BİR "ARİF" BİLİRİM OTUZ YIL ÖNCESİNDEN

 

Arif Elgün anısına! (D:25.06.1983. Ö:22.07.2022)

 

Yıl 1993, mevsimlerden güz; on ikiler mahallesi, tenha ve sessiz... Yılmaz sokakta kirada oturduğumuz geniş avlulu evde, kalabalık bir aile ve çocuk çığlıkları... Çamurlu sokaklarda, seyyar sebze ve meyve satıcılarının koro halindeki bağırışları yankılanırdı beton duvarlarda...

İslâmi gençliğin, serapı su zannedecek kadar, susadıkları; dava adamlarını aradıkları, adam gibi ademlerin kıt olduğu bir zaman dilimiydi o günler adeta!...

 

Vakıflar, dernekler, tarikat evleri, tekkeler, ilim meclisleri, medreseler ve saire... Herkesin sloganının İslam olduğu, fakat fiili sahada İslâm dışı birçok bidat ve hurafelerin din diye insanlara telkin edildiği günlerdi... On ikiler mahallesinin Ahmediyye camisinin mütevazi minaresinden her gün beş vakit, "Haydin namaza, haydin kurtuluşa nidaları; inananları, Allahın davetine icabet etmeye çağırdığında, o gün, bizim dava diye bir sevdamız, bir derdimiz vardı gerçekten...

 

Hemen biraz yukarısında, Eyyub Peygamber caddesi, ve caddenin üzerinde yol boyu güler yüzlü insanlar. Bakkal, berber, eczacı, elektrikçi, halıcı, ayakkabıcı, nalburiyeci, ev gereçleri, zücvaciyeci, manifaturacı ve terzisinden tutun daha nice gönlü güzel insanların meskun oldukları bir manzara hâkimdi. Şimdi, ne o güzelim güzergâhtan eser kaldı. Ne o günkü sevimli çocuklardan, saygılı genç ve vakur yaşlı kuşaktan iz kaldı. Hele o güzelim sosyal dokunun manevi havası yok muydu, o günleri arıyoruz gerçekten. O gün yaşayanların birçoğu, bu gün hayatta değil, ötelere göç ettiler. Dünya işte...

Evet, On ikiler mahallesi deyince, 1993/94 lerde, aklımıza hemen Milli Gençlik Vakfı gelir. Milli Gençlik Vakfı Eyyubiye şubesinin bulunduğu mekân; birkaç gün önce, (39 yaşında) daha genç sayılabilecek yaşta aramızdan ayrılan Arif Elgün'ün abisi Süleyman Elgüne aitti. Elgün kardeşler; dördü erkek, üçü kız olmak üzere yedi kardeştiler ve Arif; ailenin en küçüğüydü. Şimdi o güzelim mekândan eser kalmamış olsa da, biz oradan her geçtiğimizde; Gençlik yıllarımızın olduğu ta  1993 lere gider ve o günleri hayal ederiz. Evet, bu kısa girizgahtan sonra, esas olan mevzuma geçmek istiyorum.

Peki, durup dururken; Milli Gençlik Vakfı da nereden çıktı denilebilir! İşte asıl mesele, tam da Milli Gençlik Vakfının etrafında dönen hatıra ve anılarımızla ilgilidir...

 

Hafıza tazeleme sadedinde, hatırlatmak istesek, Milli Gençlik Vakfı, bir döneme damgasını vurmuş ve bir neslin yetişmesinde başat rol oynayan kutlu mekânlardan biri olduğunu vurgulamak isterim. O günlerde, gençler olarak; Milli Gençlik Vakfına sohbete veya Ramazan aylarında teravih namazlarına giderken, en arka saflarda çocukların, duvarlarda yankılanan masumane ve şen şakrak sesleri, ile koşuşturmalarının kulaklarımızı tırpalayışları, atmosfere ayrı bir güzellik katardı. İşte o gün, o çocuk kafilesinin içinde dokuz on yaşlarında masum bir çocuk vardı! Arif Elgün... Arif, o çocuk kafilesinden sadece biriydi. Ve tam otuz yıl sonra yani, 22 Temmuz 2022 Cumartesi günü, ani bir kalp krizi geçirmesi sonucunda, Arif kardeşimiz uçmağa vardı.

