Yılbaşı yaklaştıkça sıkça duyduğumuz “Noel Bayramı” ve “Noel ağacı” gibi kavramlar, Hıristiyan inancının önemli motiflerini simgeleyen kavramlardır. Bu ilkel kökenli dinsel geleneklerin İslam coğrafyasına da yayıldığını, bilerek veya bilmeyerek büyük bir özentiyle taklit edildiğini görüyoruz.

“Noel” kelimesinin kökeni hakkında farklı görüşler öne sürülmüştür. Kimisine göre Latincede “doğum” anlamındaki natalis” kelimesinden; kimisine göre Fransızca “haber” anlamındaki “nouvelle” kelimesinden gelmiştir. Ancak bizce en mantıklı görüş, vaktiyle Alplerin kuzeyinde ve Britanya Adalarında yaşayan Avrupa yerlileri olan Galya ve Kelt kavimlerin diline “yeni” anlamına gelen “noio” ile güneş manasına gelen “hel”in birleşmesiyle oluşmuştur ve “yeni güneş” anlamına gelmektedir. Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra Avrupa’da Noel kavramı İsa’nın doğumu için kullanılmaya başlandı. Ancak unutulmamalıdır ki, Hıristiyanların İsa’nın doğumunu kutlaması masumane bir kutlama değildir. İsa’yı tanrı kabul ettikleri için, doğumu kutsal olarak değerlendiriyorlar. Yani Hıristiyanlık inancının sapkın bir parçasıdır.

Hıristiyanlıktan önce Avrupa dini inançları arasında ağaç ve korulukların kutsallığı inancı önemeli yer tutar. Ellerinde ağacın küçük bir sembolü olan değnekler taşırlardı. Noel ağacının kökeni bu inancın Hıristiyanlığa geçmiş şekli olması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü Keltçede din adamlarına “Druid” kutsal ağaç için de “deru” kelimesi kullanılırdı. Yöremiz dilinde de ağaç için kullanılan “dar” tabirine benzemektedir. Daha sonra Almanlar tarafından üzeri süslenerek ‘cennet ağacı’ adıyla Âdem ve Havva’nın gizemli hikâyesini temsil ettiği şeklinde Hıristiyanca bir kılıf giydirilmiştir. Böylece Hıristiyan asıllı olmadığı halde Noel ağacı Hıristiyan inancına ait bir kutsal figüre dönüştürülmüştür.

Aslında ağaçların ruhani törenlerde önemli bir sembol olarak yer alması âdeti
Hıristiyanlıktan önceki dönemlerde yalnız Avrupa toplumlarında değil, çok eskilere, Mısır ve Çin uygarlıklarına kadar geniş bir coğrafyada yaygındı. O devirlerde doğanın yeşilliği ve ağaçlar sonsuz hayatın sembolleri olarak kabul ediliyordu. Halen yöremizde o eski dönem inancın kalıntısı olarak, ziyaret ağaçları ve diğer bir kısım ağaçlar kutsal kabul edilerek çeşitli renklerde çaputlar bağlanıp süslenmektedir.

Taklitçilik özentiden, o da kendini küçük görmek, aşağılık kompleksinden kaynaklanır. İnsan normalde küçüklüğü kabullenmez, hep kendini büyük görür. Enaniyet damarı aklın ve vahyin kontrolünde tutulmazsa firavunluğa kadar çıkar. Ancak kendinden üstün olanları görünce de onları taklit ederek kendini büyütmeye çalışır. İbn-i Haldun’un deyimiyle, kendini mağlup görenler, galip kabul ettikleri kimseleri taklit ederler.

Oysa Müslümanlık en üstün olmaktır. Kur’an, “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) mü’min iseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran, 139.) buyuruyor. Başkalarını, başka din mensuplarını kendisinden üstün gören Müslüman, ya dinini anlamamış ya da gerçekte ona inanmamaktadır. Müslümanlık itibariyle kendini diğer din mensuplarından üstün görmek kibir değil, aslında İslam’ın izzeti için zorunludur. Ancak Müslümanlar kendi aralarında mütevazi olmalıdırlar. Kâfirler karşısında ise “izzetli” olmak durumundadırlar. Kur’an-ı Kerim, müminlerin önemli vasıflarının anlatıldığı Maide Suresinin 54. Ayetinde, müminlerin önemli bir vasfı, “Kâfirlere karşı izzetli (güçlü, tavizsiz ve onurlu), mü’minlere karşı zelildirler (alçak gönüllü, merhametli).” Şeklinde ifade edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’in Sahabe-i Kiram için de aynı vasfı kullandığı görülmektedir. “Muhammed Allah'ın Resulüdür. Beraberindekiler ise kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler.” (Fetih, 29.)

İslamiyet, kendisinden önceki semavî kitapları iptal edip hükümlerini kaldırdığı gibi, tüm inanç ve gelenekleri geçersiz kılmıştır. Kendine has kültürünü getirmiş diğer bütün dinlere galip gelmiştir. Kur’an bu konuda da şöyle buyuruyor: Resulünü, bütün dinlere üstün kılmak üzere hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Buna şahit olarak Allah yeter.” (Fetih,28.)

Zamanımızda her şey altüst oldu, ani değişimler sıradanlaştı. Taklit meselesi de yer değiştirdi. Artık kuvvetli zayıfı taklit ediyor, zayıf kuvvetliyi taklit etmiyor. Gerçeği elinde tutanlar sahteye özeniyor, Hakka tabi olduğunu söyleyenler batılı taklit ediyor.

Aslında mümin imanının kuvveti ölçüsünde güçlüdür, imanın zayıflığı oranında da zayıftır. İman zayıflığından kaynaklanan dehşetli bir rezillik hali ile kendini küçük görüp kâfirleri büyük gördüğünden, aslında hakir, sefil ve değersiz olan ehl-i küfrü taklit eder.

İman, hakikati gösteren bir dürbün mahiyetindedir; mümine feraset, vakar ve sadece Allah’a kul olma dersi verirken, maalesef iman zayıflığı her şeyi tersyüz eden, çirkin ve bulanık gösteren bir gözlük olarak kâfirleri büyük gösterip onları taklide sevk ediyor!

Bu korkunç taklitçiliği peygamber (ASV) asırlar öncesinden şöyle haber vermektedir: ''Muhakkak sizler, sizden önceki ümmetlerin yolunca karış karış, arşın arşın uyup gideceksiniz. Hattâ onlar bir keler deliğine girmiş olsalar bile (siz de o daracık yere girecek) onlara tâbi' olacaksınız."

Bu hadisi rivayet eden Ebu Said’il-Hudri (RA) der ki: “Biz: Yâ Rasûlallah! Bu ümmetler Yahudiler'Ie Hıristiyanlar mı? diye sorduk. Resulullah (ASV): ‘Onlardan başka kim olacak?’ buyurdu.” (Buhari, İ’tisam, 14.)

Bugüne kadar hiçbir Yahudi’nin ya da Hıristiyan’ın, İslam kültüründen bir kutlamayı benimsediği görülmemiştir. Buna karşılık günümüzde Yahudi ve Hıristiyanların giyim kuşamından tüm yaşantılarına varıncaya kadar Müslümanlar tarafından taklit edilmektedir. Hatta bir kısım ayinleri, ibadetleri ve dini bayramları da taklit konusu olmuştur. Bunlardan biri de yılbaşı noel rezaletidir.

Müslümanların, Yahudi ve Hıristiyanlar kültür ve kutlamalarına yaklaşımları, en azından onların İslam kültürüne bakışı kadar bir hassasiyetle olmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.