SAĞLIKLI BESLENMEK DE SINIFSAL!

Son zamanlarda sosyal medyada ‘Evet o da sınıfsal’ tabiri baya popüler. Ekonomik koşullar ve kapitalist çarkın daha hızlı dönmesinden dolayı sağlıklı beslenmenin de sınıfsal olduğunu söyleyebiliriz.

Sağlıklı beslenmek geçmişten günümüze kadar her daim sınıfsaldı. Avcılık toplayıcılık döneminde güçlü olan daha iyi beslenirdi. Yerleşik hayata geçildikten sonra daha fazla hayvan evcilleştiren, daha fazla tarımsal faaliyet gösteren daha iyi olanaklara da sahip olmuş oluyordu.

Tabi sanıldığı gibi zengin olmak her daim sağlıklı olmak anlamına gelmiyor. ‘Zengin hastalığı’ olarak bildiğimiz gut hastalığı kabaca çok fazla et tüketiminden kaynaklanan bir hastalık. Antik dönemlerde refah seviyesi yüksek olanlar beyaz ekmek tüketirdi, halk ise esmer ekmek. Bunun sonucunda ise diyabet hastalığı zenginler arasında yaygınlaşmaya başlamıştı. Ruhban sınıfı, aristokratlar ve yönetimde olanlar genelde obezite sorunu yaşarlardı.

Günümüzde ise durumlar bazı değişiklikler dışında pek de farklı değil. Eskiden ürettiğini tüketen halk, kente göçlerin artması, globalleşme ve sanayileşmeden dolayı sadece tüketen bir topluma dönüştü.

Artık üretici değil tüketici bir toplum konumundayız.

Üniversitede popüler diyetler ödevinde bana ‘Slow Food’ hareketi denk gelmişti. Aralarında sadece benim konum sağlıklı beslenme temellerine dayanıyordu. Slow food kısaca fast food sistemine karşı

İtalya’da ortaya çıkan bir hareket. Fast food; insanların ayaküstü hızlıca yedikleri bol kalorili sağlıksız besinlerdir. Slow food ise; evde, aile ile geniş sofralarda yavaş yavaş yemek yeme kültürünün korunmasını hedefler. Slow food’ hareketi İtalya’da büyük hamburger firmalarından birinin açılması ile başlar.

Slow food hareketinin amaçları; ekosistemi sürdürmek, geleneksel yemeklerin tüketilmesini teşvik etmek, organik çiftçiliği devam ettirmek, GDO’lu besinlerden uzak durmak, yerel tohumların korunmasını sağlamak. Bunların getirisi olarak araç kullanımını azaltıp fiziksel aktivitelerin artmasını sağlamak ve kentlerin dokusunun korunmasını hedefliyor. Kısa bir süre sonra da ABD ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde de popüler olmaya başlıyor.

Hayvancılığın Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında tarihi boyunca iniş eğrisi gösterdiği nadir bir dönemdeyiz sanırım. Halk için hesapsız bir şekilde kırmızı et yiyebilmeme isteği Zeki Müren’in de dediği gibi ‘kavuşmak hayal oldu’. Danışanlarımın bütçesini sarsmamak için de bitkisel proteinlere öncelik vermeye çalışıyorum.

Halk için iyi bir protein ve kalsiyum kaynağı olan süt de artık bu özelliğini kaybetmeye başladı.

Literatüre çalışmalarda süt ile ilgili araştırmaları halktan uzak tutmaya çalışırdı bilim dünyası, çünkü bu ucuz kaynaktan uzaklaşılması istenmiyor. Gel görelim ki hayvancılıktaki kötü gidişat süt fiyatlarına da yansımış durumda.

Kaliteli protein kaynaklarımızın bir diğeri de yumurta. Herkesin sofrasının ortak besini de diyebiliriz ama artık mavi yakaların sofrasındaki yeri giderek azalmaya başlıyor. Bu azalmalardan artan boşluğu da istemsiz bir şekilde karbonhidratlar alıyor. Ekmek, hamur işi, pilav, şeker vs.

4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 2021 yılı için 8 bin 921 TL, açlık sınırı ise 2 bin 736 TL, asgari ücret ise 2 bin 865 TL. Yani bu veriler de gösteriyor ki bırakın sağlıklı beslenmeyi, beslenebilmek bile sınıfsal.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bermal AKIL - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.