ASTANA DEĞİL, "TAHRAN ZİRVESİ"

 

 

Tahran Zirvesi' nin Öteki Sonuçları

 

Yapılan zirvenin adı aslında bu değil. Astana zirvesiydi ancak bu defa Tahran zirvesi adıyla anıldı. Bu ismi alması zirvenin Tahran'da yapılmasından kaynaklanmıyor bu kez.

Aslında bu zirve ile ilgili söyleneceklerin de bu defaki öne çıkan Tahran zirvesi isimlendirmesiyle doğrudan ilişkisi var. Şöyle ki; öncesinde iki zirve daha yapıldı bu zirvelerden biri Telaviv' de, diğeri Cidde' de yapılan Biden' in Ortadoğu gezisi kapsamındaki zirvelerdi. Hemen öncesinde Biden'ın oğlu üzerinden servis edilen sapkınlık haberlerinin aniden unutturulduğu ve dikkatlerin yöneltildiği bu iki zirve, adeta ölü doğdu.

 

Bu zirvelerin iki ana hedefi vardı: İsrail' in güvenliği ile ilgili bölge ülkelerinden ümmetin direnişine karşı bir blok oluşturmak, ikincisi ise Ukrayna süreci ile baş gösteren ve bir enerji krizinden fazlası olan enerji sıkıntısını tedarik etmeye dair hedeflerdi. Bu iki hedefin de gerçekleşmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Tahran' da yapılan zirvenin, adeta İran'a karşı çaresiz bir çırpınışa dönüşen ve  sonuçsuz kalan Biden'in iki zirvesinin ardından gelmesi de Astana formatında yapılan bu zirvenin,Tahran zirvesi olarak adlandırılmasında etkili olduğu söylenebilir.

 

Zira planlanan bu olmasa da Biden'in yaptığı iki zirve ile Tahran zirvesi adeta karşıt iki blokun karşılıklı restleşmesi ve çok blokluluğun bir fotoğrafı gibiydi.

 

Çok önemli ekonomik anlaşmalara da sahne oldu bu zirve. İran ile Rusya arasında ve Türkiye ile İran arasında yapılan enerji odaklı iki anlaşma kayda değerdir. Ancak bu zirveyi esas önemli kılan, zirvede yapılan ekonomik anlaşmalardan ziyade zirvenin psikolojik, siyasi ve stratejik etkileridir.

 

Batının, Telaviv ve Cidde zirvelerinden bir sonuç alamadığı, Ukrayna' da Rusya'nın inisiyatifi neredeyse tamamen ele aldığı, Avrupa' da sıkıntıların giderek arttığı ve daha da artacağının belirmesi ve bu sıkıntıları gidermeye yönelik çaresizliğin baş göstermesi, Suriye' de sahanın boş olmadığını ve Ukrayna harekatına rağmen Rusya'nın da hala inisiyatifi elinde bulundurduğuna dair belirginleşme, Türkiye' nin Suriye konusunda artık kalıcı çözümler arayışına girdiği bir konjonktürde yapılması, bu zirveyi önemli kılan unsurlar olarak sıralanabilir.

 

Bu zirvenin önemli sonuçlarından biri, Türkiye'nin Suriye'de kendisi için faydalı olacağını düşündüğü ama sonuçlarının ne olabileceği belli olmayan bir harekata girişmesine gerek kalmadan, bu sorunlara yönelik çabaların artırılmasına yönelik karar alınmasıydı. Bu da Türkiye için bir kazanım sayılabilir zira haklı endişelerini barışçıl yollarla çözmeye dayalı gündemi zirvede dikkate alındı.

 

Çoktandır önemini yitirdiği gözüyle bakılan zirve, yeniden geri döndü gibi.

 

İnsiyatif alındığı takdirde, Türkiye'nin de güvenlikle ve Türkiye'deki Suriyelilerin geri gönderilmesi ile ilgili sorunlarını çözmeye dayalı bir mekanizma oluşturulabileceği görüldü.

 

Türkiye'nin de bunun takipçisi olmasında yarar var zira askeri seçeneklerin Suriye'de Türkiye'yi daha fazla yıpratması arzu edilen bir durum değildir.

