GENÇLERİMİZ

“KOLAYLAŞTIRINIZ ZORLAŞTIRMAYINIZ, MÜJDELEYİNİZ NEFRET ETTİRMEYİNİZ.” Hz. Muhammed (S.A.V)

“Doğan her çocuk İslâm fıtratı üzerine dünyaya gelir…” (S. Buhari, C.4, H.B64) diye buyuran Peygamber Efendimizin: “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.” (S. Buhari, C.1, H.B3] sözünün ne derece önemli bir ilke olduğunu dikkatlerinize sunarak başlamak istiyorum.

***

Son birkaç yıldır çocuklar ve gençlerle ilgili çeşitli sıkıntılar yaşandığını üzülerek müşahede ediyoruz. Hayattan, inançtan kopuyorlar, yaşama sevinçlerini kaybediyorlar, mücadele ve direnme azimlerini ve her şeyden önce inançlarını kaybediyorlar…

Çocukların, gençlerin, hayat tecrübesi ne denli eksik olursa olsun; istekleri, talepleri, kararları dikkate alınmalı; aile, iyi niyetli ve dindarlıktan kaynaklı nedenlerle çocuğuna eğitim aldırmak istiyorsa bile bu faaliyet, dayatma ve zorlama ile yapılmamalıdır. Bir kurs, etüt, dershane, yurt olabilir; maddi yokluktan ya da dini bir eğitim alması niyetiyle de olsa çocuğun duygularını dikkate almalı, kişi olmaktan kaynaklanan iradesi ve hakları açısından da olaya yaklaşmalı ve eğitim gibi hususlar için bile olsa; çocuğu zorlamamalı, haklarından, hayallerinden, taleplerinden mahrum etmemeli.

Hepimizi kahreden Enes Kara olayında en net sonucunu gördük bunun. Sevginin, ilginin, hakkaniyetin eksikliğinin, çocukların ve gençlerin hayalleri ve taleplerinin baskılanmasının ve diğer olumsuzlukların gençleri nereye getirebildiğini toplum olarak gördük, yaşadık.

***

Özellikle sevgi, gerçek anlamda sevginin yerini hiçbir şey tutamaz. https://www.gazeteipekyol.com/oglum-gibi-makale,14525.html

***

Deizm ve inanç zayıflığı arttı mı yoksa daha farklı ve derin sorunlar mı yaşanıyor, tam tespit edebilmiş değiliz. Bu konuda; anketleri de aşan derinlikli ve birebir görüşmelerin yapıldığı çalışmalar ne yazık ki henüz yok.

Ancak görünen o ki; gençler inançtan ve hayattan çabucak vazgeçebiliyorlar, kopabiliyorlar. Dirençleri zayıf, umutları ve hayalleri tahrip edilmiş, duygusal anlamda istismar edilmiş, hakları gasp edilmiş ve iyi örneklikler noktasında da mahrum bırakılmışlar.

Yani örnek alabilecekleri rol model kişilikler konusunda da oldukça mahrum durumdalar.

Tüm bunları; gençlerin gerçek İslam’ a ulaşamaması olarak özetliyorum hem de bu iletişim çağında…

Yani, gençlere yanlış yaklaşım; onları gerçek İslam’ a yaklaştırmadığı gibi; gerçek İslam’ ı tanımalarına engel olabiliyor.

Bunca cami, kurs, okul, ders halkaları, imam, din görevlisi onların, bu hayattan ve inançtan kopmalarını durduramıyor. Hem doğuda hem de batıda ki muhafazakar ve dindar denilen ailelerde de bu kopuş giderek artmaktadır ve bu aileler çaresiz bir şekilde çözüm aramaktalar.

Enes'in psikolojisi ve akli dinginliğinin gayet normal olduğu veda videosundan kolayca anlaşılıyor. Enes, ciddi tahliller gerektiren bir örnek oldu. Bu gidişatı nasıl durdurmalı veya neler oluyor? Bunca imkan ve yoğun dinsel sunumlara rağmen yanlışlık nerede?

Gerçekten samimi bir örneklik sergilenemediğinden mi yaşanıyor; söylem ve eylem zıtlığı mı var?

