1 MAYIS BİLİNCİ VE ÜCRETLENDİRME SİSTEMİ

Ücret politikalarındaki sistemsel sorunlardan dolayı, işçi ve diğer sabit vedar gelirli kesimler hep gerilemişlerdir. Bunun en büyük göstergesi sadeceistatistiklere yansıyan verilerden anlaşılmaz. Herkesin de malumu olan bugerçek, bu kesimlerin gayri safi milli gelirden aldıkları reel olmayan zamlarınve ücretlerin, enflasyon, dövizdeki artış ve tüketim giderlerindeki zamlarkarşısında sürekli gerileyişinden anlaşılmaktadır.

Buradaki sorun, ücretlerin ne kadar olmasıgerektiğiyle ilgili olmaktan ziyade;bunun, nasıl ve hangi ölçütlerle belirleneceği, sistematiğin/yöntemin ne olacağı ile ilgilidir.

Sosyal devlet anlayışında ya da insani açıdan ücretlendirmelerin sadece piyasakoşulları/arz-talep gibi parametreler üzerinden ele alınmasını önceleyen yaklaşımlar benimsenmez .

İşin/emeğin, neye tekabül edeceği, sadece ücretin tabankısmını kapsamalıdır . Buna ilave edilecekleri ise başka unsurlar üzerindenbelirlemekte yarar var.

Burada, ücretlendirilenin insan olduğu vedeğerli olduğu, tüm toplumun kazanımlarından /artan büyüme ve refahtan da kendisine bir pay. düştüğünün unutulmaması , temel ve doğalihtiyaçlarının karşılanması gerektiği, ailesi ve çocukları varsa, okuyan çocuğuvarsa, sağlık sorunları varsa, evi yoksa vs. unsurların göz önündebulundurulması gerekliliği vardır.

Bir işçi ya da memur bordrosuna bakıldığında bu maddelerin bazıları ve daha başka maddeleringöz önüne alındığını ve ücretlendirildiğini görmekteyiz. Ancak, ne kira yardımı bir evikiralamaya, ne çocuk ve aile yardımı bir aylık ihtiyacı karşılamayayetmemektedir. Örneğin verilen kira yardımıyla, köyde bile bir evkiralanamazken, verilen çocuk yardımı ise bir çocuğun sadece bir haftalık bezihtiyacını bile karşılamaktan uzaktır.

Esnafın kesilen işleri, Suriyeli sığınmacıların karın tokluğu ile çalıştırılması sürecinden sonra, asgari ücretliliğin bile lüks haline geldiği vesigortasız/güvencesiz, acımasız bir çalışma ortamı adeta normalleşti.

Dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 1.680 TL; yoksulluksınırının ise 5473 lira olduğu bugünkü ortamda, iş bulabilip çalışanların önemli bir kesimiciddi sıkıntılar yaşamaktadırlar.

İçimizde, bu örneklere uyan yığınla genç ve aile var. İlketapta kendi çevreme baktığımda,yakınlarımdan beş altı örneği bir çırpıda sayabilirim. Yakın çevremden verebileceğimörnekler de; asgari ücretle çalışan ve bu sürekli iş bulamayan ve evli ev kiraçocuk sahibi olan aileler biliyorum. Bu ailelerin, gerçekten ne kadar zorluklarçektiğini tahmin etmek için sözlerin kifayetsiz olduğunu düşünmekteyim...

Asgari ücretin yarısına bile iş bulabilen ve uzun saatlerboyu çalıştırılan gencecik insanlarımızın sorunları "vicdan"lardangeri dönmektedir. Üstelik bunların bir kısmı, "patron" dan parasınıalmakta bile sorunlar yaşamaktalar.

Kamu sektörüne atamalar/atanamamalar konusundaki sıkıntılarda gittikçe içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir...

Sonuçta, sorunların ana kaynağının, sistemsel çelişki vemekanizmalar olduğu açıkça ortadadır.

Neredeyse hiçbir kesimde, 1 Mayıs bilinci kalmadı. Günün,nerede kutlanacağı gibi birincil olmayan konularla boşa enerji tüketilmekte.

Oysa, bugün için, bölük pörçük olmuş tüm çalışanların, hangiparametrelerle sistemin karşısında etkili bir sınıf haline getirilebileceğinin,daha öncelikli olmas gerekmez miydi?

Unutulmuş bir husus da, ev hanımlarının da çalışan/ işçi,hatta birçoğunun ağır işçi olduğu gerçeğidir . Bu kesim ciddi şekilde negatifayrımcılığa tabi tutulmaktadır.

