ZİYARET ÇARPMASI

Tarlada ekinler biraz büyüyüp birkaç yapraklı duruma gelince onlarla birlikte hızla büyüyen ve ekilmemiş çeşitli otların ve dikenlerin ortaya çıktığı görülür. Bu otlar daha büyümeden ayıklanıp tarladan atılır. Bu işleme yöremizde “eşéf” denir. Bir ekin tarlasında çapa ve eşéf yapılmazsa tarlayı yabancı otlar istila edecek ve kısa bir sürede ekinleri kurutacaktır. Hele “canavar otu” tabir edilen ot çıkınca patlıcan ve domates fideleri kurt görmüş kuzu gibi korkudan titrer ve kuruyup giderler.

Batıl inançlar da dini hayatta ekinleri kurutan yabancı ve zararlı ot ve dikenlere benzer. Ne yazık ki cehalet nedeniyle toplumda batıl inançlar yayılıp giderler. Bazı batıl inançlar dini hayatta canavar otu gibi ümit kırıcı, bazıları da ikşüt otu gibi gerçek inancı sarıp sarmalar boğulup etkisiz duruma gelmesine yol açar.

Toplumumuzda yaygın olan bu tehlikeli batıl inançlarından biri de Allah’ın dışında bir kısım varlıkların, nesnelerin çarptığına olan inançtır. Bu da onlarda bir güç bulunduğu vehmine dayanır. Cin çarpması, şeyh çarpması yahut ziyaret çarpması şeklindeki batıl inancın zanni ve çoğu hayali olarak üretilen örnekleri de dilden dile dolaşmaktadır.

Oysa dinin gerçek akidesinde Allah dışındaki hiçbir şeyde kuvvet yoktur, kuvvet yalnız Yüce Allah’a mahsustur. Halkın dilinde de çeşitli vesilelerle tekrar edilen “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah” kutsi cümlesi de bunu ifade eder. “Çaba ve güç ancak Allah iledir” anlamındadır.

Evliya, âlim, ehl-i takva ve salihlerin yahut şehid olduğuna inanılan zatların kabirleri sıkça ziyaret edilip hürmet edildiği için halk arasında bu kabirlere “ziyaret” adı verilmektedir. Ne acıdır ki bu zatlar hayatta iken her türlü eza ve cefaya maruz bırakıldığı ve toplumdan gereken hürmeti görmedikleri halde ölümlerinden sonra kabirleri kubbeli ve şatafatlı bir bina halinde çıkar amaçlı dünyevi isteklerin dergâhı durumuna getirilir. Kısmet arayanlar, çocuklarının geleceği ile ilgili istekleri olanlar, hatalar, dünyalık isteyenler aklınıza ne gelirse her türlü isteklerini gidip o zata arz ederler. Her gün namazda Cenab-ı Hakkın huzurunda “İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn: yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” dedikleri halde gidip kabirlerden yardım istemeleri büyük bir çelişkidir.

Bu duruma öfkelenen Arif Nihad Asya, İstanbul’daki Telli Baba ziyaretine hitaben ziyaretçileri alaya alan bir tavırla şu beyti söylemiş:

Dileğini bu yetişkin kızlar, ey yatır

Neden bana söylemez de sana anlatır?

Hayatta iken yanına uğramayanlar, öldükten sonra kabrinden medet ummaya başlıyorlar, kabrini ziyaretgâha çeviriyorlar. Bu durumdan rahatsız olan ve kendi kabrinin de batıl inanışa hizmet eden böyle bir ziyaretgâh yapılacağından endişe eden Bediüzzaman, kabrinin bilinmemesini vasiyet etmiştir: “Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir-­iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü dünyada sohbetten beni men'eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor...” (Emirdağ Lahikası, II, 557.) Öyle ya, hayatının çoğunu zindanda geçiren ve tek kişilik hücrelere mahkûm edilmek suretiyle insanlardan tecrit edildiği halde beş-on fedakâr talebesi dışında kendisine sahip çıkılmayan bir dünyanın insanları hangi yüzle onun kabrine gideceklerdi? Ayrıca bu vasiyet, kabrinin batıl inanışlara alet edilmesini engellemeye yöneliktir.

Ziyaretlerde şirk dercesine varan işlem ve isteklerin yanında bir de “ziyaret çarpması” şeklinde de batıl ve asılsız inanışlar vardır.

Nedense insanlar iyilikleri kendi çaba ve gayretlerine bağlarlar ama istenmeyen olumsuzlukları “ziyaret çarpmış” diyerek ziyarete yüklüyorlar. Yollarda, özellikle trafik kazalarının sıkça yaşandığı mevkilerde hemen bir evliyanın orada medfun olup çarptığı söylenir. Varsayalım ki orada salih bir zatın naaşı gömülüdür; onun arabaları devirdiği, insanları öldürdüğü yani çarptığı söylentisi, o zata büyük bir iftira ve saygısızlıktır. Çünkü hayatında hiç kimseyi, bir karıncayı bile incitmeyen zat, ölümünden sonra nasıl arabaları çarpar ve devirir, birçok masumun hayatına kast der? Bu o zata karşı büyük bir bühtan değil midir? Sürücü hataları, yolun sorunları ya da arabaların bakımsızlık ve kusurlarından kaynaklı bu kazaların evliya bir zatın boynuna konulması her şeyden önce büyük bir insafsızlıktır. Bu batıl inanç aslında o zatı yücelteyim derken, saygısızca bir düşünceye sebep olmaktadır.

Batıl inanışlardan uzak durmak, imanın selameti açısından büyük önem taşır. Müminler dikkatli olmalı ve bu tür söylentilere itibar etmemelidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Abdullah Yılmaz - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.