Dostum, umarım kahrımı ve isyanımı anlıyorsun, anlamanı tüm kalbimle diliyorum. Ölüler var ya, onlar daha ölmeden onlardan öncekilere aynı teslimiyet ve itaatle boyun eğmişlerdir. Onların da hayatları kontrol edilmiş ölenler tarafından. Mutsuzluk yaratmış ve yaratacak tüm katı kuralları onlar koymuş. Para ve kadın düşkünü olan kirli zihniyet bu kokuşmuş kirli kültürü, işlerine geldiği için bu ölülerin hükümlerini toplumun başında devam ettiriyorlar. Oysa hangi inanç olursa olsun bir toplumu esir almışsa, o inançlar,  o toplumun gelişip üretmesine, kalkınmasına engel olur. Her gün bir hezimete imza atan büyük enkazlar yaratan hangi düşünce olursa olsun suçtur.

          Dostum, ölüler derken mezara gömülenleri düşünmemelisin. Ölü ve devinimsiz bir töre ve kültürü düşünmelisin, yani sevgili dostum bir kara kâbus insan hayatı üzerine çökmüş, insan özgürlüklerini kendisine yem etmiş ve etmeye devam ediyor.

Hiçbir aydınlanmaya izin vermemiş, izin vermiyor. Dostum hele kadın hayatının özgürlüğüne hiç izin vermemiş. Ailede erkeğe özgürlük, kadına iş hususunda ödevler vermiş.  Kadın insan değil dişi nesnedir, hayvan da değil, çünkü hayvanların hakları var ama kadının yok. Ölen atalarımızın biz kadınların hakkında söyledikleri birkaç söz… ‘’Kız yükü tuz yükü, kızını dövmeyen dizini döver’’ gibi sözler kadın düşmanlığı üzerine.

           Dostum bunları yazarken, ne hissettiğimi ne kadar acı çektiğimi anlatacak cümle bulamasam da yazmaya devam edeceğim.

          Kadın sadece bir dişi nesnedir. İradesi yok, özgürlüğü yok, seçim hakkı yok, sevim hakkı yok. Hiçbir hakkı yok, mesela kadın bir ömür yaşayacağı eşini seçemez, babasının evindeyken babasının, evlenirken de kocasının soyadını taşır.

          Dostum kültürel sisteminin kutsadığı analık da yalan, çünkü kadın evlatları için yaşamalıdır. Kadının kocası ölse veyahut iş için başka illere ya da ülkelere gitse kadın çocuklarını korumak için gerekirse ömrünün sonuna kadar beklemelidir. Bu önemli bir yargıdır.  Bekler ve toplumundan şu övgüyü de alır belki: ‘’Helal olsun, erkek gibi kadın’’… Hayatının bazı alanlarında erkeğe benzetilerek yüceltilen kadın bu onurla susar ve kaderine razı olur. Sumayı ve sabretmeyi büyüklerinden öğrenmiştir. Bu yargıyı ölüp gidenler koymuş, hatta bu ölüler o kadar ileri gitmişler ki nesilden nesile devam etmiş ve edecek olan sözler söylemişler.  O sözlerden bir tanesi de şu, ‘yuvayı diş kuş kurar’ ve diğer sözler gibi bu söz de kabul görmüş kadınlar tarafından. Bütün bunları Allah’a isnat ederek kutsal bir kılıfla sunmayı da ihmal etmemişler.

 Allah neden bu aciz insanların eliyle kadını üzecek yasa koysun ki? Kanımca tüm üzücü yasaları ölü insanlar koymuş. Ölü insanların kirli kültürleri anneliği kutsarken,  diğer taraftan da kadının içinde ki “beni” saklayarak iki yüz yaratmışlar. Saklanan kişilik… Oysa yasaklar ahlaksızlığı doğurmaz mı?

          Bu ölüp giden insanlara, sevgili dostum, öyle masum bakıyorlar ki insanlar, bilmiyorlar ki onlar saçma çürük fikirleriyle her insanın içinde saklanan bir kişilik bıraktılar. Oysa bir kadın kendisi için yaşarsa ve kendi kararlarını kendisi verirse, annelik görevini mükemmel ve sorumluluğunu daha da özgürce yapacaktır.

          Dostum annelik biyolojik bir olgu. Tüm canlılar evlatlarını sever ve onlar için her türlü fedakârlığı yapar. Canlı doğası bu… Mesela bir kartal düşün, ana bir kartal… Analığının yanı sıra uçuş özgürlüğü de var. Kirli kültür, köy kültürü, kör gelenek her şeyi kendine tabi eder. Bu korkunç güç bu denli insan ruhunu işgal eder ve kendine esir eder. Geleneğin dininde özgür, irade sahibi kadın yok, oysa tüm erkekler serbest. Çünkü diri kadın özgür olmamalı. Geleneğin dini kadına özgürlüğü ölümünden sonra verir, cennette…

          Dostum milyonlarca kadın tarih boyunca küçük farklı düşüncelerinden dolayı vahşice öldürülmüştür. Dünya kurulduğundan bu yana kadın hep eksik sayılmış. Kadınlar kimliksiz nesneler gibi tarlalara serpilmişler, sonrada bu topluluğu sabırla direnmesin diye geleneğin miskin diniyle uyutmuşlar. İşin ilginç tarafı bu kadınlar çok mutluymuşçasına hayatlarına devam ediyorlar. Tüm ömürlerinin gereksiz yalanlara adandığını görüyor ama içleri kıyılarak, derin ahlar çekerek çareyi susmada görüyorlar. Oysa geçen ömrü geri getirmek olanaksız.

İnsanın kazancı yalnızca acı gerçeği ve hakikati idrak etmesi oluyor. Bizim hayatımızı diriler değil ölülerin baskısı yönlendiriyor. Kültür ve hurafelerin dini zaten bu.

Yani sen dirilerin değil, ölülerin emrine göre yaşamalısın. Kültür dirilere hayat hakkı tanımaz. Ölüleri kutsar, çünkü ölülerin sorusu yok ve kültürü rahatsız edecek soru sormazlar. Kültürün baskısı bu yüzden. Kültürün ruhu yok, hepsini ölüler belirleyip gitmişler. Belki de modernitenin farkı şu olabilir: “Ölüler bizim hayatımıza karışamaz”.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

şehirler arası nakliyat

orjinal lida zayıflama hapı