DİNİN DELİLLERİ

 

Muhterem Kardeşlerim…

Ef’âl-i Mükellefin, yani Farz, Vacib, Sünnet, Müstehap, Mubah, Haram, Mekruh, Müfsid olan hükümlerle belirtilen Ahkam-ı İslamiye’yi bildiren deliller dörttür:

1- Sübutu [sabit olması] ve delaleti [işareti] kati [kesin] olanlar. Açık anlaşılan Âyetler ve tevatürle [sözbirliği ile] bildirilmiş açıkça anlaşılan Hadis-i Şerifler böyledir. Bunlar Farz ile Haramları bildirir. Mesela Namaz kılmak, Oruç tutmak, Zekat vermek, Hac etmek gibi Farzlar, Âyet-i Kerimelerde açıkça bildirilmiştir. Namazın beş vakit olduğu ve nasıl kılınacağı da, Mütevatir Hadis-i Şeriflerle bildirilmiştir. Leş, domuz, kan, şarap gibi haramlar Âyet-i Kerimelerde açıkça bildirilmektedir. Köpek, aslan gibi hayvanların haram olması da, Mütevatir Hadis-i Şeriflerle bildirilmiştir.

 

2- Sübutu Kati olup, Delaleti Zanni olanlar. Açıkça anlaşılamayan Âyetler böyledir. Bunlar Vacib ile Tahrimen Mekruhu bildirirler. Mesela, “Kurban kes” Âyet-i Kerimesinin Sübutu Katidir, fakat Delaleti [herkesin Kurban kesmesi gerektiğinin bildirilmesi] Zannidir. Bunun için Kurban kesmek Vaciptir.

 

3- Sübutu Zanni, Delaleti Kati olanlar. Bir Sahabinin bildirdiği açık Hadisler böyledir. Bunlar da Vacib ile Tahrimen Mekruhu bildirirler.

 

4- Sübutu de, Delaleti de Zannidir. Bir Sahabinin bildirdiği, açık anlaşılamayan Hadisler böyledir. Sünnet ile Müstehabı ve Tenzihi Mekruhu bildirir. (Tam İlmihal)

 

Herkes aklı nispetinde sorumlu olur

İslam dininin emirleri herkese hitap ediyor; fakat herkesin aklı aynı olmadığı, kimi akılsız olduğu için herkes aklı nispetinde sorumlu olur. Aklı hiç yoksa yani deliyse, hiç sorumlu olmaz. Aklı azsa, anladığı kadar sorumlu olur. Allahü Teâlâ hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını sorumlu tutmaz.

İki Âyet-i Kerime meali:

“Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.” [Bekara 185]

“Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme!” [Bekara 286]

 

Bir Hadis-i Şerif meali de şöyledir:

“İnsanların yaptıkları hayırların mükâfatı, akılları nispetinde verilir.” [Ebu-ş-şeyh]

 

Sağır ve dilsiz kimse mükellef değildir. Eğer anlar ise ve öğrenirse mükellef olur. Şimdi okulları var, öğrenmeleri mümkün olabilir. Anlamak öğrenmek esastır.

 

Büluğa ermeyen çocuğa hiçbir ibadet farz değildir. Hiçbir şey haram değildir. İbadetlerinin sevablarına kavuşur. Bir kimse, bir çocuğa imam olunca, cemaat sevabı hâsıl olur. (Uyun-ül-besair)

 

Çocukların işledikleri sevabların babalarına yazılacağını bildiren Âlimler de vardır.

 

Haramın, helalin tarifleri

Haram demek, her şeyin Sahibi ve Hâlıkı, Yaratıcısı olan Allahü Teâlâ’nın, bir şeyi kullanmaya izin vermemesi, yasak etmesi demektir. Helal ise, o yasak düğümünün çözülmesi, izin verilmesi demektir

 

İbadetlerin önemine göre sıralaması

Bu konuda İbni Âbidînde buyuruluyor ki:

“Meşrû'ât, yani ibadetler, Müslümanlara yapılması emrolunan şeyler, dört kısımdır:

Farz, Vacib, Sünnet, Nafile.

Allahü Teâlâ’nın açık olarak bildirdiği emirlerine Farz; açık olmayıp, zan ederek anlaşılan emirlerine Vacib denir. Farz veya Vacib olmayıp, Resûlullah Efendimizin kendiliğinden emrettiği veya yaptığı ibadetlere Sünnet denir. Bunları devamlı yaparak, nadiren terk etmiş ve terk edenlere bir şey dememiş ise, Sünnet-i Hüdâ veya Müekked Sünnet denir.

