Okullar tatil olmuş, mevsimlik tarım işçileri yavaş yavaş doğup büyüdükleri Şehri geride bırakarak; yüzlerce kilo metrelik uzak beldelere çalışmaya akın ediyorlardı. Her yıl binlerce tarım işçisine ev sahipliği yapan güzelim Anadolu toprakları, bereket ve mümbitliğiyle garip gureba’ nın cebine kazanç olarak, durmadan bir çağlayan gibi akmaya devam ediyordu her sene...

           Yine kış mevsimi gitmiş, yerini İlkbahar’ın o güzelim endamına bırakmıştı. Yeryüzü gelinliğini giymiş, papatyalar, gelincikler, sarıçiçek ve daha binlerce bitki arzı endam edip; adeta şenlik havasına girmişlerdi. Tüm bu güzellikler olup biterken, ne yazık ki, insanların birçoğu doğup büyüdükleri memleketlerinde iş bulamadıklarından dolayı; kara kara düşünüyorlardı mecburen! Sekiz nüfuslu olan Hasanın ailesi de, bu mesleği binlerce ailelerden sadece bir tanesiydi. Vakit geç olmadan, iş sezonunu kaçırmadan gitmeleri gerekti.

           Tüm hazırlıklar yapılmış, kulaklar, evin reisi olan hasanda idi. İstikamet neresi diyeceğini merak ediyorlardı? Neyse ki, hasan; “çocuklar bu yıl birçok akrabamız filan işçi çavuşuyla birlikte gidiyorlarmış deyip biraz sukuttan sonra, istikamet Konya dedi…Eşyalar kamyon kasalarına yüklendi, akşamdan yola revan oldular. Hasanın yakın bir akrabası da onlarla birlikte aynı yere çalışamaya gideceğini söyleyince, her iki ailenin çocukları sabırlanırız diye sevinmişlerdi. Ne de olsa akraba idiler, hem de çok yakın akraba!

           Sekiz nüfuslu olan Hasanın çocuklarından erkeklerin büyüğü olan Memo; ortaokulu bitirdikten sonra okumaktan vaz geçmişti. Beraberlerinde giden akraba ailesinin reisi olan Nureddin, Memo ’ya; bak yeğenim, bizim bu yaptığımız işin geleceği yoktur. Hem meslek falan da değil, gel beni dinle senide; benim oğlanla birlikte, okul hayatınıza devam etmeniz için, tanıdığım bir dostumun yanınagöndereyim diye ikna etmeye çalıştı. Hem para ödemeden yurtta yatıp kalkarsınız, hem de okulunuza devam edip tahsil hayatınızı bitirirsiniz dedi.

           Memo biraz düşünceden sonra ikna olmuş ve akrabası olan Nureddin amcasının sözünü dinleyip evet demişti. Okullar açılınca, Nureddin oğlu ile Memo’yu yurttaki dostunun yanına göndermiş, okula kayıtları yapılıp işlerini hal yoluna koymuştu. Dört yıl aradan geçtikten sonra, Memo okuldan mezun olup, iki yıllık ön lisansını da bitirdikten sonra; güzelim Karadeniz bölgesinin şirin bir beldesine Memur olarak atanmıştı. Atanmıştı atanmasına lakin, Memo memur olduktan sonra, tek bir defa dahi olsa; okumasına vesile olan akrabası Nureddin’i aramamış hal hatırını sormamıştı.

           Tevafuk eseri olarak, memleket ziyareti veya taziye münasebetiyle; Memo’nun memleketine gelmesinin dışında, Memo akrabası olan Nureddin amcasını hiç arayıp sormadı. Memo şimdi evli ve birkaç tane de çocuğu var. Lakin  Memo hala o  eski vefasız Memo!...  Değerli dostlar! “Şairin dediği gibi: Kişi sevgi hissini israf etmemeli/ Kim ne kadar layıksa onu o kadar sevmeli!Diye bir inceliğe işaret etmiştir. Sevgi ve emeğinizi layık olmayanlar için heder israf edip kendinizi yıpratmayın. Denize at balık görmezse, Halik görür sözü; sağlıklı olan bir atasözü değil, aksine hastalıklı bir hata sözüdür.

Kadirşinaslıkla efendim. 19 Ekim 2020

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.