George Floyd’ u öldürülürken izledik. Tüm dünya izledi. Uzun bir ölümdü.

Uzun zamandır öldürülmekte mazlumlar ve uzun uzun öldürülmekte.

Kaşıkçı öldürülürken de tüm dünya izledi.

İnsanlar haksız yere ve hunharca öldürülürken, izliyoruz.

Milyonlar öldürüldüğünde de izlemiştik. Hatta şimdi bile ölüyor insanlar, susuyoruz.

Ve Gazze’ de, Suriye’ de, Myanmar’ da, Keşmir’ de, Yemen’ de öldürülürken de izliyoruz.

Ve Mursi de öldürüldü, izledik.

Onu katleden irade, onun için uzun bir ölüm seçmişti.

Önce onu, seçilmiş olduğu halde darbe ile devirip hapse attı. Sonra içeride çektirdi ve sonunda sahnede/"mahkeme" salonunda çırpınarak can vermesini izledi.

Hepimiz oradaydık ve hepimiz izledik.

Ondan önce de aynı irade başka Mursi’ leri öldürmüştü.

Onu, Camp David' e bağlı kalacağına ikna etmiş oldukları halde öldürdüler.

Onun suçu büyüktü. Filistinlilere yardım.

Aynı irade, savaş ve öldürmelere devam etti.

Aynı irade, Mavi Marmara’ da da öldürdü, unuttuk.

Aynı irade, 15 Temmuz’ da da öldürdü. Anlıyor muyuz?

Aynı irade kanla besleniyor. Hem de mazlumların kanıyla. Aynı irade; Müslüman yurtlarını birer birer İsrail’ e kurban etmeye devam ediyor, izliyoruz.

Aynı irade Mühendisi’ yi ve Süleymani’ yi de terörist bir saldırı ile katletti. Seviniyor muyuz?

Aynı irade Yemenli ve Filistinli çocukları öldürmeye devam ediyor. Hissediyor muyuz?

Aynı iradenin BM’ si Suudi Arabistan’ ı utanç listesinden çıkardı. Anlıyor muyuz?

Aynı irade Kudüs’ ü ilhak etti, terör çetesi İsrail’ in başkenti yaptı. Hatırlıyor muyuz?

Aynı irade, Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’ ni ilhak etmek için en uygun zamanı bekliyor. Bunu yapması an meselesi. Susuyor muyuz?

Aynı irade daha bir yıl olmadı, sizin ekonominizi mahvederim, demişti. Hatırlıyor muyuz?

Aynı irade “müttefikimiz” olduğunu söylüyor. İnanıyor muyuz?

Aynı iradenin başını çektiği sistem, dünyadaki servetin tamamına yakınını kontrol ediyor; kiminle, ne oranda ve hangi sistemle ticaret yapacağımızı belirliyor.

Çocuklarımıza ne öğreteceğimizi, ne izleteceğimizi belirliyor.

Nasıl bir aile olacağımızı ve aile düzenimizi, hatta cinsiyetimizi nasıl “seçeceğimizi” ve tüm bunları hangi sözleşmelerle yapacağımızı da belirliyor.

Aynı irade, tüm bunları ve İsrail’ e teslim olmayı kabul etmeden nefes aldırmamayı dayatıyor.

Aynı irade, Müslüman ve mazlum halkların, İsrail’ e teslim olmasını açıkça ve alçakça talep ediyor. Rahatsız mıyız?

Aynı irade, Akdeniz’ i de mazlumlara dar etmek istiyor.

Aynı irade, bu hale getirdiği Irak’ tan kovuluyor. Ne hissediyoruz?

Aynı irade, şimdi de Golan Tepeleri’ nin, Trump tepeleri olmasını istiyor.

Aynı iradenin coğrafyamızda üsleri var.

Aynı irade, şimdi de yıllar süren savaşla yorulmuş ama teslim olmamış Suriye halkına, Irak, Lübnan, İran ve Türkiye' yi de etkileyecek Sezar yasasını dayatıyor.