 

Evet, Arif'imizi kaybettik. Her ne kadar o, evli, otuz dokuz yaşında ve dört çocuk babası olduysa da; fakat bizim gönlümüzde hep dokuz on yaşlarındaki o masum çocuk çehresiyle hatırlanıp anılacaktır... Milli Gençlik Vakfı, bir dönem, islami gençliğin; canları sıkıldığında ruhlarını dinlendirmek için bir araya gelip hasbihâl ettikleri sade ve manevi havası olan bir mekândı. Kimler yoktu ki, o zamanlar: "Hasan Belik (merhum) hocadan, Ali Modanlıya, Necmeddin Sağlam 'dan Süleyman Elgün ve Eyyup Yantur'a, İsa Fidan'dan Mehmet Aslan'a (merhum) Necmi Çıdık'tan, Mustafa Bayar ve İbrahim Tankçı'ya varıncaya kadar; yüzlerce gencin bir araya gelip, üzerlerindeki sıkıntıları bertaraf ettikleri yerdi Milli Gençlik Vakfı! Özelikle, Ramazan aylarında; zengin Müslümanlardan toplanan nakdi ve gıda yardımlarının, ihtiyaç sahiplerinin kapılarına kadar gidip elden teslim edildiği güzel günlerdi.

Arif Elgün, o zamanlar dokuz on yaşlarında bir çocuk, ve daha ilkokul öğrencisiyken dahi, Vakfın müdavimlerindendi desek mübalağa etmiş olmayız. Çünkü evlerinin, vakfın üst katında olması; onun vakıfla daha çok irtibatını sağlıyordu. Arifimizin yüzüne,  arifane bakıldığında; o gün dahi, sakin, biraz zayıf bedeni, mütebessim ve mahzun çehresiyle; babadan yetim kaldığının izlenimini dışa yansıtığını anlardı. Yetimdi yani Arif... Hem, Aziz ve Celil olan Allah; Habib-i edibini de yetim büyütmemiş miydi? Yani, Arifimizin yetim olması bir yönüyle kendisi için, belkide ilahi bir ikramdı. Arif; 25,06,1983 senesinde; Tarsus/Mersin'de dünya sürgününde açmıştı gözlerini. Daha altı aylıkken, bir trafik kazasında babasını kaybeden Arif; babasını görmeden, güzide annesinin kucağında yetim olarak büyüdü! Mersinden Şanlıurfa'ya yerleştikten sonra Arif'in, Yavuz Selim ilkokuluna kaydı yapılır. Yedi kardeşin en küçüğü olan Arif; ilokulu bitirdikten sonra, orta ve lise'yi İmam Hatipte okuyup mezun olur. Üniversite tahsilini de, Siverek MYO Bilgisayar operatörlüğü bölümünde (ön lisans) olarak bitirir...

Her ne hikmetse, bazı insanların; doğumu, yaşamı ve ölümleri acıdır. Acı olduğu kadar da, üzücüdür, keder yüklüdür. Kanaatimce, gözümüzde hep dokuz yaşında görünen Arif'de; söz konusu olanlardan sadece biri tanesi... Bu acılar kervanına kimler katılmadı ki? Vefatı, ailesini üzüntüye gark ettiği gibi; kendisini tanıyıp sevenlerini de hazkeza...

 

Tabi, ilahi kaderin cilvesi; Arifimiz de evlenmiş, çoluk sahibi olmuş ve hayata dair umut ve nice hayaller taşımıştı kim bilir. Hepimizde olduğu gibi. Hayali olmayanın hayatı yoktur diye bir söz vardır. Yeterki, düşlenen hayaller, iyi ve güzel yarınlar için olsun. Arifimiz; Çalışma hayatına, 2008-2010 yılları arasında, Şanlıurfa belediyesinde zabıta olarak başlar. Daha sonra, 2010-2015 Kent Tanıtım reklam koordinatörü, 2015-2019 Mavi Tanıtıp reklam koordinatörü; en son 2019-2022 li yıllarda; Hayvancılık-yem sanayiinde işletmeci olarak çalışırken, Aziz ve Celil olan Rabbimizin ona biçmiş olduğu süre dolunca; o da her fani gibi ayrıldı aramızdan. (Allah rahmet eylesin. Taksiratını affeylesin ve razı olduğu kullarının arasına katsın)

 

