EVRENSEL DİRENİŞ BİLİNCİ VE  MAHSA AMİNİ ' İ PROVOKASYONUNDA ISKALANANLAR   

 

İslam ve devrimi örtünmeyi ve ahlakı bir norm sayarken; Kapitalizm ve Liberalizm açıklığı norm sayıyor. Bu, temel bir anlaşmazlıktır.

İslam ve devrimi, evrensel olanın Batı Emperyalizmi tarafından belirlenmesini reddediyor. Modern yaşam tarzını/modern dini ve bu dinin evrensel olduğu dayatmasını reddediyor; kendi normlarını, vahyi merkeze alarak ve en üst otorite olarak tanıyarak belirliyor.

İslam ve devrimi küresel hegemonyaya, küresel bir itiraz ve alternatif olma iddiasını taşıyor.

İslam ve devrimi bireyciliği, bireyselliği, bencilliği, sermaye sömürüsünü, doğanın ve fıtratın tahribatını reddediyor.

İşgali, soykırımı, Gazze gibi şehir hapishanelerini, Ebu Gureyp gibi küresel terörizmin hapishane ve işkencehanelerini reddediyor.

İslam ve devrimi adaleti, merhameti, iyiliği, barışı, rızkın her canlıya ulaşmasının önündeki engelleyici sistem ve mekanizmalara karşı direnmeyi öneriyor ve her türlü sömürü ve zorbalığı reddediyor…

Bölgesel ve küresel ölçekte yaşananlardan İran’ ın güçlenerek çıkması,  43 yıla yaklaşan İran' a yönelik ambargoların etkisiz kalması, iç kışkırtmalardan bir türlü sonuç alınamaması, bilim adamları ve komutanlarına yönelik terörist suikastlar, her gün Suriye’ de uluslar arası yasalara aykırı saldırılara devam edilmesi, İran’ ı yalnızlaştırmak için Yüzyılın Anlaşması ve İsrail’le bölge ülkelerinin ve Müslüman ülkelerin normalleşme adıyla baskılanması, Lübnan, Bahreyn gibi ülkelerde küresel ifsad projelerinin başarılı olamaması, Suriye, Libya ve Yemen’ in terörist saldırılarla işgal edilmesi, Irak’ ta ve Suriye’ de başta olmak üzere yapılan terörist saldırı ve işgaller yetmezmiş gibi tahıl, petrol başta olmak üzere hırsızlık ve yağma yapılması, Yemen’ de abluka ve yaptırımlarla kitlesel kıyımlar yaşandığı halde bu insanlık suçunun işlenmesine devam edilmesi ama Yemen’in teslim alınamaması, Filistin Direnişinin, direniş cephesinin desteğiyle güçlenmesi ve özellikle Kudüs’ ün Kılıcı Savaşıyla tüm Filistin’ e yayılması ve kararlı bir şekilde devam etmesi, Irak’ ta istikrarı bozmaya yönelik tüm provokasyonların sağduyu ile boşa çıkarılması, Amerikancı İslam, sünnilik kılıflı bölgesel Siyonist projelerin tökezlemesi, İran’ ın nükleer teknolojiye ulaşması ve nükleer silah üretebildiklerini ama savunma doktrinlerinde böyle bir şey olmadığı için bunu yapmadıklarını ilan etmesi tek kutuplu küresel sömürü sisteminin temellerini sarsıyor.

Tüm bunlar ve İran’ ın nükleer eşiği geçmesi önemli olmakla beraber İran ve direniş ekseninin nükleer silahtan daha etkili bir silah geliştirmesi küresel sistemi şoka uğratmış durumda.

 ERBAİN.

 Evrensel direniş bilinci.

Bu yıl 30 milyon insan ERBAİN’ e katıldı.

Küresel Emperyalizme karşı küresel bir başkaldırı potansiyeli taşıyan Erbain, o denli etki oluşturmuş durumda ki; neredeyse tüm dünya medyası 30 milyonluk bir kitlenin günler süren yürüyüşünü ölüm sessizliğiyle karşıladı. Bu da konunun önemini ve küresel odakların küresel ölçekte ne derece senkronize önlemler aldığının bir göstergesi.

