TAKLİTÇİLİK VE NOEL

 

Taklit, sözlük anlamı itibariyle bir şeyin aynısını yapmak demektir. Sosyal hayat açısından ise, bir özentiden kaynaklanan, zayıfın kuvvetliye benzemesi anlamına gelir. İnsan, kendinden güçlü olan kendisinden daha fazla imkânlara sahip olduğuna inandığı kimselere özenir. Bu özenti taklidi doğurur. Çocuklar büyüklere özenir ve onları taklit ederler. Büyüklerin iş ve yaşantısına göre oyuncaklar edinir, oyunlar oynarlar. Demek ki oyuncaklar ve oyunlar da taklitten ibarettir.

İnsanlar arasında güç ve imkân farklılıkları olduğu sürece özenti de devam eder. İnsanların peygamberlere ve Allah’ın kitaplarına özentileri sonucu “şiir” ortaya çıkmıştır. Çünkü en güzel ve en sanatlı sözler Allah’ın sözleridir. İnsanlar da buna özenirler. Peygamberler mucizeleriyle insanların hayranlığını kazanmış ve inkârcıları susturmuşlardır. Peygamberleri hakkıyla ve Allah için taklit edenler evliya oldular ama mucizeyi taklit ederek gösteri yoluyla insanlar üzerinde bir üstünlük taslamaya çalışanlar ise sihirbaz oldular. Oysa mucize, Allahu Teâlâ’nın peygamberliğe delil olması için aklı aciz bıraktıracak ölçüde kanunlarını değiştirmesidir ve ancak Allah’ın izniyle gerçekleşir. Bu nedenle mucizeyi taklit mümkün değildir. O halde sihir, olağanüstü görünümünde bir sahtekârlıktır, bir oyun ve oyuncaktan öteye gitmez.

Zayıf, kuvvetliyi taklit eder, kuvvetli için taklit yoktur. En büyük ve gerçek din İslam’dır. O halde herkes İslam’ı taklit eder ama İslam için diğer dinleri taklit etmek yoktur. Diğer din diye adlandırılan sistemler gerçek din değildir. Çünkü din, Allah’ındır, İslam da Allah’tan geldiği için gerçek dindir. Diğerlerinin ise Allah’la ilgisi yoktur. İslam’ın dışındaki söz konusu bu dinler, din adı altında ve din görünümündeki oluşumlardır, sahtedir, taklittir, bir nevi sihirdir. Kur’an’da bunlar “batıl” kavramıyla ifade edilmektedir.

Zamanımızda her şey altüst oldu, ani değişimler sıradanlaştı. Taklit meselesi de yer değiştirdi. Artık kuvvetli zayıfı taklit ediyor, zayıf kuvvetliyi taklit etmiyor. Gerçeği elinde tutanlar sahteye özeniyor, Hakka tabi olduğunu söyleyenler batılı taklit ediyor.

Aslında mümin imanının kuvveti ölçüsünde güçlüdür, imanın zayıflığı oranında da zayıftır. İman zayıflığından kaynaklanan dehşetli bir rezillik hali ile kendini küçük görüp kâfirleri büyük gördüğünden, aslında hakir, sefil ve değersiz olan ehl-i küfrü taklit eder. Ancak şunu da belirtelim ki, bugün Ehl-i küfrün elinde bulunan ve onların sahiplendiği teknoloji, ilim, hikmet ve medeniyet fenleri ile ilgili arzulanan ve imrenilen üstünlükler, gerçekte küfrün malı değil, İslam’ın malıdır. Söz konusu bu faziletler, onların batıl inançlarının bir tezahürü olarak değil, Allah’ın tabiata koyduğu kanunlara uyularak, yine Allah’ın insanlığa bağışladığı yetenek, istidat ve kabiliyetlerle elde edilmiştir. Bu itibarla teknolojik üstünlük, onların dinlerinin batıllığını ve inançlarının saçmalığını kaldırmaz.

İman, hakikati gösteren bir dürbün mahiyetindedir; mümine feraset, vakar ve sadece Allah’a kul olma dersi verirken, maalesef iman zayıflığı her şeyi tersyüz eden, çirkin ve bulanık gösteren bir gözlük olarak kâfirleri büyük gösterip onları taklide sevk ediyor!

Bu korkunç taklitçiliği peygamber (ASV) asırlar öncesinden şöyle haber vermektedir: ''Muhakkak sizler, sizden önceki ümmetlerin yolunca karış karış, arşın arşın uyup gideceksiniz. Hattâ onlar bir keler deliğine gir­miş olsalar bile (siz de o daracık yere girecek) onlara tâbi' olacaksınız."

Bu hadisi rivayet eden Ebu Said’il-Hudri (RA) der ki: “Biz:  Yâ Rasûlallah! Bu ümmetler Yahudiler'Ie Hıristiyanlar mı? diye sorduk. Resulullah: ‘Onlardan başka kim olacak?’ buyurdu.” (Buhari, İ’tisam,14)

Hadiste Yahudi ve Hıristiyanların ahlaksızlıkları ve ümmetin onlara uyacakları bir mucize olarak haber verilmiştir. Keler, çok yaşamak, her hayvandan daha fazla açlığa ve susuzluğa dayanmakla tanınır. Yahudi ve Hıristiyanların fena alışkanlıklarına ümmetin de aynen uyacaklarını haber vermekte bu hayvanın yuvasını özellikle belirtmesi, darlığından ve tehlikeli olmasından dolayıdır.

Bugüne kadar hiçbir Yahudi’nin ya da Hıristiyan’ın, İslam kültüründen bir kutlamayı benimsediği görülmemiştir. Buna karşılık günümüzde Yahudi ve Hıristiyanların giyim kuşamından tüm yaşantılarına varıncaya kadar Müslümanlar tarafından taklit edilmektedir. Hatta bir kısım ayinleri, ibadetleri ve dini bayramları da taklit konusu olmuştur. Bunlardan biri de yılbaşı ve noel rezaletidir. Aslında yılbaşı ve noel kutlamasının en azından İslamî inançtaki Hz. İsa’nın doğumuyla alakası yoktur. Yılbaşı ve noel, bizim açımızdan masum bir kutlama olmayıp hiçbir olumlu tarafı bulunmayan, sadece günah kazandıran bir kutlamadır.

İslamiyet, kendisinden önceki semavî kitapları neshettiği gibi, tüm inanç ve gelenekleri geçersiz kılmıştır. Kendine has kültürünü getirmiş diğer bütün dinlere galip gelmiştir. Kur’an bu konuda da şöyle buyuruyor: “Resulünü, bütün dinlere üstün kılmak üzere hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Buna şahit olarak Allah yeter.” (Fetih,28.)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.