İçtimai münasebetlerini İslam’a uygun olmayan yöntemlerle tanzim eden fert, toplum ve sistemler; memleketin her tarafını yüksek öğretim kurumlarıyla donatsalar, yine de ilkellik, bedevilik ve geri kalmışlıktan kurtulamayacakları gibi; ahlak-ı hesenenin insanı, insani Kâmil yapan o eşsiz vasıflarını elde etmelerinden de mahrum kalırlar!...

Asrı Saadette, üç tane papaz Medine-i Münevver 'ye, Efendimize bazı soruları sormak için gelirler. Mescidi nebeviye gitmeden önce, Medine'nin alış veriş pazarını gidip gezmeye giderler. Epey bir teftişten sonra, dönüp direk olarak Efendimiz (s.a.v)'in huzuruna girip veya Resulullah biz Müslüman olmaya geldik, bize İslam’ı öğret derler. Kâinatın Efendisi, tebessüm edip işin iç yüzünü onlara sorar ve; size daha bir şey anlatmadığım halde neden hemen Müslüman olmaya karar verdiniz buyurduğunda, onlar: ya Resulullah biz önce Medine pazarına gidip senin sahabenin hal ve hareketlerini gözlemledik. Bu insanların, daha önce içinde bulundukları hal ve hareketlerini bildiğimiz için; onların bu kadar kısa bir süre zarfında Kamil insan olmalarının ancak hak bir mesajla mümkün olabileceğine inandık ve iman etmeye karar verdik diye cevap verirler.

Evet, ya şimdi Yaşadığımız çağda ve coğrafyada ve İslam aleminin genel durumuna şöyle baktığımızda, emin ve örnek insan modelinden kaç kişiyi bulabiliriz acaba? Japon bir iş adamı diyor ki, Müslüman ülkelerden bize gelip elektronik malzeme siparişini verenler; malzemenin yan sanayisinden olmasını ama üzenlerine uluslararası markaların etiketini vurmamızı bizden isterler. Bizi yemeğe davet ettikleri zaman da, haram gıda ve domuz etinin olup olmadığını sorarlar. Acaba İslam dininde, insanları kandırmak, domuz etinin haram olmasından daha mı hafif diye hayretini dile getirmiştir. Müslüman, ticarette, siyasi hayatta, sosyal münasebetlerinde, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinde; hasılı hayatının her alanında, İslam’ın vaaz etmiş olduğu kurallara, en önemlisi de adabı muaşerete rivayet etmek zorundadır. Zorundadır çünkü, Müslüman demek, emin ve güvenilir kimse demektir.

Zira Resulullah (s.a.v) Efendimiz: Müslüman, diğer Müslümanların onun elinden ve dilinden emin/emniyette olduğu kimsedir buyurmakla; bize toplum içerisinde ne şekilde hareket edeceğimizi öğretmektedir. Halbuki günümüzde gerek komşuluk ve gerekse diğer insani ilişkilerimizde; ya birçok insan bizden emin değil, ya da biz birçok kimsenin emin insan olup olmadığından emin değiliz. Özellikle taşra bölgelerde, komşusunun evine bir şey istemeye giderken, hala kapı çalıp izin istemesini bilmeyen yığınlarca ilkel insanın varlığı söz konusudur. Herif direkmen, ahıra girer gibi içeri dalar. Böyle münasebetsizlik olur mu? Bu hal Müslüman kimseye yakışır mı? Mahrem olan vakitlere bakmaksızın, komşusunu vs. rahatsız eden insanları uyarıp ikaz etmek zorundayız.

Müslüman, her haliyle, davranışlarıyla, komşuluk ve diğer münasebetleriyle, ticaretinde ve söz vermesine varıncaya kadar; toplumda örneklik teşkil edecek insan modeli olmaya özen ve itina göstermelidir... Göstermek zorundadır, Çünkü Müslüman demek, güvenilir insan demektir. Müslüman demek, ahlaklı, erdemli, namuslu, helal ve haramı bilen ve kurallarına riayet eden; söz verdiğinde sözünde duran, gelişi güzel yemin etmeyen, özü sözü bir olmaya gayret eden kişi demektir.

Müslüman demek, yalan konuşmayan, aldatmayan, hile ve entrika peşinden koşmayan, onun bunun malına ve ırzına göz dikmeyen, takvaya yarışan, ilim ve irfan aşık, paylaşmayı seven, büyüklerine saygılı, küçüklerine şefkat ve merhamet besleyen imanı Kâmil sahibi kişi demektir.

Müslüman; menfaat için onlarca takla atan, onu bunu kaldırıp çarpmaya çalışan, faiz ve hırsızlık gibi adı işlerle uğraşan, insanların elindekine göz diken, komşusunun malına ve ırzına göz diken; nerede sabah orada akşam yapan avare, gayesiz ve hedefsiz kişi demek değildir. Bugün, İslam aleminin içinde bulunduğu buhranlı ve kasvetli durum; biz Müslümanların emin insan olamadığımız ve diğer insanlara güven vermediğimizden kaynaklanmaktadır.

Öyle bir duruma geldik ki, hep başkalarını eşkıya kendimizi evliya görmeye başladık. Günah keçisi olarak, hep başkalarını gördük. Hiçbir zaman, azgın nefislerimize kem vurmaya gayret etmedik. Laik Seküler düşüncenin tabir caizse, öğüten dişliler arasında ezilmekten kurtaramadık kendimizi!... Ne zaman ki, emin insan olma vasfımızı kaybettik; ondan sonra da, bela, musibetler, savaşlar, afet ve depremler yakamızı bırakmadı. Bolluk içerisinde yoksulluğu yaşar hale geldik, evlerimizde huzuru kaybettik, evlatlarımızla baş edemez hale geldik; toplumsal olarak birçok yanlışın ve günahın müşterekleri olduğumuzdan dolayı, birbirimizi uyaramadık çünkü, karşı tarafın yaptığını bizde yapar hale geldik. Genç kızlarımızın ve kadınlarımızın başı açık daracık elbiseler giyip, karşı tarafın şehevi duygularını kamçılamalarına ve başı boş gezmelerine sadece seyirci kaldık, düğün derneklerimizle Avrupa keferesini fersah fersah geride bıraktık. Eh haydi söyle azizim söyle, İslam bunun neresinde, örnek insan hangi tarafta?

Biz Müslüman olmamıza rağmen, böyle yozlaşınca, yoldan çıkıp doyumsuz istek ve arzularımızın arkasında koşunca, bizi kim/kimler örnek alacaktır acaba? Bu kadar münşeat, fısk fucur, faiz, zina, kumar, hırsızlık, karaborsa, dalaverenin bin parçası havada uçuşurken; bizi kim örnek alacak ve biz, emin insan olduğumuzu nasıl iddia edebiliriz? Münferit iyilik örneklerinin dışında, toplumsal olarak; içinde bulunduğumuz durum bu değil midir? Kalın sağlıcakla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.