Bu bölgedeki tüm halkları, açlıkla tehdit ederek teslim olmaya zorlayacak.

Bu irade, bize: “Biz müttefikiz, Biz dostuz” diyor.

Bu iradenin bir dizi kendi ülkelerindeki mazlumların boynunda iken; diğer dizi; geri kalan tüm mazlumların boynunda.

Hissetmiyor muyuz?

Bu irade, insanlık düşmanı, bizim de düşmanımız. Görmüyor  muyuz?

“Mursi’nin en temel haklarının ihlali ve ölüme götürülme süreci ile ilgili olarak, Sisi darbesinin mimarları ve sahipleri olan Batı ve uluslararası kuruluşların ve onların medya organlarının açıklamalarına lanet olsun.

Mursi’ nin yargılamalarındaki sözlerine değinmenin ne anlamı var ki; kim kimi yargılıyor; kim meşru, kim sanık, kim hakim, kim yargı? Bunları geçelim…

Hem öldürürler; hem parçalarlar, hem suçlarlar, hem yargılarlar.

Kimler?

Devletler ve uluslararası kurum ve kuruluşlar şeklinde örgütlenmiş küresel teröristler.

İlkesel düşünmedikçe ve doğru yerde durmadıkça ne değişir?

Hayvanlar dahi, doğar doğmaz dostunu ve düşmanını tanır. Biz mazlumlar, biz Müslümanlar dostumuzu ve düşmanımızı tanıyor muyuz?

Kendimizi tanıyor muyuz?

Küresel terörizmin bize biçtiği rolü biliyor muyuz?

Bilmiyorsak; sorun bizde. Öyle ise; kahrolsun bilmememiz!

Açık açık, adım adım kuşatma, işgal, ilhak, tehcir, esaret, katliamlara maruz kaldığımız halde, bilmiyoruz.

Vicdanın, kalbin ve aklın hislerimize galebe çalmasına mani oluyoruz.

Hırsızlık, arsızlık, haksızlık, hukuksuzluk, zalimlik ve acımasızlıklar karşısında sessiziz. Hep uzaklara küfrederiz de; kendimizi bir türlü görmeyiz.

Biz zayıfların, aramızdaki sorunları bir kenara bırakarak, birlik olmamızdan gayrı çaremiz mi var?

Uluslararası sistem, meşruiyeti tartışmalı olmanın da ötesinde; taraflıdır ve artık küreselleşmiş güçlülerin oluşturduğu sistemin adıdır. Sadece NATO değil; Birleşmiş Milletler de bu sistemin temel aygıtlarından biri durumundadır.

Körfez ülkelerinin başını çektiği ve ismi İslam’la başlayan kimi kuruluşlar da bu mahiyettedir.

Mursi şehadetinin sorgulamasından önce, yapılması gereken; Mısır'daki darbeci sistemin sorgulanması değil miydi? Hani, nerede Demokrasi putunuz?

Siyasi basiretimiz ile ilgili ciddi bir özeleştiri, geçmişi tahlil etme anlamında ilkelerimizi belirlemek zorundayız.

Mazlum coğrafyalarda yaşananları/darbeleri/idamları/kuşatmaları/saldırıları/işgalleri/tehcirleri/soykırımları/adaletsizlikleri/savaşları/elçilikte adam parçalamaları/idamları… birbirinden bağımsız olarak ele alamayız.

Dolayısıyla herhangi bir mazlum coğrafyada veya Müslüman ülkede gerçekleştirilen ve lokal gibi görünen en küçük bir operasyon veya saldırı; küresel saldırının bir parçası olma ihtimali taşımaktadır.

Küresel algı yönetiminin, zihinlerimiz üzerindeki tahribatının ciddi bir onarıma ihtiyacı olduğu açıktır. Aynı Kuran’ı okuyup, birbirimizi tekfir etmenin ve İsrail düşmanımız değil, söylemine kadar evrilen sapmanın, siyasi nedenlerini iyi tahlil etmeliyiz.