Diğer bir husus, ödeme araçlarıyla ilgilidir.

Türkiye’de reel ekonomi, kendi para birimi üzerinden biretkileşim içinde değildir. Daha çok Euro ve dolardaki dalgalanmalardan etkilenmektedir.Türkiye ,bölgesindeki ülkelerle ortak bir para birimi de kullanmadığına göre ve kendi parası da sürekli ve ani dalgalanmalar karşısında değer kaybettiğinegöre, sonradan bu kaybı, resmi enflasyon rakamları üzerinden hesaplayarak,farkı giderme gibi bir yöntem de sabit ücretlileri mağdur etmektedir. Bununyerine Ödemeleri Euro, altın ve dolar sepetine endeksli olarak gerçekleştirmek,mağduriyetleri kısmen de olsa, önlemenin en pratik yolu olabilir.

Bugünün standartlarında giderler artmıştır. Üniversiteyibitiren, dil bilen eğitimli kesimlerin bile iş bulması zorhale gelmiştir. Acımasız kapitalist piyasa, emek diye bir kavramı görmezdengelmekte, insan diye bir değeri ayaklar altına almaktadır. Vatandaş, başkayollar da tamamen kapalı olduğu için çocuğunu okutmak zorunda bırakılmaktadır,zaten 12 yıl zorunlu eğitim var…

Çocuğu üniversiteyi başka ilde okuyanlar, aldıkları kredinin yetersiz olduğunu bilmekteler.

Eğitimdeki özelleştirme, eğitimi daha da kalitesizleştirdi ve büyük çoğunluğun şansını azalttı. Vaatedilen teşviklerde kontenjan, yok denecek sayıya çekildi. Dolayısıyla eğitim;hem kalitesizleşti hem de ailelere ciddi bir yük haline geldi.

Sağlık, ulaşım, giyim, beslenme ve diğer alanlarda da büyükkesimler, ciddi sıkıntılar çekmektedir.

İşte ücretlendirme ;tüm bunlar göz önüne alınarak yapılmalıdır.

Peki, ülkemizin gelirleri buna yeter mi? Burada mesele,sistemsel sorunu halletmektir . Busisteme geçilip , ülke gelirlerindençalışanlara, emekliyeve diğerdezavantajlı kesimlere aktarılacak genelpay ve ücretlendirme parametreleri sağlıklı ve adilanebir şekilde belirlenirse , toplum bu konuda memnun edilirve inanıp güvenirse itiraz edilmez veşöyle düşünür:

Ben, ülkemin, kazandıklarını/imkanlarını adilane bir şekildedağıttığına inanıyorum, bana verilebilecek olan bu kadarmış, buna razıyım,biliyorum ki, daha fazlası olsa; daha fazla elime geçecektir.

Bugün bunu söyleyebiliyor muyuz?

Hayır.

Çünkü daha fazlasının nerelere ve kimlere gittiğini,sermayenin öncelendiğini görüyor vebiliyoruz. Ülkenin bu şekilde kalkınacağını düşünüyoruz.

Alttakilere bir nefesaldırmayı çok görüyoruz.

Sistem, zengin ve yoksul arasındaki açıyı her geçen gün genişletti.

Hele bankalar, en yüksek karları ülkemde kazanıyorlarken , 1 Mayıs için meydanlardaolanlar ise kredi kartı ve diğer borçlarıyla boğuşurken ...

“…O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan birservet (ve güç) hâline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir)...”/ Haşr :7

“Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varislerkılalım."Kısas:5

Özellikle haksız yere edinilenler başta olmak üzere, tümvarlık ve zenginliğin tabana yayılacağı bir sistemle, süregelen haksızlıklargiderilmeye çalışılabilir .

"İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete biruyarıcı göndermedik ki, oranın şımarıkzenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerindengitmekteyiz" demiş olmasınlar."/Zuhruf:23

Sonuç olarak, adilane bir bölüşümün neo liberal vahşi sistemle ya da sığ bir komünist anlayışla çözümlenemeyeceği, insani, fıtri , sosyal/ilahi ilkelerbağlamında bir çözüm geliştirmenin mümkün olduğu ortadadır.

Kur’an, bunun ana kodlarını insanlığa sunmaktadır.

Bu vesileyle, İşçi ve emekçi tüm kesimlerin , haklarını, tamalabilecekleri günlerin yakın olmasınıve 1 Mayıs’ın bu anlayışla hayırlara vesile olmasını dilerim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsa Dervişoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.