***

Gençlerin anlam arayışı sürecine olumsuz müdahale ya da bu süreçte etkisiz/devre dışı kalma dışında nedenler de mevcut. Kariyer ve başarının hedef gösterildiği halde buna ilgi duymama durumları da söz konusu olabiliyor kimi kez. Mesela; Enes, bu bağlamda da bir isteksizliği yansıtıyordu. Furkan Celep de öyle… https://www.gazeteipekyol.com/furkan-celep-neyin-resmi-makale,13744.html

***

Eminlik/güvenilirlik ve aslımızı mı kaybettik; söyleyip de uygulamadığımız için mi; dini/dindar denen kesimlerin yanlış pratikleri mi, annelerin mi, babaların mı, ailelerin mi eksik ve yanlışları neden oluyor bunlara?

Yoksa bunlar da dahil sistemsel sorunlar mı?

***

Gerçek anlamda aile içi iletişim eksikliği veya yanlışlığı mı? Çocukların çok fazla aile dışı/dijital atmosfere maruz kalmaları mı, sevgisizlik ve ilgisizlik mi, umutsuzluk mu?

Çocuklarımıza ve gençlerimize hayatın anlamı ve genel anlamda anlam arayışı ve hayata bakışa dair sağlıklı bir perspektif vere biliyor muyuz?

Bu konuda ciddi çalışmalar yapılmalı, sistemsel, sosyal ve kültürel ve tabii ki; ekonomik tedbirler de almalı…

***

Yeri gelmişken bu konularla kısmen de olsa ilgisi olan üç yazıyı da dikkatinize sunmak istiyorum. Birisi Kemal Öztürk, birisi Yasin Kuruçay’ a ve diğeri ise Mustafa Tekin’ e ait. https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemal-ozturk/deizmin-yukselisinin-sebebi-nedir-2045196

https://islamianaliz.com/makale/9103503/yasin-kurucay/genclik-intiharlarinda-kim-suclu-enes-karanin-intihari-uzerine

https://milatgazetesi.com/yazarlar/dinin-yerine-ne-konulabilir--3698/

***

Neticede gittikçe kangrenleşen bir sorun olarak gençlerin bu hazin durumu karşımızda duruyor ve bunu görüp/kabullenip/doğru tahlil edip bir çözüm geliştirmemiz şart.

Öyleyse kim, ne yapmalı?

Gençlerden önce kendimizi onarmalı.

Değerlere bağlı ama çocuğun mutlu olduğu aileyi yeniden tesis etmeli.

Eğitim sisteminde ciddi değişiklikler yapmalı.

Değerlerimize ve inançlarımıza uymayan uluslararası uygulamalardan çekilmeli.

Daha okula başlar başlamaz; çocuklara gelecek kaygısı yüklememeli.

Herkesi yeteneğine göre eğiterek, toplumda bir konum/yer edinmesini sağlamalıyız. Herkesi aynı eğitimden geçirmemeliyiz, bu konuda da zorlama yapmamalıyız.

Dini, siyaset ve diğer arenalarda istismar etmemeli.

Özgür tartışma, bilgiye/bilime ulaşma ortamlarını sağlamalı ve korumalı.

İmamlarımızın toplumla ve gençlerle; bağımsız, sivil ilişkiler geliştirebileceği, cami ve toplumu iç içe geçirecek uygulamalara ihtiyacımız vardır. İmamlarımızı; çağın bilgisine, gündemine ve gençlerin soru ve sorunlarına katkı sunacak donanıma sahip kılmalıyız. Camileri; gerek duvarlarını kaldırarak ve farklı donatılarla yeniden dizayn ederek; sadece namaz kılınan yerler olmaktan çıkarmalıyız.

Çocukların; hayalleri, tercihleri, seçimleri konusunda baskıcı, dayatmacı davranmamalı, çocuklarla sevgi, merhamet ve adalete dayalı sahici iletişimler kurmalı ve aileyi bu yönde tekrar hep birlikte onarmalıyız.

Siyaset, medya, eğitim ve diğer alanlarda; gençlerin gelişimine olumsuz etki eden her türlü zararlı davranış ve istismara karşı tepkimizi yükseltmeliyiz.

Sonuç olarak; çocukların ve gençlerin değil; kendimizin suçlu olduğunu bilmeliyiz. İyi olursak, iyi örnek olursak, merhametli ve adaletli olursak; gençlerin temiz fıtratına katkımız olabilir; aksi halde gençlere dayatma ve zorlamalarla, söyleyip kendimizin uymadığı pratiklerle bir katkı sunamayız ve onların üzerimizdeki haklarını ödeyemeyiz. Selam ve dua ile.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.