DÜNDEN BUGÜNE ATALAR DİNİ

Malum olduğu üzere, İslam öncesi döneme cahiliyye dönemi denilmektedir. Cahiliyye döneminde, özellikle Mekke müşrikleri atalarından devraldıkları putçuluk inancını canları pahasına savunuyor ve nesilden nesile devam etmesi için büyük çaba sarfediyorlardı.

Ka'be'nin içini, kendi elleriyle yapmış oldukları tahtadan, taştan, tunç ve benzeri şeylerden yontukları putlarla dolduran Mekke müşrikleri; Mekke şehrinde, site devlet yönetimini kurmuş ve Darün-Nedve isimli meclislerinde, her türlü kararı almak için bir araya geliyorlardı. Mekke şehrinin ekabirleri, bir taraftan Ka'be'yi tavaf ederken, diğer taraftan her şeyin yaratıcı olan Allah'a, yontukları putları ortak kabul ediyorlardı. Kendilerine, neden bunları yapıyorsunuz denildiğinde de; verdikleri cevapları komik ve üzücüydü: "biz atalarımızı böyle bir inanç üzerinde bulduk diyorlardı."

Hayretinde ötesinde bir durum. Darün-Nedve denilen meclislerinde, kan davalarının halli, savaş kararları, Mekkenin ekonomik meseleleri, her yıl kurulmakta olan ukaz panayırının emniyet meselesi, Ka'be'nin hizmet dağılımı vb. konuların tümü; Mekke kodamanlarının başlıca gündem konuşmaları idi.

Ka'be'yi putlarla dolduran Mekke müşrikleri, aynı zamanda Ka'be'nin kutsiyetine de inandıkları için; geceleri onu; çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Nedeni ise, içerisinde günah işlemiş oldukları elbiselerle, yapılan tavafın makbul olamayacağına inanmalarıydı. Demek ki, Mekke müşrikleri Allah'ı inkar etmiyorlardı; Allah'a inanmkla birlikte bir takım putları O'na ortak koşmakla kafir/müşrik oluyorlardı. Çünkü Tevhid inancı, Allah'tan gayrı hiçbir güç ve yetki mercii kabul etmez. Ama Mekke müşrikleri, söz konusu sahte dini atalarından miras olarak aldıklarını ve asla vaz geçemeyeceklerini, putlarının kendileri için bir kazanç kapısı olduklarını vesileyle dile getiriyorlardı...

Konuyu fazla uzatmadan günümüzde de, o güne benzer batıl olan anlayışlara bir göz atmamız gerekmektedir. Mesela günümüzde bir çok kimsenin, bazı mezar ve ziyaretlerde kurban kesip, onlardan yardım ve medet dilediklerini, hatta bir insana intisap edip onun (haşa) her şeyi bildiğini ve ona kayıtsız şartsız teslim olduğunu; İslam dininde karşılığı olmadığı halde birçok bidat ve hurafelerin dindenmiş gibi kabul görüldüğünü; mezar ve anıtların öpüldüğünü, etrafında tavaf eder gibi dönüldüğünü, batıl olan daha birçok şeyin, günümüz insanları tarafından irtikap edildiği bilinen gerçeklerden sadece bir kaç tanesidir.

Evet, işte atalar dini; insanları, Allah tarafından indirilmiş olan dine değil, insanlar tarafından uydurulmuş olan atalar dinine köle yapmakla onları, hakkın yolundan uzaklaştıran ve saptıran sahte bir inanç biçimidir.

Cahiliyye döneminde sürüp devam eden kan davaları ile günümüzdeki kan davaları arasında hiçbir farkın olmadığı açıktır. Cahiliyye döneminde revaçta olan faizin her türlüsü, günümüzde aynıyla hatta ziyadesiyle, yaşamın her alanına nüfuz etmiştir. Mesela, günümüzde vuku bulan kavgalarda bir insan öldürülürdüğünde, maktulun tarafı; katil olup olmasına bakmaksızın karşı tarafın en gözde adamını öldürmeyi kendilerine şeref (!) ve kahramanlık olarak kabul ederler. Kız çocuklarını evlendirirken, rızasını almadan ve karşı taraftan almış oldukları başlık parasını; mal karşılığında almış gibi harcayan günümüzün cahil babalarıyla, cahiliyye döneminde Kız çocuklarını diri diri toprağa gömen babalar arasında hiç bir fark bulunmamaktadır.