Bölge medyalarının büyük bir sessizlikle karşıladığı bu yeni devrim küresel ve uzun vadeli sonuçları olabilecek büyük bir direniş harektliliğidir. Sahada şeytani, Emperyalist ve Siyonist tüm küresel güçlerle mücadele ede ede bu aşamayı getiren direniş, küresel güçleri endişelendirmekte ve onların bölgemizdeki vekillerinin de uykularını kaçırmaktadır.

Bizde de medyanın önemli bir bölümü, Türkiye’ nin menfaatleri sosuyla Siyonist projelere meze olan terörist odaklar, bölge ve Türkiye düşmanları ve onlara katılan saf kesimler yine aynı tavrı takındı ve Filistin'de her gün normalleştirilmiş şekilde kadın ve çocuklar öldürülürken, Yemen'de, Libya'da Suriye'de ve dünyanın çeşitli yerlerinde her gün insanlık suçları ve savaş suçları işlenirken sessiz kalan medyamızın önemli bir kısmı da ne yazık ki; aynı anda düğmeye basılmış ve küresel odaklarca sürdürülen karalama kampanyasına katılmış,  İran ve Müslümanlar hakkında hemencecik hüküm vermişti bile.

Aynı kesimler yine bir fırsat yakaladıklarını düşünerek; Mahsa Amini üzerinden kendi tıyneti ve meşrebine göre kimi İslam’ a ve dine, kimi de direnen Müslümanlara ve direniş cephesine saldırarak aynı koroya katıldılar.

Biraz daha lokalize edelim. Küresel irade İslam’ ı; ılımlı, demokratik, selefi, tekfirci vb yapılanma ve örgütselliklerle itibarsızlaştırmaya ve etkisizleştirmeye çalışarak onunla mücadele ederken; aynı şeyi mezheplerle ilgili olarak da yapmakta, Sünnilik soslu Siyonist yapılanma ve Şii dünyada halkın mücahitleri gibi örgütlülükler desteklenirken; İngiliz Şiiliği denen ve mezhepsel provokasyonlar hedefleyen çalışmalara da hız vermektedir. Bununla da bölgedeki direnişi etkisizleştirmeyi hedeflemekte, iç çatışmalar ve karışıklıklar çıkarmak istemektedir.

Etnik ayrımcılık kullanılarak yürütülen faaliyetler ve projeler ise çeşitli şekillerde yürütülmekte ve özellikle İran, Irak, Suriye ve Türkiye’ de yürütülen politikalarda bu bağlam ciddi şekilde kullanılmaktadır.

Tüm bu hususlar ve artık ABD’ nin nükleer anlaşmaya dönüp dönmemesinin İran için önemli bir etkileyiciliğinin/olumsuzluğunun olmayacağı bir sürece gelinirken yaşanan bu son kışkırtmaya yani Mahsi Amini’ nin ölümü üzerinden algı oluşturarak koparılan yaygaranın da bir sonuç getirmeyeceği açıktır.

İran'ın Gezi eylemleri tarzındaki her provokasyon girişiminde daha önceki suikast ve saldırılar gibi bizde de alnı secdeli bir kesimde yuvalanmış Siyonist ses dünyanın tüm emperyalist, sapkın, işgalci güçlerinin oluşturduğu koroya dahil olmayı sürdürmektedir. Demek ki; darbeci Fetö' de olduğu ABD, bu kesimlerde de hakikate kapalı, iyi karşısında esnemeyen sabitleşmiş kör bir inat işlemiş zihinlere. Bunu nasıl başardıklarını henüz çözebilmiş değiliz.

