Kıskacında bulunduğumuz modern çağın girdabında, boğulmaya yüz tutmuş olan insanın ve insanlığın, tek bir kurtuluşunun olduğuna inanmaktayız:“Hâkimiyetin kayıtsız şartsız kendisine ait olduğu, eşi benzeri ve mülkünde ortağıbulunmayan yüce Allah’a tam bir teslimiyetle inanmasından geçer! Lakin okadar acı verici ve sancılı bir dönemden geçiyoruz ki, insanları birbirlerinin düşmanı ve kurdu haline getiren batılfikirli ideologlar ideolojilerle; ha bire yeni yeni batıl fikirler, yaşam tarzları,ve moda adı altında hayâsızlık, iffetsizlik, edepsizlik gibi ailelerin ve toplumların temelini dinamitleyen sapık ve inançsız dünya görüşlerini icat etmekte olduklarına tanıklık etmekteyiz…

           Bundan dolayıdır ki, bu gün; gençliğin ve insanlığın ekseriyetine bakıldığında; rotasız, gayesiz, istikametsiz, davasız, hayatı yeme içmeden ibaretmiş gibi israf eden insan yığınlarının işgal ettikleri bir dünya görülmektedir. Nedeni: tek kelimeyle Tevhidsizlik! Yani kime, neye nasıl ve niçin inandığını bilmeyenlerin çoğaldığı; Modernizm’in o aldatıcı, kandırıcı, yalandan göz kamaştırıcı ve yoldan çıkaran saptırıcı telkin ve yaşam felsefeleriyle soluklanan insanların durmadan artması. Sağcılık, solculuk, Komiminiz, Kapitalizm, Sosyalizm, Marksizm, Ateizm, Deizm; Budizm, Şamanizm, Liberalizm, politeizm, Demokrasi, Laiklik gibi insanı ve toplumları hem felaketlere sürükleyen, hem de “ESFEL” yani aşağılık kılan, batı icadı küfr-i ideolojilerin tümü; insanlık için ateşten biçilmiş gömlekten başka bir şey değildir… Bu ideolojilerin bu gün hala, İslam âleminde ve Müslümanlar arasında; tartışma ve ayrıştırma konusu yapılmaları, gelecekolan feci felaketlerin habercisi olduğu gerçeği, neden hala bilinmemektedir acaba?…

           İnsanlık tarihi boyunca, dünyada iki zıt kutup insanın varlığına şahit olmuştur dünya! Bunlar: Hakkın birliğine, vahdaniyetine ve indirdiği hükümlerin tümüne; pazarlıksız ve tam bir teslimiyetle iman edip ve Ahiretin varlığına inananlarla; bunların, bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr eden veyatümünü ret eden, birde dini bazı argümanlar kullanarak insanları kandırmaya çalışan ikiyüzlü olan yoldan sapanlar oluşturmuştur… Din, yalnızca Allah’a has kılınmadıkça, Tevhid inancı kişide gerçekleşmez!Gerçekleşmediği zaman da, insanın hayatına birçok sahte ilahın birden girmesiyle, Allah muhafaza şirk denilen bela devreye girmiş olur!... İşte tam da böyle can alıcı bir noktada; Kur’an’ ül Mu’cizül beyan İhlas suresiyle, insanın ve insanlığın imdadına, yetişiyor; dün olduğu gibi, hem bu gün hem de yarın gelecek olan nesiller için:

1-De ki: “O, Allah bir tektir.”
2- “Allah’tır Samed’dir.”
3- “Doğmamış ve doğurulmamıştır.”
4- “Hiçbir şey O’na denk değildir.”

           Bazı tefsircilere göre, ihlas suresinin üçüncü ayet-i kerimesi; “Allah’ın çocuğu yoktur. Çocuk edinmemiştir. Açıklamalarından sonra bu sure: Teslis inancına kail olan Hristiyanlara ve Üzeyir’in Allah ‘ın (haşa) oğlu olduğunu söyleyen Yahudilere bir reddiyedir.” Taberi Tefsiri. C: 6. Sh:406. Evet, bu gün İslam coğrafyasında; tam bir inanç ve istikamet belirsizliği hüküm sürmektedir denilse yeridir… Mezhep meşrep kavgaları, Tarikat tartışmaları, asli olmayan meselelerin tartışma ve ayrıştırma konusu yapılıp gündemleri, günden güne başka zaviyelere çekilmek istenmesi; müzik, dans, spor, servet müptelalığı, şehvet tuzakları, şan ve şöhret peşinden koşmak gibi bela ve musibetler de; toplumları ve insanlığı, her gün biraz daha felaketten felaketlere sürüklemekte olduğunu görmeyen var mı?…

           Daha bir asır öncesine kadar, milyonlarca kilo metre kare olan İslam coğrafyası; Müslümanların düşmanlarını taklit etmesiyle başlayan çözülmeler;başta Arabistan’da olmak üzere Albay Lavrens’in oynadığı şeytani oyunlarla, Şerif Hüseyin ve gibilerini Krallık hayalleriyle parmaklarında oynatıp Osmanlı’dan koparılan topraklar, Balkanlardaki yenilgiler, Jön Türklerin başını çektiği İttihat ve terakki (hareket ordusu)’cilerin Payitaht-ı İstanbul’a yürüyüp Yıldız sarayını ablukaya aldıktan sonra, Sultan II Abdülhamid’i halletmeleri, Musul ve Kerkük gibi petrol yatakları olan topraklarımızın da metrenin öbür tarafında cebren bırakılması ve daha neler neler; tüm bu gibi felaketler, aslındaİslam coğrafyasında yeni gelecek olan Müslüman nesilleri; inançta, giyim kuşamda ve hayatın birçok alanlarında kendilerine benzetmenin, kendi istekleri doğrultusundakullanılmalarının alt yapısını oluşturuyordu İngilizlerce!...

           Gelinen noktaya bakıldığında, bitmeyen felaketlerin, bir türlü dikiş tutmayan ve kanayan yaraların, sağlanamayan asayiş ve emniyetin, dökülen kanların ve parçalanan Ümmet’in, acı ama gerçek olan resmini sadece görmekteyiz. Yeni yetişen nesillerin, Tevhid inançları yara alınca; bitmek tükenmek bilmeyen olaylar ve sıkıntılar zincirleme misali bir birini takip edip ta bu günlere kadar geliverdi… İnsanlığın ve Müslümanların içine düştüğü mevcut belirsizliğin ana sebeplerini, çok da uzaklarda aramak, hem akıl karı değil hem de zaman kaybı… Özellikle İslam topraklarında, Tevhid inancı, modern ideolojilerin kandırmacalarıyla yara almaya devam ettiği ve Müslümanlar kendilerine gelmedikleri sürece; bu belirsizlik de devam edecektir… Uyanmamız dua ve niyazıyla. 18 Ekim 2018.

          
 

          

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner6