Ülkemizde lise mezunları ile üniversitelerin kontenjanları sayıca orantılı olmadığı hatta aralarında uçurum olduğu için üniversiteye giriş bir yarış haline gelmiştir. Örneğin 2021 yılında bu sınava gireceklerin sayısı iki buçuk milyonu aşmıştır. Bunların ancak dörtte biri üniversiteye yerleşebilecek. Bu yarışta haksızlığı önlemek için sınav yapılagelmiştir. Defalarca adı değiştirilen üniversite giriş sınavları, söz konusu orantısızlık ve öğrenci seçme devam edeceği sürece tek adil yoldur. Başka adaletli bir yol da görünmemektedir. Liselerin zorunlu eğitime dâhil edilmesiyle toplumumuzda bütün ailelerde hayatın bir parçası haline gelen, yarış mahiyetindeki bu sınav, yıllardır stres yaymaya, öğrencilerin belini bükmeye devam ediyor. Kızım ve yeğenlerim de bu kafilede bulundukları için, daha yakından hissettiğim öğrencilerin yaşadığı tedirginlikleri ve çoğu zaman telaşlı, eziyetli çaba ve gayretleri doğrusu rikkatime dokunuyor.

Öğrencilerimizin sınavda rahat olmaları, morallerini yüksek tutmaları, stresi yenmek ve başarılı olmak için önemli etkendir. Hatta bana göre başarı, sınavı selametle atlatmış olmaktır. Bu itibarla gençlerimize bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

Sevgili öğrenciler,

Size çalışmak düşer, sonuç Allah'a aittir. Unutmayın ki Allah'a ait olan "sonucun yaratılması", yine Allah'ın kanunu olan kulun yapacağı çalışmaya bağlanmıştır. Örneğin, buğdayın bereketli olarak yaratılması, çiftçinin çit sürme, tohum ekme, çapa, sulama, zararlı ot ve böceklerden koruma gibi fiilî dua olan adım ve çalışmalarının sonucudur. Allah bu sonucu onlara bağlı olarak yaratır. Sonucu yaratan Allah'tır ama arpa ekene buğday vermez, tarım için koyduğu kanunlara uymayana verimli, kaliteli ürün yaratmaz. Kendi görevi olan çalışmayı yapmadan, Allah'ın işi olan sonuçla önceden ilgilenmek, iyi bir sonuç getirmeyeceği gibi, Allah'ın işine karışmakla da büyük bir günah işlenmiş olur. Her çalışma gibi öğrencilik de aynı kanunlara tabidir, öyle değerlendirilmelidir.

Çalışma ile ilgili olarak üzerinize düşen tüm görevleri yerine getirdikten sonra elde edeceğiniz sonuçta kanaat edin, o zaman makbul ve değerli olur, çalışma hevesini artırır. Eğer kanaat, sonuçtan önceki insana ait olan çalışmada uygulanırsa yanlış olur, kanaat olmaktan çıkar ve tembelliğe sebep olur.

Kanaat, Allah’ın verdiği sonuca razı olmak demektir. İnsan, elde etmek istediği bir sonuç için gayret edip çalışmalı, hedeflediği sonuca götüren bütün sebepleri yerine getirmeli, sonra da Allah’a ait olan sonucu kabullenip razı olmalı ve hamd etmelidir. Yoksa hedeflenen sonuca götüren yolda ve sebepleri yerine getirmede kanaat olmaz. Yani kul, üzerine düşen işlemlerde kanaat edemez, ancak Allah’a ait olan ve kendi gücünü aşan kısmında kanaat edecektir. İşte dinin emrettiği kanaat budur.

Bu dünya hayatında Cenab-ı Hak tüm arzulanan sonuçları sebeplere bağlamış ve sebeplere başvurmayı insana görev olarak yüklemiştir. Kul ancak tüm sebeplere başvurduktan sonra elde ettiği neticesinde kanaat etmek durumundadır. Sebeplerde kanaat, tembelliği doğurur, neticede kanaat ise çalışma şevkini arttırır. İslam’ın teşvik ettiği kanaati anlamayanlar veya yanlış anlayanlar, sebepleri yerine getirme işlemlerinde kanaat etmeyi düşünerek tembelliğe alışmışlardır.

Bu dünya hayatında elde edilmek istenen her şey çalışma ve emek verme şartına bağlanmıştır. Bu, hayat tarzı ve inancı ne olursa olsun her insanın tabi olduğu Allah’ın bir kanundur.  Kur’an’da şöyle bildirilmiştir: “İnsan için çalıştığından başkası yoktur. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir.” (Necm, 39, 40.) Bu kanunun dışına çıkmak, hiç bir insan için olumlu sonuç getirmez, bundan muaf olan bir insan da yoktur.

