İslam öncesi dönemin, Cahiliyye devri diye isimlendirildiğini bilmeyen yoktur her halde. O kadar Cahiliyye bir devir idi ki, insanlar kendi elleriyle yontukları taştan, tunçtan ve tahtadan putlara tapıyor ve başları sıkıştığında medet umuyorlardı. Karanlığın her tarafı kuşattığı böylesi bir çağ, basiret ve şuur melekelerinin böylesine köreldiği bir insanlık âlemi vardı!

İslam’ın nurunun dünyayı aydınlattığı zamana kadar;insanlık karanlıkların derinliklerinde kendivarlığıyla boğuşmakta ve meçhul idealler uğrunda yaşayıp mücadele etmekteydi. İslam gelince, Onun eşsiz nurunu erken idrak edenler hemen o nurun gölgesine sığınıp hayatlarında yeni ve ter temiz bir sayfa açtılar. Biraz geç idrak edenler…. Daha sonra idrak edenler…. Ve daha sonra derken… Lakin, küfür ve cehaletleri her taraflarını sarıp sarmaladıkları bir zümre vardı ki; onlar durmadan yorulmadan, İslam’ın kainatı aydınlatan nurunu söndürmeye, ve o nura tabi olanları korkutup sindirmek için, ellerinden gelen her gayreti sarf etmekten geri durmadılar!

Atalar dinine tabi olan o karanlık dönemin ekâbir kadroları, insanları kendi Cahiliyye düzenlerinin ilke ve prensiplerine tabi olmaya zorlamaktan geri durmuyor; onları tek tip düşünmeye, tek tip yaşamaya,tek tip hareket etmeye, tek tip giyinmeye çağırıyor ve zorluyorlardı adeta. Onlar tuzak üstüne tuzak kuruyorlardı, yüce olan Allahise her defasında; onların tuzaklarını başlarına geçiriyordu. Zira onların, geçmişten süre gelen bir yaşam ve inanç standartları vardı ve kendileriyle birlikte yaşayan herkesin; söz konusu olan başta eğitim, inanç ve hareket konularında kendidüzenlerine tabi olmaları gerektiğini her yerde dile getiriyor ve insanları buna zorluyorlardı. Modern yönetim sistemleri de; kendi anlayışlarının mahsulü olan eğitimleinsanlara aynısını yapmıyorlar mı, ne dersiniz?

Yirmi birinci asırda, Üniversite sayısının milyonları bulmasına rağmen; hala cehaletin, adam hamlığının, düzensizlik ve asayişsizliğin önüne bir türlü geçilemediği bi gerçek. Ateş ile barutu yana yana koymayı ilerleme addeden bir anlayış;kısır bir anlayış olduğu gibi, olası maddi ve manevi toplumsal yangınlardan şikâyet etmeleri ise belirsizlikten başka bir şey değildir. Dün insanları taştan yonttukları putlara tapmaya zorlayanlarla,günümüzde insanları beşer mahsulü olan yasaların önünde diz çöktürmeye ve tabi olmaya çalışanlar arasındaki tek fark; araç ve gereçlerin değişmesidir !... Dünün ekâbir kadroları, insanlara; putlarımızla, saltanatımızla uğraşmayın, istediğiniz gibi hiçbir kural tanımdan yaşamanın keyfini (!) çıkarmaya bakın diyorlardı. Günümüzde,başta emperyalist güçler olmak üzere; onların tilmizleri olan egemen kadrolar da, tıpkı onlar gibi “bizim çıkarmış olduğumuz yasa ve kanunlara dil uzatmayın” istediğinizgibi giyinin, istediğiniz gibi düşünün ve yaşayın demeye getirmektedirler sözü?

Yıllar önce vefat eden bilge bir siyasetçi çokisabetli bir hatırlatma yapmıştı: “Eğer çocuklarınıza Allah, Peygamber, helal ve haramı öğretmezseniz; ne kadar okutsanız okutun onları asla adam edemezsiniz.” Ne kadar doğru ve isabetli bir tespit öyle değil mi? Şimdi suç oranlarının,boşanma vakalarının, toplumsal sorunlarda başı çekmenin; neden daha çok okumuş (!) ve entel kesimler arasında baş gösterdiğininnedeni daha iyi anlaşılmaktadır her halde! Modern çağda insanı/insanlığı eriten ve öğüten etkenlerin başında; insanın yaratılış hakikatine ters düşen eğitim ve öğretim usullerinin insana/insanlığa dikte edilen, tek-tip-çilik anlayış ve politikalarının geldiğini söylemek mümkündür…

Müstehcenliğin, çıplaklık kültürünün, Liberalist düşüncenin toplumsal bazda; bu kadar tavan yapmasının nedeni de, yaratılış gerçeğine uyumsuz olan eğitim ve öğretim politikalarından başka bir şey değildir. Alınan tüm sert önlem ve ceza-i müeyyidelere rağmen; suç oranlarının hal-i hazırda azalmadan her geçen gün daha çoğalmasının nedeni, modern çağın insana dayatılan eriten politikalarıdır… Evinde, çocuk yerine köpek besleyen, her gün farklı bir imaj ve farklı kimselerle bir araya gelmekten imtina etmeyen,mahremiyet sınırlarını ihlal eden, ilerleme ve modernleşme adı altında içki, kumar ve israf çılgınlığında sınır tanımayanların; günden güne çoğaldıkları bir dünyada/toplumda yaşamak, “Hakikatin izinde gidenler için” ateşten bir gömlek kadar yakıcı ve yıpratıcı hale gelmiştir. “Demek ki, insan/insanlık fıtrat yasalarıyla barışık olmayı başarmadığı müddetçe; çok ağır bedeller ödemekle, karanlıkların çıkmazından yakasını bir türlü kurtaramayacaktır. Tıpkı şu tarihi gerçekte olduğu gibi: “Dünyanın en zengin ülkesi ABD’de yılda 5 milyon suç işleniyor, 1960 ile 1970 yılları arasında suç oran, nüfusa göre 14 katı fazla artı (% 178’e karşı % 13). Bu ülkede 1964 yılı itibariyle 12 saniyede bir suç, neredeyse saatte bir cinayet, her 25 dakikada bir tecavüz, her 5 dakikada bir gasp ve dakikada 1 otomobil hırsızlığı yaşanıyor. (Aliya Izzetbegoviç. Doğu Batı arasında İslam. Sh:114, o günün FBI yıllık raporundan alınan bilgiler) İşte modern çağın fıtrata uyumsuz ve dikta politikalarının; insan/insanlığı getirmiş olduğu sonuç budur… Dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.