UA-89691712-1

“İslami Terörizm” kavramı insan haklarına aykırıdır ve bukavramı kullanmak suçtur, edepsizliktir.

Irkçılık ötekileştirmeyle başlar. Ötekileştiren, kendiniasıl kabul eder.

Her şeyin, her olayın, asıl olanın etrafında, onu merkezealarak cereyan etmesi, olacak olanın da ona göre şekillenmesi esas olarak/doğalolarak kabul görmeli. Kendisi özel; diğerleri geri plandadır.

Bu sıralamanın eşitliğe evrilmesi ya da tersine dönmesiolacak iş değildir.

İlk ırkçı/ötekileştirici İblis’tir. İblis, Adem’i yarattığıiçin Allah’a isyan etmiş; Ademin sahip olduğu donanım ve haklardan dolayı,Adem’e, Allah’a yani yeni duruma isyan etmiştir.

Ötekileştirici, kendini asli unsur olarak görür, ötekine de;biz eşit olamayız der.

Ötekileştirme her zaman etnik farklılıklara göre yapılmaz.Coğrafi, tarihi, dil farklılığı,kültürel farklılıklar, dinsel farklılıklar,ekonomik durum, güç ve diğer unsurlar üzerinden ötekileştirmeyapılabilmektedir.

Ötekileştirme, batıda bilimsel kılıflara uydurulmaya daçalışılmış. İnsanların eşit olmadıklarına bilimsel dayanaklar aranmış,ırkçılık, bilimsel bir kisve ile servis edilmiştir. Kafatasları ölçülmüş,ırklar tasnif edilmiş, güya aşağı ve seçkin ırklar belirlenmiştir.

Kafatasının yapısı, boy ve diğer fiziki yapı, saç, ten vegöz rengi gibi maddi dayanaklarla insanlar sınıflandırılmıştır. Irkçılık vefaşizm birbirini desteklemiş, sonradan makineleşen ve sömürgeleri/pazarlarıolmayan Almanya, İtalya gibi devletlerde doruğa çıkmış, ekonomik sorunların/arzfazlalığının çözümü amacıyla faşist siyasi yapılanmaya yönelme gerçekleşmiştir.Her ne kadar Rusya da ekonomik bakımdan aynı kategoride olsa da, orada ırkçılıkve faşizm, tarihsel ve kültürel bir zemin bulamamıştır. Buna, geniş tarımsal işgücü ve proleter cereyanların daha baskın olması gibi nedenler de eklenebilir…

1879 Fransız İhtilali’nin yıllar sonra faşizme varan ulusdevletler ve hatta sömürge ulus devletçikler oluşturması (Türkiye gibi),tarihin, üzerinde yeterince durulmayan sayfalarındandır. Zira bu günegelindiğinde bile, hala ulus devlet yapısını savunanların ve ulus devlet yapısıanlamını yitirmiştir, diyenlerin mevcudiyeti manidardır.

Toplumların nasıl yapılanması gerektiğine yönelik sağlıklıbir yol alınamadığını gösteren bu tartışma, ulus devletlerde çıkan sorunlardankaynaklanmaktadır. Çünkü ulus devletler etnik yapıya dayanır ve kendisidışındaki etnisiteleri ötekileştirir. Dolayısıyla ulus devlet/toplum modellerisınıflı bir yapıdan beri olamazlar. Sınıflılık ise ayrışma ve kamplaşmanıntemel dinamiklerindendir.

 Modern çağda yaygınolan insan hakları kavramlarının da başında gelir ötekileştirme. Son yüzyıldaortaya çıkan tüm insan hakları metinlerinde, ötekileştirme, insan haklarınaaykırı olarak kabul edilmiştir.

Batının, günümüzde, doğu/Müslüman toplumlarına yaptığı;dinsel, ekonomik, siyasi, coğrafi ve etnik ötekileştirmedir.

İslamofobi politikaları, İslami terörizm kavramına yönelikalgı operasyonları ve savaşlarda “Müslüman” terör örgütleri kurma ve kullanma,onlar üzerinden oluşan kötü örnekliği propaganda aracı olarak kullanma gibidaha birçok yöntemin temelinde yatan da ötekileştirme politikalarıdır.

Konuyu anlamlandırmak için batının bu konudaki niyetlerinive zihin yapılarını iyi tahlil etmekte yarar var.

Çok gerilere gitmeyelim. Merkel’in Cumhurbaşkanımızlayaptığı son görüşmede kullandığı/kasıtlı şekilde kullandığı “İslami terörizm”kavramı. Malum olduğu üzere, daha önce de bu kavramı kullanmış ve uyarılmıştı;yine kullandı ve yine uyarıldı. Yine kullanacak çünkü böyle algılanmasıisteniyor.

Oysa, Budistlerin, Yahudilerin, Hristyanların,Nazistlerin…yaptığı yığınla ve sistematik terör eylemlerinin hiç biri için bizMüslümanlar, geneli zan altında bırakacak ve haksız bir algı oluşturacakşekilde, kimlikleriyle/isimleriyle terörü bir arada kullanmadık.

Bu, biraz da kendi adımızı kendimiz koyacak güçteolmadığımızdan kaynaklanıyor. Ne zaman ki adımızı, Merkel veya Trump değil de,kendimiz koyabilecek güce gelirsek zaten adımız hazır.

Bush’ların haçlı savaşı kavramını kullanmalarını hatırlayın,bizimkilerin düzeltme çabalarına rağmen sonradan da defalarca kullanmışlardı.

Şimdi de Trump’un açıklamalarını içeren bir habere bakalım:

“ABD Başkanı Donald Trump'ın baş stratejisti Steve Bannon,ABD ve Çin'in, önümüzdeki 10 yıl içerisinde Güney Çin Denizi'nde savaşagireceğine "şüphe olmadığını" söyledi.

The Guardian'ın haberine göre ABD'nin Ortadoğu'da başka bir"büyük" savaşa da gireceğini söyleyen Bannon, Trump'ın 7 ülkeye vizeyasağı getirmesinde de önemli rol oynamıştı.

Trump yönetiminde pek çok Çin karşıtı isim olduğubilinmesine karşın, aşırı sağcı ABD yayını Breitbart'ın eski yöneticisi Bannon,ABD için en büyük iki tehdidin "Çin ve İslam" olduğunu söylemektençekinmiyor.

Bannon, "yayılmacı bir İslam var ve yayılmacı bir Çinvar. Değil mi? Onlar hevesliler. Onlar kibirliler. İlerliyorlar veYahudi-Hıristiyan batının geri çekildiğini düşünüyorlar" şeklindekonuşuyor.

Çinli yetkililer de savaşın giderek "gerçek birihtimal" halini aldığını söylerken, ABD-Çin arasındaki gerginliğin arttığıgörülüyor.”(Sol)

Sonuç olarak bilmemiz gereken şu ki, inançlı ve dindarkesimler terörist oldukları için değil; batı, uyguladığı politikalar içinterörist olarak adlandırılmalarını gerekli görüyor. Bu politika sürdükçe,müslümanlar ne yaparsa yapsın, küresel güçler küresel terörist demeye devamedecektir. İnançlı kesimlerin adı terörist olacaktır. Yıllarca milli çapta dainançlı insanların adı; mürteci/gerici/yobazken de durum böyleydi. O yüzden,boşuna terörist olmadıklarını kanıtlamaya çabalama ahmaklığına düşmemeli.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.