EĞİTİM, SINAVLAR VE GENÇLERİMİZ

 

Birkaç yıldır ve özellikle mülakat uygulamalarıyla artan sınav ve liyakat tartışmaları KPSS sınav soruları ile ilgili ÖSYM Başkanını yerinden eden, sınavın ertelenmesiyle sonuçlanan gelişmeler ve öğretmenler için kariyer basamakları adıyla yapılması düşünülen sınavların gündem olması ile daha da arttı.

 

KPSS sınav soruları ve ardından ÖSYM Başkanının görevden alınması sınavlarla ilgili ciddi kaygıları tekrar gündeme taşıdı.

 

Gençlerimiz geleceğimizdir. Ama en çok onları sömürüyoruz ve en çok onlara hoyratça davranıyoruz.

 

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, "Bu eğitim sistemi ne çektiyse toplumsal mühendislik projelerinin eğitim sistemine yansıması olan yanlış eğitim politikalarından çekti. İşte kat sayı uygulaması da bunlardan bir tanesiydi. İmam hatip liselerinin ve meslek liselerinin yükseköğretime erişimini engellemek için yapılan bu müdahalenin maliyetini bu toplum çok büyük bedeller ödedi" şeklinde bir açıklama yaptı. 

 

Bakan doğru söylüyor, doğru ve bilinen bir tespiti dile getiriyor. Önceki bakanlar da hep eğitim sisteminin değişmesi gereğinden, verdiği tahribattan ve değişmesi gerektiğinden bahsettiler ama ne yazık bu yönde köklü değişiklikler yapmaya dair bir adım atılabilmiş değil. 

 

Bu yanlışlardan biri de sınav odaklı bir eğitim anlayışı. Sınav gereksiz değil ancak sınav bir ölçmeyi hedefler; bir elemeyi esas alan sınav liyakat belirleme özelliği taşımaz.

 

Uygulanan ekonomik ve sosyal politikalar, gelir dağılımı adaletsizliği toplumun bir kısmının önüne barajlar, sınavlar, sınav odaklı uzun bir eğitim hayatıyla iş bularak aç kalmaktan kurtulmaya yöneltilmesini beraberinde getirmiştir. Bazı kesimlerin hem de açık bırakılan yasal yollardan, tüm bunlara gerek olmadan işe girebilmeleri de aynı şekilde mümkün. Üstelik bir günde işe başlayabiliyorlar.

 

Uzun aralıklı sınav tarihleri ve sınav sonuçlarının uzun süre sonra açıklanması, uzun süre sonra işe giriş başvurularının başlaması, güvenlik soruşturmasının da tamamlanmasından sonra bile atanma hakkı kazanıp henüz işe başlatılmamış olanlar var.  

 

Sınavlar doğru ve şeffaf yapılsa. 15 Temmuz öncesinin geleneği olan bu hileciliğin, kul hakkı gaspının, gençlerin geleceğini karartan uygulamaların malum yapının geriletilmesiyle bittiğini sanmıştık. Ancak mülakat yöntemiyle bu zemine tekrar geri dönüldü.

 

Kul hakkı demişken şu hususu da hatırlatmakta yarar var: Bu gün mülakat denen uygulamanın, adam kayırma ya da torpil, ayrıcalık olmadığına kim inanır ve son KPSS ile ilgili yaşanan rezaletten sonra yapılan merkezi sınavların yüzde yüz güvenli olduğuna kaç kişiyi inandırabiliriz?

 

Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) yani devlete memur seçme sınavı gibi önemli bir sınavda bu soru çalma rezaleti çok yönlü soruşturulmalı, ciddiyet ortaya konmalıdır.

 

Sınav, beklendiği gibi ertelendi. Umarım ikinci kez gençlerden sınav parası alınmaz ve sınavın atanma takviminde bir gecikmeye yol açmaması için önlem alınır.

 

Partiler filan suç duyurusunda bulundu ama bu tür kul hakkına girilen ve gençlerin geleceğini karartan suçların, kimsenin suç duyurusunda bulunmasına bakılmadan soruşturulması gerekir.

 

 Aslında bu tür suçlar ülke güvenliğini tehdit eden mahiyettedir ve sıradan bir suç olarak görülmemeli.

 

Meclisin yetkilendireceği bir karma komisyonla sorunun geçmişe yönelik de olmak kaydıyla soruşturulması ve toplum vicdanının rahatlatılması bekleniyor. 

 

Sınav şartları zaten uygun değil. Ağustos gibi sıcak bir ayda Urfa gibi sıcak ilde klimasız ya da klimanın çalışmadığı veya çalıştığı halde fayda etmediği bir ortamda sınav yapmak ne derece sağlıklı. İlle de sınav yapılacaksa; Mayıs’ta, Nisan’ da sınav yapılamaz mı?

 

İş verilmemiş bu gençlere, devletin sosyal harçlık vermesi gerekirken; üçte biri fiyatla yapabilecek sınavdan ücret alması ne derece sağlıklı?

 

*

 

İlle de bu sınav yapılmalı mı? 

 

Bence hayır. 

 

Üniversite mezunu her genç liyakatlidir. Hangi illerde ve kategoride iş tercihi yapmışsa; ona göre şeffaf ve e-devlet’ ten kontrol edilebilecek şekilde, bilgisayar tarafından sıraya konur. İşe alınma veya ne zamana kadar bekleme süresi olabileceğini hesaplar. Belki de hayatını bekleme ve umutla değil; başka bir yol arayışına girerek sürdürür. En azından böyle veya buna benzer yollar da açılabilir, devreye sokulabilir. Gençleri bekleterek ihtiyarlaştırmaya son verilmek isteniyorsa tabii.