Evet, yukarıda; Arif'in altı aylıkken babasını kaybettiğini yazmıştık. Ailenin büyüğü olarak, Abileri Süleyman Elgün her ne kadar, onlara babasızlığı yaşatmamaya gayret ettiyse de; baba çınar ağacı gibidir, evlat sırtını ona dayadı mı, kendini hep güvende hisseder. Çünkü, babalar; çocuklarının gözünde hep yenilmez kahramanlarıdır... Şayet ben Nusret Yılmaz olarak, Elgün ailesini, otuz yıldan bu yana yakından tanımamış olsaydım, inanın bunların hiçbirini yazmazdım. Zira, Arifin vefat haberini duyduğumda köyde idim ve cenazesine gidemedim. Abisi Süleyman'ı (özellikle Süleyman ile, geçmişe dayalı karşılıklı bir kardeşlik hukukumuz vardı) aradım ve mazeretimi bildirdim. Ertesi gün, 24 Temmuz 2022 Pazar günü taziyelerine gidip baş sağlığı ve sabırlar diledikten sonra, tekrar köye döndüm. Ama, Arif'in o dokuz on yaşında olduğu çocukluk portresi, bir türlü gözlerimin önünden gitmedi... Baktım bu böyle olmayacak, iyisi mi; Arifi yad etmek, vefa ve kardeşlik borcunu ifa etmek adına acizane bir kaç satır yazmamın elzem olduğunu düşündüm ve ortaya bu acizane satırlar çıktı. Yapabildim mi bilmiyorum ama; içimden geçenleri satırlara döktüğüme inanıyorum.

 

SON BİR HATIRLATMA:

1- Ölenin ardında iyi hasletlerini yâd edetmek; sünneti seniyye gereği olduğu için, biz de Arif hakkında hüsnü zannımızı belirtirken, karşılığında kimseden teşekkür falan beklemiyoruz çünkü bu bir vefa borcudur...

2- Her Müslümanın diğer Müslüman kardeşlerine karşı vefalı ve merhametli olması üzerlerine islami/insani bir borçtur.

3- Dünya fani ölüm anidir, gönül dostlarınıza zaman ayırın. Onları arada bir arayıp hal hatırlarını sormayı ihmal etmeyin. Zira, hatırlamayanlar hatırlanmazlar; kelam-ı kübar-ı unutmayın!

4- Derviş Yunusun dediği gibi: Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan, sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz; uyarısı kulaklarımızı küpe olmalıdır.

5- Dünyada her birimize biçilmiş bir süre vardır ve o süre dolunca, bizde herkes gideriz. Öyleyse, dünya bizi rehin almadan onun üstesinden gelmeye gayret edelim.

6- Makamlar, mevkiler, akademik unvanlar, kariyerler, siyasi yetkiler vs. hepsi bu fani âlemin geçici olan şeyleridir. Allah (c.c)'ın bizi onlarla sınadığını hiçbir zaman unutmayalım.

7- En son olarak da, nerede olursak olalım, ne olursak olalım; hiçbir zaman ve mekanda, inanç ve idealimizden taviz vermeyelim. Helal ve Haram, her çağda aynıdır. Değişmezler. Halkın hatırı için Hakkın emrinin çiğnendigi mekânlardan uzak duralım. Filhakika, kişi yaşadığı hal üzere ölür ve dirilir. Çünkü, takvim hiç kimsenin ölümünü belirtmez, ama ölüm tarihleri hep belidir ve yazılır mezar taşlarına! Ölümün, bizi nerede ve ne zaman beklediğini bilemeyiz. İyisi mi biz, onu her yerde bekleyelim. Bu vesileyle, Vefat eden Arif Elgün kardeşimize; Rabbimden rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum. Kederli Ailesine, dost ve sevenlerine de sabır ve metanet diliyorum. Gözümüzde hep Dokuz yaşında olan, Arifimiz de göç eyledi dünyadan! Geride, gözü yaşlı bir eş; hüzünlü altı kardeş ve dört  yetim bırakıp ayrıldı aramızdan. Emanetine sahip çıkmak hepimizin üzerine bir borçtur, unutmayalım! Nihayet, hepimiz için kavuşmak, sadece mahşere  kaldı... Kalın tefekkür ve teşekkürle efendim. 28 Temmuz 2022. Perşembe.

Aşağı Karacaören kırsal mahallesi/Siverek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nusret Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.