 

Türkiye'nin diğer iki kazanımı ise tahıl koridoru ile ilgili Rusya ile ve enerji ağırlıklı ekonomik konularda İran'la yapılan anlaşmalar oldu. Tahıl krizinde Türkiye'nin oynadığı kilit rol ve aldığı inisiyatif, onun, bölgesel ve küresel anlamda imajını ve prestijini artırmıştır.

 

Tahran zirvesi, İran ve Rusya'yı şeytanlaştırma, Türkiye'nin NATO pençelerinden kurtulma çabalarını baltalamaya ayarlı iç (dış)  ve dış kesimleri hayal kırıklığına uğrattı.

 

Bu zirve, ABD ve batının, Türkiye - Rusya - İran üçlü bölgesel inisiyatifini, aralarında sorunlar çıkararak etkisizleştirmeye ve Türkiye'yi normalleşme denen dayatma ve politikalarla İsrail'in emir eri yapmaya yönelik heveslerine de bir cevap, bir karşı duruş oldu.

 

Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve ulusal egemenliğine saygının önemsendiği, sorunların bu bağlamda diplomatik yollarla ve Şam' la da müzakere edilerek çözümlenmesinin öncelendiği zirvenin esas önemli tespiti ise Suriye'de terörü destekleyen, bir hırsız ve işgalci olarak bulunan ABD'nin en büyük sorun ve çözümün önündeki en büyük engel olduğunun tescillenmiş olmasıydı. ABD'nin Suriye'den mutlaka çıkarılması gereği, üzerinde ittifak edilen en önemli tespit ve kazanımdı.

 

Başka bir deyişle bu zirvenin en önemli sonucu, Amerika'ya, Suriye'den çıkma çağrısı yapılmasıdır.

 

 Gerçekten de ABD, suya giren bir dışkı misali, girdiği her yeri kirleten, kimyasını bozan bir necaset. Sadece Suriye'de ve bölgede değil; küresel ölçekte ABD'nin küstahlıklarına set çekmek öncelikli bir gerekliliktir. Zira bu yapılmadan diğer sorunların çözülmesi de adeta imkansızdır.

 

*

 

Bu zirvenin; Blair'in, "Ukrayna'dan sonra, Batı liderliği için hangi dersler?" başlıklı bir konferansta sarf ettiği  "Dünya en azından iki kutuplu ve muhtemelen çok kutuplu olacak.” itirafının batı kamuoyunda konuşulduğu ve artık bu gerçekliğin kabul edilmeye başlandığı konjonktürde gerçekleştiğini göz önünde bulundurarak değerlendirmek, zirvenin önemini anlamaya dair sonuçları çıkarmamıza katkı sunacaktır. Blair' in şu sözünü gerçekten de bir miladın itirafı olarak zihinlerimize kazıyalım. Şöyle diyor, Tony Blair:

 

"Batı'nın siyasi ve ekonomik egemenliğinin sonuna yaklaşıyoruz."

 

*

 

Evet, toparlayacak olursak;

bu zirve, çok kutuplu dünyanın eşiğine gelinen bir zamanda, Türkiye'nin NATO karşıtı bir noktada durduğunda; heybet kazandığını ve kendi sıkletini hissettiğini de dünya aleme göstermiş oldu.

 

Bu zirve, İsrail'le normalleşme furyası ile dünya sistemine direnen kesime karşı bir fitne ateşi tutuşturmak isteyen ABD'nin politikalarının iflas ettiğini ve bu ve benzeri politikaların bölge ülkelerinin kendi aralarında normalleşerek etkisiz kılınabileceğini de açıkça ortaya koydu.

 

Öncesinde İran - Suudi yakınlaşması ile başlayan ve muhtemelen Türkiye - Suriye normalleşmesi ile taçlanması umulan bölgesel barış havasının; İsrail, ABD ve ingiltere'nin fitneleri önünde bir set olabileceği de görülmüş oldu. Bu barış havası, bir sonraki toplantıya Suriye'nin de dahil edilmesinin önemi ve gerekliliğini de gözler önüne sermiştir.

 

Böylece bölge haklarının çektikleri acıların bir nebze de olsa hafiflemesi, bölgenin bir nefes alması ve yeni bir ivme kazanmasının  mümkün olabileceği görüldü.

 

Rabbim, bölgemizi/evimizi koruyan izzetli bir noktada durmamızı nasip etsin.

Selam ve dua ile.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.