Seyyid Kutup’ un, idam sehpasına götürülürken Ezher Müftüsü’nün Kelime-i Şehadet getirmesi telkinine; “sen bu komediyi tamamlayan son figüransın. Çünkü sen O kelime ile Ezher'den maaş alıyorsun. Ben O kelime için ipe yürüyorum.” Demesini ve anti batıcı, ABD karşıtlığı konusundaki tavizsizliğini, ılımlı İslam karşısındaki devrimci/tavizsiz duruşunu doğru okumalıyız ve her Müslüman ülkede, bir “Ezher” olduğunun idrakinde olmalıyız. Erdemli bir eylem olan ve erdemli insanlarla gerçekleştirilen Mavi Marmara eyleminin dahi, arka planını ve sürüklendiği mecrayı, BOP’ un/Büyük İsrail Projesinin bitmediğini; tam tersine gittikçe bize yaklaştığını/dokunduğunu doğru okumalıyız.

Rabbim, doğruları ve hatalarıyla, yiğit adam Mursi’nin şehadetini kabul etsin. Bizlere de feraset bahşetsin.” https://www.gazeteipekyol.com/mursi-nin-sehadeti-bize-neyi-ogretmeli-makale,13140.html

Doğru yerde durmazsak; Mursi’ nin yanında olmuş olmayız. Doğru düşünmez ve doğru hüküm vermezsek; Mursi’ yi öldüren ve öldürülürken izleyenlerden oluruz, onlardan bir farkımız kalmaz.

Aynı irade, bunca etkili oluyorsa; biraz da bizden kaynaklanır. Zira biz; hukuk, siyaset, merhamet ve adalet konusunda hala olmamız gereken yerde değiliz.

Ne korunması gerekenleri koruma ne de sosyal adalet konusunda olmamız gereken yerdeyiz.

Gençlerimizin geleceğini yeterince ve hakkıyla düşünmüyoruz.

Duyarsızlığımız, ısrafımız, bencilliğimiz  ve mezhepçiliğimizden maalesef taviz vermiyoruz.

Çoğu zaman aynı iradenin oyunlarına gelmeye devam ediyoruz.

Görmüyor muyuz?

Mazlum halklar, bu iradeyi mutlaka kovacaktır. Bu süreç başlamıştır.

Öyle ise; küresel Emperyalist iradeye ve onların işbirlikçilerine hayır!

Bu iradenin bölgemizdeki uzantılarına ve odaklarına hayır!

Mazlum coğrafyalardaki işgal ve ilhaka hayır.

İsrail’ e, onu meşru görmeye, onu normal kabul etmeye, ona boyun eğmeye, onunla ilişkiyi normal saymaya/normalleşmeye hayır!

Zillete hayır!

Mursi’ nin katilleri olan İsrail ve ABD başta olmak üzere tüm küresel haydutlara ve terör şebekelerine hayır!

Mazlum coğrafyalardaki savaş ve sömürülere hayır.

Küresel Kapitalist ekonomik uygulamalara hayır!

Bencilliğe, ranta, sömürüye, işsizliğe, yoksulluğa ve zenginliğe hayır!

Mursi’ yi mahkeme salonunda öldüren küresel iradeye ve onların coğrafyamızdaki tüm odak ve üslerine hayır.

Uluslararası hukuk normlarına uymayan ve Suriye’ nin ve bölgenin kalkınmasını, ayağa kalkması ve yeniden yapılanmasını, yeniden imar edilmesini, Suriyelilerin ülkelerine geri dönmesi ve topraklarının terörist ve işgalcilerden temizlenmesini ve dolaysıyla bölgenin nefes alması ve bekasını engellemeyi hedefleyen ve ‘Sezar Yasası’ adıyla dayatılan yaptırımlara hayır!

Bu küresel iradeye karşı direnen bölgedeki ve bölge dışındaki tüm mazlumlarla dayanışmaya evet!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.