Bütün sebepleri yerine getirerek büyük emek harcayan kimse elde ettiği sonuca, Allah’ın takdiri olduğu bilinciyle kanaat etmekle, onun ne kadar değerli olduğunu kavrar. Bu nedenle çalışmanın zevkine varır, emek vermenin lezzetini hissederek tembellikten kurtulur, çalışma hevesi artar. Değer bilmek, daha fazla çalışmaya zorlar. Sınavda hedeflenen sonuç elde edilmese de çalışmanın verdiği olgunluk kazanılır, belki de daha hayırlı bir kapının açılmasına vesile olur. “Umulur ki sizin için hayırlı olduğu halde siz bir şeyden hoşlanmazsınız ve umulur ki sizin için şer olduğu halde siz bir şeyi seversiniz. Allah bilir ama siz bilemezsiniz.” (Bakara, 216.) ayetinin bildirdiği hüküm tecelli edebilir.  

Sonuçta değil de, çalışmada kanaat etmek, “emeği değersiz görme” kuruntusuna neden olur. Bu da sağlıklı düşünmemeye yol açar,  tembellik saikasıyla emeksiz haksız kazanç elde etme yollarına sürükler.

Çalışmayı aksatan ve durduran en etkili unsur, ümitsizliktir. Bu açıdan hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamak gerekir. Mümin insan, Allah’ın varlığına olan inancına rağmen ümitsiz olmamalıdır. Ümitsizlik ancak küfrün özelliğidir. Peygamberimiz (ASV) “Sizden birinin elinde hurma fidanı varken kıyamet kopacak olsa hemen onu diksin!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191.) hadisiyle, çalışmanın hiçbir şekilde aksatılmaması gerektiğine işaret etmektedir. Kişi odaklandığı görevine o kadar odaklanmalıdır ki, kıyametin kopması dahi onu bundan alıkoymamalıdır. Yine Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyan için, yarın ölecekmiş gibi ahiretin için çalış.” Hadisi de kişinin işini en mükemmeliyle yapmasını öğütlemektedir. Yani, hangi işi yapsanız sadece ona odaklanarak en iyisini yapın. Dünya işi yapacaksanız, ölüm düşüncesi sizi alıkoymasın, hiç ölmeyecekmiş gibi o işe odaklanın; eğer ahiret işi yapıyorsanız, yarın ölecekmişsiniz gibi ona odaklanın ve en mükemmeliyle onu yapın, mesajını veriyor. Öğrencilerin de bundan ders çıkarıp hiçbir şekilde çalışmayı aksatmadan ona yoğunlaşmaları gerekmektedir.

Çalışma sırasında ümitsizliğe sürükleyen ve şeytandan gelen telkinlerden biri de “hedeflenenlerin tamamını elde edememe” kuruntusudur. Bundan kaynaklanan ”Ya hep ya hiç, madem hepsini elde edemiyorum, artık çalışmakta fayda yok, boşuna uğraşmayayım, hepsini bırakayım.” düşüncesi ümitsizliği doğurur, hevesi kırar. Aynı düşünce sınav sırasında da ortaya çıkabilir. Buna karşılık “mâ lâ yüdreku külluhu lâ yütreku külluhu” (Bütünüyle elde edilemeyen şeyin tamamı terk edilmez) hadisine tabi olarak onun hakikatını kullanınız, bunu prensip edininiz. “Ne kadarını elde etsem kârdır” diye düşünüp ümitsizliği söndürünüz.

Çalışmanız fiili duadır. Üzerinize düşeni yaparak çalışmanızı tamamladıktan sonra, sınav zamanı sözlü olarak da Allah’tan başarı istemeyi de unutmayın.

Öğrencilikte çalışmanın ana hedefi bilgiye ulaşırken harcanan emek ve sabrın bıraktığı olgunluktur. Sonradan bilgi unutulsa da onu elde ederken verilen emek ve sabrın bıraktığı olgunluk kalıcıdır.

Sınava düğüne gider gibi gidin. Çalışmalar, sınavlar ve tüm faaliyetler hayat içindir, hayat onlara feda edilmez. Hayatınız her şeyin üstündedir. Kâinatın en ehemmiyetli gayesi ve en büyük neticesi hayattır. Bu nedenle sınava girmeniz, hayat kalitesi için bir adım, bir basamaktan ibarettir. Sınavda istenen sonuca ulaşamamak hayatın sonu değildir. Hayatı olumsuz etkileyecek olan düşüncelerden kaçınınız. Allah yar ve yardımcınız olsun. Hepinize başarılar dilerim, hayırlı sonuçlar vermesini Yüce Allah’tan niyaz ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.