 

Gençler kaç kuşaktır diri diri gömülüyor. İş verilmiyor, iş bulan ise doyabilecek, evlenip aile kuracak imkanı bulamıyor. Tüm bunları yapabilenler de otuzlu yaşlara gelmiş oluyor. Gerçekten de gençleri gömmek değil de nedir bu?

 

Tüm bunların üstüne durup düşünüp kendimize acaba bu soruları sormalı mıyız?

 

Neden hırsız bir toplumuz?

 

 Her şeyi çalıyoruz. 

 

Kamu malını, 

 

kul hakkını,

 

öksüzün, yetimin hakkını,

 

gençlerin ve çocukların moralini, umudunu, yaşam sevincini, hayallerini, geleceğini, emeğini, ömrünü, başarılarını, 

 

onlara bırakmamız gereken mirası, onların ahlakını, dinini hürriyetini, 

 

 hatta sınav sorularını.

 

*

 

Bir başka sınav da öğretmenlere. Ayıp diyeceğim ama karşı çıkması gereken sendikalar bile özet, kitapçık, çalışma kitapları filan işleriyle meşgul.

 

Daha önce yapılmış olan uzman öğretmenlik sınavı ile bazı öğretmenler uzman olmuş sınavın sürdürüleceği söylenmesine rağmen bu gerçekleştirilmemişti. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2006 yılında yapılan ve bir daha tekrarlanmayan uzman öğretmenlik sınavında baraj 70 değil 60 puandı. 

 

Burada ilginç bir durum gözlemledim. Veliler, aman çocuğunuzun öğretmeni uzman öğretmen olsun arayışına hiç girmediler. Öyle görünüyor ki başöğretmenlik kariyer basamağı için de durum aynı olacak çünkü bu sistemle elde edilen bir kariyer ismi itibar görmediği gibi elde edilen kariyere göre bir statü değişikliği de olmadığından fark eden bir şey olmuyor. 

 

Öğretmenlere sormadan, masa başında onlarla ilgili kararlar alıp uygulamak, sendikalara, STK’ lara  danışmamak, öğretmenlik mesleğini olumsuz etkileyeceği ve öğretmeni rendice edeceği hesaplanmadan yapılmış bir düzenlemedir bu. 

 

Eğer amaç kariyer ise yol bu değil ve amaç öğretmeni bir zamanlar olduğu gibi tekrar yoksul seviyesine getirmek ise de yol bu değil.

 

Tabii bundan önce konuşulması gerekenler öğretmenlerin bir kariyer kazanmaları deneyim kazanmaları ünvan kazanmaları hangi şekilde olmalı ve olmalı mı bunun doğruluğu ve yanlışlığı bunun nasıl olacağını doğru tespit edilmesidir. Öğretmeni belli bir yaştan sonra ders çalıştırmak sınavlara sokmak öğretmenlik mesleğinin itibarını düşürmek anlamına gelmiyor mu?

 

 Kariyer ve deneyim kazanması gereken genç öğretmenlerdir.

 

 40-50 yaşına gelmiş, kimisi 60 yaşına yaklaşmış öğretmenler için yapılması gereken ise onu insanca yaşayabileceği şartlarda emekli etmenin yollarını açmak ya da farklı statülerde danışman olarak ondan yararlanmaktır.

 

Bu mesleğin saygınlığını sağlamanın birinci şartı öğretmenin sınıfa girerken kafasında maddi bir sıkıntı ve problem olmamasıdır. O halde madem uzaktan eğitim gibi hizmet içi eğitimler gibi öğretmenin kendini yetiştirebileceği imkanlar mevcuttur bunu kurumsallaştırmak ve daha akademik statülerle ve öğretmenlik mesleğine gölge düşürmeyecek bir tarzda yapmak mümkün. 

 

Öğretmenler için düşünülen kariyer basamakları uygulaması gerçekten hedefleri açısından bir oyalama gibi görünüyor oysa OBA altyapısı öğretmenleri ilgi duydukları ve farklı yetenekleri olan öğretmenlerin bu yeteneklerini geliştirebilecekleri hatta üniversitelerle işbirliği gerçekleştirilerek lisans, doktora tarzı ünvanlarla da kaynaştırılabilecek bir tarazda da olabilirdi. İşte bu durumda işin aslına uygun bir sınav/tez gerekli olabilirdi.

 

Ama eğer söz konusu olan mesleki deneyim ise zaten meslekte yıllar geçtikçe deneyim de artıyor. Deneyim için 60 yaşındaki öğretmeni; 600 sayfalık bir müfredattan, barajı 70 puan olan bir sınava tabi tutmak değil.

 

Öğretmen; bu kısa sürede, bu tatilde, bu sıcakta, bin türlü sıkıntı ve maddi sorunlarla boğuşurken bu sınava hazırlanamayacaktır. Sınava girerken rencide olacaktır, kazanamadığı zaman rencide olacaktır, kazansa bile 1000-2000 TL için bu sürece evet demek zorunda bırakıldığı için rencide olacaktır.

 

Öğretmenlerin, resmi rakamlara göre bile yoksulluk sınırı altında ücrete tabi tutulmaktayken, bu sınav süreçlerinden geçirilerek oyalanması ve onlarla alay edilmesine son verilmelidir.

 

Şanlıurfa Memur-Sen İl Temsilcisinin çözüm önerisiyle noktayı koyalım: 

 

“Kariyer basamakları için tüm öğretmenlerimiz tepkili.

 

Amaç üzüm yemekti,eğitime ve öğretmenlerimize bir fayda sağlamaktı.

 

Ama artık faydadan çok zarar veriyor.

 

Bir an önce sınav kalkmalı 10 yıllık öğretmen uzman,20 yıllık öğretmen de Başöğretmen olmalıdır.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.