze çarpmaktadır. Ama öyle değil, inkarcılık furyasının kaynağı, Batılı inkarcı filozofların dünya görüşüne dayandığı ve temel felsefesinin; vahyi inkâr, aklı esas almaya dayalı olduğu, ve laisizm'den beslendiğinin bilinmesi lazımdır...

 

İslam dininin hükümlerini hafife alan ve küfr-ü mutlak-ı esas alan laik yobazlar ve karanlık aydınların; her vesileyle potansiyel suçlu olarak Müslümanları gördüklerini gizlemenin veya ört bas etmenin manası yoktur.

 

Son yüz yıldan bu yana, Türkiye de Kemalizm ideolojisini savunan Lakik ve Demokrat sözde aydınlar; İslam dinini irtica Müslümanları da mürteci olarak gördükleri malumdur.

 

Bakınız Çankaya şiirinin yazarı Kemalettin Kamu, Kemalizm ideolojisinin dünya görüşünü şu dizeleriyle nasıl dile getirmektedir:

Ebedi bir güneşle

Burada doğdu Gazi,

Yaprak yığını gibi

Burada yandı mazi.

 

Burada erdi Musa,

Burada uçtu İsa;

Bülbül burada varsa

Hürriyet için öter.

 

Ne örümcek ne yosun,

Ne mucize ne füsun;

Kabe Arap’ın olsun

Çankaya bize yeter...

 

Peki, Kemalettin Kamu'nun bu Çankaya şiirinin dizelerini nasıl anlamamız lazımdır acaba?

Tam bir dinsizlik ve densizliğin ruh halini yansıtmıyor mu?

Allah'a ve onun yüce dininin mensuplarına bir meydan okuma değil midir bu? Kâbe Arabın olsun ne demek? Tam bir şirk-i âzim değil midir?

Söz konusu dizelerin, inançla, ahlakla, hoş görü veya insani davranışlarla her hangi bir yakınlığı, ilgi ve alakası var mıdır? Vardır diyen varsa, lütfen izahını yapsın! Peki, bu zihniyetteki inkarcılara şirin görünmek için; yine de hoş görü ve saygı duyulmalıdır diyen aklı kıt olanlara ne demeli?

 

Bakınız cumhuriyet dönemi Türk aydını ile ilgili olarak, Üstad Nureddin Topçu; "Devlet ve Demokrasi" isimli eserinde, son dönem batıcı aydınlar ile ilgili olarak, bu hususa işaret ederek şöyle demektedir: "Batı'dan gelen her fikir gibi, demokrasi bize 'amentü' gibi ezeberletildi.Tenkit ve münakaşa edilmedi. Bünyemize uygunluğunun şartları üzerinde düşünülmedi. Hukuk ve ahlak yönünden tahlili yapılmadı. Değeri hakkında itirazlar yapılıp, cevapları aranmadı. Tek kelime ile üzerinde düşünülmeden, körü körüne benimsendi. Bu sebeple istibdâtın çilesini doldurduktan sonra, demokrasi denen, Rousseau'nun tabiriyle bu 'ilahlar rejimi'nin bir hayli kahrını çekmeye mâhkum olduk." (a.e)

 

Aklı selim sahibi olan her bir insan; Batı'dan ithal edilmiş (bir kısım teknik/teknolojik hariç) olan hiçbir ideolojiden ve Çağdaşlık adı altında sunulan dünya görüşünde, ya da yaşam felsefesinde hayatın, ahlakın, huzur ve güvenin yeri olmadığını/olamayacağını çok çok iyi bilir ve kabul eder. Ama ne hazin bir hadisedir ki, bizdeki bir kısım sözüm ona kaldırım aydını olan zevat; bu hakikate karşı, adeta gözlerini kapatmış, ya da deve kuşu misali kafalarını da kuma gömmüşlerdir. Gelinen noktaya bakıldığında; artık insanların yavaş yavaş gaflet uykusundan uyandıkları, demokrasi vb. batı menşeli olan her şeyi araştırıp, neyin ne olduğu üzerinde kafa yorduklarının işaretleri görülmektedir. Artık, ilericilik, gericilik, Milliyetçilik, kavmiyetcilik, üstün ırk telakisi, ideolojik vb. tek/yanlı demode olmuş dünya görüşlerinin; hiç bir işe yaramadığını ve ideolojilerin çoğunun ideologlarıyla birlikte iflasın eşiğinde olduğunu az çok herkes tarafından kabul edilmektedir.

 

Kısacası, dünya ve mevcut olan beşeri düzenler/sistemler istemeseler de; insanlığın ideolojilerden kaçıp, fevc fevc islamın kurtarıcı gölgesine sığındıklarının görülmesi, Avrupa dünyasını tedirgin etmektedir! Avrupa ve Amerika'nin birçok yerinde; Müslümanların evlerine ve onlara ait mabedlerine yapılan kundaklama ve saldırılar, birde eteklerini tutuşturan islamafobi korkusu bu hakikatin en belirgin işareti ve göstergesi değil midir sizce?

İslami devlet özlemiyle kalın, sağlıklı olun efendim!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nusret Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.

01

Garib... - Tesadüfen rastladım ve okudum yazınızı. Hayret etmeye bile mecal bulamadım kendimde; O kadar akıldan, iz'andan, bilimsel ve tarihsel gerçeklerden habersizsiniz ki... Adeta "laf ola beri gele" kabilinden sayfayı doldurmuşsunuz... Hoş, bu arsadaki yazıların neredeyse tamamında dil, anlatım, ifade, kurgu ve imla hataları, çelişkiler mebzul...

Ne demişti şair:

Yere geçse yeridir ehl-i fazilet

Çünkü ah izz-ü câhın, har ü has derya misal üstündedir...

(Bu sahifeleri işgal etmeler sebepsiz değil.)

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 18 Temmuz 18:11