Oysa Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz veda hutbesinde, bütün kan davalarını ve faizli alış verişleri kaldırdığını ve ayaklarının altına aldığını beyan etmiştir... İlk kaldırdığım faiz amcam Abbasın faizidir, ilk kaldırdığım kan davası, Abdülmütalibin torunu Iyas ibn-i Rabia'nın kan davasıdır buyurmakla; artık hakkın tahakkuk etmiş olduğunu, batıl da tüm hüküm ve işlevleriyle zail olduğunu beyan ediyordu.

Genel olarak, siyer tarihçilerine göre; Darün-Nedve denilen meclis, Efendimiz (s.a.v) in dördüncü göbekten dedesi olan Kusay ibn-i Kitab tarafından; Ka'be'nin kuzey tarafında yapılmış ve kapısı Ka'be tarafına doğru açılan bir toplantı merkezi görevi görüyordu. O gün, Darü-n Nedve meclisinde, sosyal yaşam alanlarıyla ilgili tüm kararlar alınıp görüşülürdü, demektedirler. Bakara suresi 170’nci ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: Onlara gelin Allah'ın indirdiğine uyun denildiğinde, onlar hayır biz atalarımızdan gördüklerimize uyarız dediler. Ya atalarının aklı bir şeye ermemiş, doğru yolu bulamamışlarsa!

Şeriat-i garra ile çelişen ve çatışan; her türlü örf, adet, atalardan kalma gelenek ve görenek, bidat ve hurafe, çevre ve sosyal kültürü, dünya görüşü ve ideolojik bakış açısı; vs. ne kadar uyduruk anlayış varsa hepsinin hükmü merduttur ve geçersizdir. Hiç kimse, Müslüman olduğunu söylediği halde; yukarıda zikri geçen inanç tarzlarından birini veya hepsini savunamaz. Savunduğu takdirde, inancı zedelenir, Allah muhafaza şirke düşme tehlikesine kadar götürür. Yukarıdaki ayeti kerimeye benzer, Maide 104 de aynı davet ve ikaz yapılmaktadır... Aşiretçiliğin, kabilecliğin ve ırkçılığın tavan yaptığı günümüzde; insanların kutuplaşmalarını beraberinde getirmiş olduğu gibi, her bir tarafın haklı haksız olduğuna bakılmaksızın kendi tarafının hak üzere olup savundukları şeylerin, İslama göre geçerli hiçbir yanı yoktur.

Atalar dininde; helal, haram, mubah, mekruh, Mufsid, vs. kavramlarının hiçbir ehemmiyeti yokken; nasıl da çıkıp geçerliliklerinden konuşabilirler ki?... Adam atasından, hakkın karşısında durmayı miras olarak devraldığının şuurunda bile olamazken, kalkıp yanlışı meşrulaştırmanın derdine düşer gafilane. Müslüman; her yerde ve her zeminde Müslüman olarak kendini tanıtmak ve ona göre hareket etmek zorundadır... Camide Müslüman, sokakta ve alışverişte İslam dışı davranmak; islama göre nifaktır, munafıklıktır. Herif çocuğunu evlendirirken, modern düğün salonlarında haremlik ve selamlığı hiçe sayıp, kadın ve erkeklerin karışık bir şekilde; dans yapmalarından hiçbir beis görmüyor. Ama, bu çirkefliği neden yapıyorsunuz diye sorulduğu zaman, verilen cevap sizi on dört Asır öncesine yani; cahiliyye insanlarının, biz atalarımızdan böyle gördük demelerine kadar götürdüğünü göreceksiniz.

Peki, bu insanlar nasıl uyanacaklar gaflet uykusundan? Nasıl vaz geleceklerdir, atalarının meşru olmayan yolundan? Örf adet adı altında, bu insanlar ne zamana kadar; Şeytanın zebunu olarak sürüneceklerdir? Biz dedelerimizden böyle gördük demekle; yaptıkları çirkefliklerin, haram fiillerin ve Allah'ın yasaklamış olduğu şeylerin peşinden ne zamana kadar koşacaklar? Mahremiyet yok, haremlik yok, selamlık yok, kadın ve kızlarını süsleyip namahrem erkeklerin arasında dans etmelerinden zevk alanları; hangi isimle adlandırmamız lazım? Modern Müslüman olmaz... Müslüman, Müslümandır ve Müslümanca yaşamak zorundadır. Müslümanlar gibi inandık dedikleri halde; Hristiyanlar gibi yaşayanların; bu Ümmet için felaket olduklarından şüphe yoktur...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nusret Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete İpekyol Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete İpekyol hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete İpekyol editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete İpekyol değil haberi geçen ajanstır.