İslam’ın hükümleri içtimai hayattan uzaklaştırıldıkları günden bu yana, İslam coğrafyasında (istisnalar hariç) İtikadi ve ameli sahada; sağlıklı bir nesil yetişmedi doğru dürüst denilse yeridir! Çünkü, İslam’ın vaz etmiş olduğu ilahi programlara göre eğitilmeyen, öğretilmeyen nesiller; en yüksek Üniversitelerde tahsil görseler de, zamanla, alt yapıları olmadığı veya zayıf oldukları için, yozlaşarak dinden uzaklaşacakları gibi; “Allah’ın kati emirleri olan Namaz ve benzeri emirleri de hafife almaya başlayıp terk ederler.

                Yüce Rabbimiz Kerim Kitabımız Kur’an’ı Kerimde: “Söz konusu olan nesillerin, önceki ve sonra içinde bulundukları durumlarını bize, şu üç ayeti kerimeyle beyan etmektedir: “İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği Peygamberlerden, Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim’in ve İsrail (Yakub)’un soyundan doğru yola eriştirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendiler. Onlara Rahman’ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanırlar.” (Meryem/58) Evet, ilk hayırlı nesil, Rablerinin inam ve ikramlarına karşı son derece Müteşekkir ve takva ehli iken; onlardan sonra gelen nesillerin, neden hak yoldan sapıp ve hevalarının peşinden gittiklerini de yine Hayat Rehberimiz Kur’an’dan öğreniyoruz!...

                “Onların arkasından öyle bir nesil geldi ki, Namazı bıraktılar ve nefislerinin arzularına uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.” (Meryem/59) Demek ki, inandıklarını iddia ettikleri halde; Namazı terk eden nesillerin, toplum ve kavimlerin Peygamber soyundan gelmeleri, onları Allah’ın cezalandırılmasından kurtaramayacaktır. Neymiş efendim, çıkmış adamın biri; ben Peygamber soyundan gelmekteyim, babam âlimdi, dedem müftüydü falan filan. Doğru olabilir, ancak sen Allah’a iman edip sağlam bir kul olmadıktan sonra; ne soyundan geldiğini iddia ettiğin peygamber, ne âlim baban ve ne de deden olan Müftü; yarın mahşer gününde seni kurtaramayacaklardır. Seni kurtaracak olan, “Allah’ın sonsuz rahmeti ve ona şeksiz ve şüphesiz olan İmanın ve İmanının ispatı olan Namazdır!...Çünkü Yüce Rabbimiz: “Onlarınarkasından öyle bir nesil geldi ki, Namazı bıraktılar ve nefislerinin arzularına uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır, diye buyurmaktadır…

                O zaman bu hakikati herkesin bilmesi lazım, dünyada bulunduğu süre içerisinde; Allah’ın dini için yaşamayan, Müslümanların değil münkir ve müşriklerin safında yer alan, hakkı bildiği halde gizleyen ve hakkın emirlerinin çiğnendiği yerde bulunduğu halde savunmayan, Namazı hafife alan ve ne de olsa temiz (!) bir soydan geliyorum diye kendini kandıran kim olursa olsun; yarın için hiçbir geçerli mazeretleri olmayacaktır… Ancak tek bir şartla, kurtulabilirler ki; onun yolunu da yine yüceler yücesi olan Rabbimiz beyan etmektedir: “Ancak tevbe eden, İman eden ve Salih amel işleyen kimseler hariçtir. İşte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle haksızlığa uğratılmayacaklardır.” (Meryem/60)

                Evet, şimdi meselenin hakikatini bir bütünlük içerisinde değerlendirdiğimiz zaman; şöyle bir sonuçla karşılaşırız: 1-“Kendilerine nimet verilip, peygamberler soyundan gelen, Namazlarını kılan, Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda ağlayarak secdelere kapanan hayırlı nesil. 2- Aynı hayırlı neslin arkasından geldikleri halde, Namazı terk edip nefislerinin istek ve arzularına kapılıp; Allah’ın nimetlerini ve ahiretteki azabı da unutan isyan ve nisyan ehli hayırsız nesil! 3-Hatalarını anladıkları yerde, hemen Allah’a tevbe ederek; İman edip Salih amel işlemeye devam eden bağışlanan Nesil!

                Değerli dostlar! Demek ki, hayattayken yaptıklarımızla öbür tarafa gideceğiz. Ben filanın soyundan geliyorum diye, kısır bir mantıkla kendilerini kandırmaya çalışanların; Allah’a Nasuh bir tevbeyle tevbe etmedikleri müddetçe, İman edip Salih ameller yapmadıkça;bu tür avunmaların hiçbir kıymeti Harbiye’si yoktur ve o avunmaları kendilerine zerre kadar fayda sağlayamayacaktır...

                Meselenin özeti ve hakikati şudur: “Yaşadığımız modern dünyada, İslam coğrafyasında yaşayan Müslümanların başına gelen bela ve musibetlerin temelinde; Müslüman olduklarını söyledikleri halde, Namazı terk edip nefislerinin ve şeytanın ardına düşme gafletleri yatmaktadır. Bu gün, dünyanın dört bir yanında şayet, neden sadece Müslümanlar zulme ve haksızlığa maruz kalıyorlar deniliyorsa; bu sorunun cevabı, Müslümanların kendilerini sorgulamasından geçmektedir. Allah aşkına, Şehirlerimize, mahallelerimize, sokak ve parklarımıza bakın; İslam’ı yaşayan Müslümanların semt ve muhitlerine mi benziyorlar yoksa ecnebilerin sokak ve muhitlerine mi? Çoğunluk olarak, genci ve yaşlısıyla; erkeklerimizin, kadın ve kızlarımızın, giyim kuşam ve yaşamları Allah ve Resul’ünün emrettiği minval üzere mi yoksa, İngiliz Fransız ve Almangavurunun sapık moda tasarımcılarının istekleri doğrultusunda mı? Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerin, dünya hayatının sıkıntılarına karşı sızlanıp durmaları değil; imtihan dünyasında olduklarının bilinç ve şuuruyla hareket etmeleri gerekmektedir. Dünya ahiretin tarlası olduğuna göre, burada ektiklerimizi ahirette biçeceğiz.

                Rabbim cümlemizi: “Namaz dinin direğidir, kim ki onu terk ederse dinini yıkmıştır; Nebevi uyarıyı hiçbir zaman unutmadan, Namazlarını kılan ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan Allah için yaşayıp Allah için ölen, müteşekkir, mütefekkir ve temiz akıl sahiplerinden eylesin. Âmin. Kadirşinaslıkla efendim. 15 Ekim 2020.

               

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.