Bunlar, İslâm dininin şiârıdır yani, bu dine mahsusturlar. Başka dinlerde yoktur. Vacipleri terk edeni görünce, terk etmesine mâni olurdu. Kendisi ara sıra terk etmiş ise, Sünnet-i Gayr-ı Müekkede denir. Müekked Sünneti, özürsüz olarak devamlı terk etmek Mekruh, küçük günah olur.

Allahü Teâlâ, bütün ibadetlere sevap vereceğini vadetti, söz verdi. Fakat, ibadete sevap verilmesi için, niyet etmek lazımdır. Niyet, emre itaat ve Allahü Teâlâ’nın rızasına kavuşmak için yaptığını kalbinden geçirmek demektir.

Bu üç kısım ibadeti belli zamanlarda yapmaya Eda etmek denir. Zamanında yapmayıp, zaman geçtikten sonra yapmaya Kaza etmek denir. Eda veya kaza ettikten sonra, kendiliğinden tekrar yapmaya Nafile ibadet denir. Farzları ve Vacibleri Nafile olarak yapmak, Müekked Sünnetleri yapmaktan daha çok sevap olur.

Resûlullah Efendimizin ibadet olarak değil de, âdet olarak, devamlı yaptığı şeylere Sünnet-i Zevaid denir. Elbiseleri, oturması, kalkması, iyi şeyleri yapmaya sağdan başlaması böyledir. Bunları yapanlara da sevap verilir. Bunlara sevap verilmesi için, niyet etmek lazım değildir. Niyet edilirse, sevapları çoğalır. Zevaid Sünnetleri ve nafile ibadetleri terk etmek mekruh olmaz.”

 

Bunlarla beraber, âdete bağlı şeylerde de Resûlullah Efendimize tabi olmak, dünyada ve ahirette, insana çok şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar.

 

Resûlullah Efendimizin yaptıkları

Resûlullah Efendimizin yaptığı ve kaçındığı şeyler iki kısımdır:

Birisi, ibadet olarak yaptığı ve kaçındığı, yapmadığı şeylerdir. Her Müslüman’ın bunlara tabi olması lazımdır. Bunlara uymayan şeyler bidattir.

 

İkincisi, adet olarak yani bulundukları şehrin ve o memleketlerdeki insanların yapmakta oldukları şeylerdir. Bunları da beğenmeyen, çirkin diyen, kâfir olur. Fakat, bunları yapmak, mecburi değildir. Bunlara uymayan şey, bidat değildir. Bunları yapıp yapmamak, memleketlerin ve insanların âdetlerine bağlıdır. Mubah kısmındandırlar, din ile bağlılıkları yoktur. Her memleketin âdeti, başka başkadır. Hatta, bir memleketin âdeti, zamanla değişir. Bütün bunlarla beraber, âdete bağlı şeylerde de Resûlullah efendimize tabi olmak, dünyada ve ahirette insana çok şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar.

 

Farz ile Vacip arasındaki fark

Bu konuda Redd-ül-Muhtâr’da Vitir Namazı anlatılırken deniyor ki:

“İnanması, yapması Farz olan emirlere Farz denir. Farz olduğuna inanmayan, kâfir olur. Yapmayan, tevbe etmezse, Cehennem azabı çeker. İnanması Farz olmayıp, Vacip olan, yapması Farz olan emirlere Vacip denir. Vacib olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Vacibi yapmayan da, tevbe etmezse, Cehennemde azap çeker. Vacibin, ibadet ve yapılması lazım olduğuna inanmayan kâfir olur. Çünkü, Vacip olduğu, söz birliği ile, zaruri olarak bildirilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de kati delil yani açıkça bildirilmiş ve söz birliği ile anlaşılmış emirlere Farz denir. Kur’ân-ı Kerim’de şüpheli delil yani açık olmayarak bildirilmiş veya bir Sahabi’nin bildirmesi ile anlaşılmış olan emirlere vacip denir.”

 

Allahu Teâlâ cümlemizi Kendisine layık Kul, Habibine layık Ümmet eylesin, dini bozma gayreti içersinde olanları da ıslah eylesin ve bizleri onların şerrinden muhafaza eylesin inşaallah. (Amin)

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Müslüm ABACIOĞLU - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.