ABD ve genel anlamda küresel emperyalizm için Türkiye'nin batı paktından/hiyerarşisiden çıkmaması stratejik önemdedir ve bu yüzden Türkiye'nin Emevi, ılımlı veya milli/mezhepçi/menkıbeci İslam'dan Kur'an'i İslam'a; teslimiyetçi/NATO'cu İslam'dan Şerefli ve direnişçi İslam'a dönmemesi için daha özel çabalar ve çalışmalar yürüttüğü gözlenebilmektedir. Zira Türkiye'nin batıdan bağımsızlaşarak kendi aidiyetlilerine/bölgesel aidiyetlilerine dönmesi hem bölgede hem küresel ölçekte bir sinerji oluşturacak ve Türkiye, zincirlerinden kurtulacaktır.

İşte bunu önlemek için yürütülen tehdit ve dayatmalardan biri olan Türkiye’ nin Ege ve Akdeniz'de kuşatılması ve Yunanistan'ın kışkırtılması bir yandan devam ederken; asıl kırılamayanı ve tehlikeli olanı ise mezkur İslami anlayış ve medya eşliğinde oluşturulan emperyalist algıların canlı tutulması faaliyetleridir.

Bu bakımdan İran'da yaşananlarla sürdürülen mesele ne başörtüsü veya bir tutam saç ne Kürtler veya etnik meseleler ve ne de kadınların hak ve hukukudur.

Asıl meselenin ne olduğununun ip uçlarını henüz güncel iken Reisi ' nin BM genel kurulunda yaptığı konuşmada bulmak mümkün.

Gözden kaçan husus tüm bu yaşananların aynı odaklarca ve özellikle Türkiye ve İran bağlamında gerçekleş/tiril/iyor olmasıdır.

Meselenin esas boyutu küresel etkili bölgesel dengelerin niteliksel ve stratejik değişimler yaşıyor olmasıdır.

Bu bağlamda Türkiye’ nin Şanghay örgütüne dahil olma talebinin konjonktürel ve denge siyasetinden ibaret bir manevra olduğunun sanılmasının büyük bir yanılgı olabileceğini göz ardı etmemekte yarar var.

Açalım.

İran da aynı yolda ve Türkiye ve İran’ ın hem yakınlaşması ve hem de aynı bölgesel/küresel kampta yer alması batı için büyük bir kayıp ve Türkiye ve bölge için büyük bir kazanç. Ancak medyamızda bu büyük değişimlerin analizini yapan analistlere rastlanmıyor.

Elbette bu yolun çok dikenli olacağı ve en az bedeli ödeyerek nasıl aşılacağı da hesaplanmalı, en azından şimdilik gözümüzü açıp görmeliyiz.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’ in Semerkant’ ta ki SCO zirvesinde Şanghay sürecine ilgi duyan ülkelere yönelik olası renkli devrimlere karşı dikkatli olunması tarzındaki açıklamalarının ardından ilk olarak İran’ da düğmeye basılmasına şaşırmamak gerekir.

Tüm parçaları birleştirdiğimizde; Türkiye’ yi Suriye bataklığında zayıflatan, bu zayıflığından yararlanmak isteyen ve Doğu Akdeniz ve Ege’ de kuşatma altında tutan, TÜSİAD vb güçler üzerinden zaten kötü olan ekonomiye müdahale eden, 15 Temmuz’ u icra eden, Gezi’ yi tertip eden ve İran başta olarak üzere bölge ülkeleriyle Türkiye’ nin dayanışmasını engellemek isteyen, en olmaz denen zamanda Türkiye’ ye İsrail ile zorlama ve bölgesel gerçekliğe uymayan bir normalleşme rezaleti dayatan odaklar aynı odaklardır.

Meselenin ille de başörtüsü ve örtünme ile ilgili olup olmadığını da merak edenlere aynı odaklar zaten saçtan bir bayrak dalgalandırarak cevap vermediler mi?

Kim hangi tarafı ve bayrağı seçerse seçsin, kim ille de İran’ ı, Türkiye’ yi eleştireceğim derse desin, onların bileceği iş ama onların bayrağı sapkınlığın, Emperyalizmin, tek kutupluluğun, açıklığın bayrağı ise bizim de bayrağımız tesettürümüz, örtümüz, küresel Emperyalizme karşı direncimiz ve duruşumuzdur. Bu da böyle biline. Bitti.

Selam ve dua ile.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.