UA-89691712-1
Öne Çıkanlar Şanlıurfa vali diyarbakı KARADELİK belediye

Urfa ‘Şanlı’ tarihini yeniliyor!

Şanlıurfa bugün düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıldönümünü kutluyor. Milli mücadele döneminde Şanlıurfa’nın göstermiş olduğu kahramanlık nesilden nesile, dilden dile anlatılırken bir kez daha Urfa’nın milli mücadele dönemindeki destansı öyküsünü araştırmalarıyla ve yazılarıyla katkı sağlayan Şanlıurfa Eski Baro Başkanı Avukat Müslüm Akalın'dan dinledik.

Urfa’nın, ilk olarak İngilizler tarafından işgal edilmesinin dayanağı neydi? Ve işgal harekatı nasıl başlıyordu?

Bizim işgalimizin, İngilizler tarafından işgalimizin temel dayanağı, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi. Aslında Mondros Mütarekesi’nde Urfa ve bulunduğu bölge yok. Ancak bölge işgal edildikten sonra İngilizlerin Suriye Komutanı General Allenby, 12 maddelik bir bildiri yayınlıyor. Bu aslında askeri kaynaklarda yeni bir mütareke olarak adlandırılıyor. Çünkü içerisinde mütareke olmayan bildiriler var. Bu da daha çok bölgenin işgaline ilişkin hükümler taşıyor. Aslında Musul’da 6. Ordu Kumandanı kesinlikle uygulama taraftarı değil. Hatta uygulamayı reddediyor.  Bunun için Musul’a gelen İngiliz subayını da hapsediyor.  Baskı üzerine serbest bırakıyorlar. Ali İhsan Paşayı da görevden almak için fırsat bulamayınca devlet nezdinde girişimde bulunuyorlar ve 6. Bölgeyi oradan alıyorlar.  6. Ordu lağvediliyor ve Diyarbakır’a taşınıyor.  Diyarbakır’daki 13. Ordu Birlik Kol Kumandanı olarak katılıyor.  Artık bizim bölgemizden sorumlu olan birlik, Diyarbakır’daki 13. Kolordu Kumandalığı oluyor. Kumandanı da Arap kökenli bir subay olan Albay Ahmet Cevdet Bey.

İngilizler 6. Ordu lağvından sonra bölgeye kuvvetlerini sevk ediyorlar. Bir taraftan da Kilikya Bölgesi’nden Urfa, Maraş ve Gaziantep’in işgali için hazırlık yapıyorlar. Daha sonra peyderpey işgale başlıyorlar. Esas İngilizlerin kumandanı Halep’te. Halep üzerinden Maraş, Urfa ve Antep’e birlikleri sevk ediyorlar. Orda bir sorun çıkıyor ortaya çünkü Allenby’nin  gönderdiği 12 maddelik  bildirgede de bölge dışındaki yerleri işgal edebilmeleri için, burada bir huzur bozucu hadisenin meydana gelmesi lazım. Buradaki azınlıkların tehlike altında oldukları ortaya çıkması lazım. Aslında uzun zaman İngilizlerin hiçbir işgal gerekçesi olmadığından nasıl işgal ettiklerine dair somut bir belge yoktu.

Türkiye tarih kaynaklarında da Urfa’daki Kuvay-i  Milliye’nin, Hasan Efendi’nin  gönderdiği bütün cevap yazılarında özellikle  Paris’e ya da büyük devletlerin  İstanbul’daki temsilcilerine göndermiş oldukları protesto namelerinde temel argüman şuydu: “ Burası mütareke kapsamında değil, burayı terk edin, işgali kaldırın”

Yıllar sonra buradaki İsviçre Baştabibi Fisher’in yardımcısı olan Künzler’in bir kitabı Türkçe de yayınlandı. ‘Kan ve Gözyaşları Ülkesinde’ bir kaç yıl önce yayınlandı. O kitapta Urfa’nın işgalini şöyle anlatıyor. Buradaki Ermenilerde aslında işgali arzu ediyorlardı ama İngilizler biz burayı işgal edemeyiz kapsam dışı diyorlardı. Ancak buranın nasıl işgal edileceğine dair bir toplantı yapmışlar. O sohbet doğrultusunda Ermeni’ye karşı bir saldırı oluyor Eczacı Karakin isimli. Yakup Yeküzlerin kitabında ayrıntılı bir şekilde yazıyor.  Onu Ermeni Cemiyeti’ne karşı yapılan bir saldırı, ‘Ermenilerin güvenliği burada tehlikeye düşmüştür’ şeklinde bir tutanakla Halep’e gönderiyorlar. Bunun üzerine İngiliz kuvvetleri Urfa’yı işgal ediyorlar. İngilizler buraya Halep üzerinden Fırat’ı geçerek geliyorlar. Önce Cerablus Bölgesi’nden Nizip’e oradan Birecik Bölgesi’nden Urfa’yı düşünüyorlar. Ancak İngilizler Urfa’yı işgal eden kuvvet tren yoluyla Akçakale üzerinden geliyorlar. Geceyi Sultan Tepe’de geçiriyorlar. Ama ön kuvvet bir araba Birecik üzerinden geliyor. Urfa’da 1-2 gün dolaşıyor. Mart’ın başları o döndükten sonra 24 Mart 1919’da İngiliz işgal kuvvetleri Urfa’ya girerek, Urfa’yı işgal ediyorlar. Mutasarrıf Nusret Bey’in bir satırlık yazısıyla Dahiliye Nezareti’ne bildiriliyor. “Urfa bugün işgal edildi” ve Urfa’da işgal gerçekleşmiş oluyor.

 



İşgal edildi ama yönetim şeklinde mi devredildi, yani çarpışma sonucu devredilmedi mi ?

İngilizler buraya geldiklerinde zaten arada bir uyuşmazlık oluyor ama Nusret Bey bunu kabul etmiyor. Bu mütareke hükümlerine aykırı diyor. Hem içişleri bakanlığına telgraf çekiyor hem de işgal kuvvetlerine. Burası mütareke dışı, kapsam dışı bir işgaldir. Herhangi bir teslim söz konusu değildir. Fakat İngilizler bunun üzerine hükümete yazı yazıyorlar. Buranın İngiliz işgaline girmiş olduğu, Arambi mütarekesi tebliğinin şartlarının gerçekleşmiş olduğunu, yani burada güvensiz bir ortam bulunduğunu, bu bakımdan işgalin gerçekleşmiş olduğunu, bölgede Urfa’da bulanan 1. Süvari Alaylarının Urfa’yı derhal terk etmesi gerektiğini yazıyorlar. Bu yazıyı yazdıkları önce Hüseyin Bey Süvari Alay Kumandanı aynı cevabı veriyor.” Burası işgal dışı, burayı işgal edemezsiniz. Bize böyle bir emir veremezsiniz biz emirleri ancak hükümetimizden alırız.” Daha sonra İçişleri Harbiye Nezaretin emriyle Hüseyin Bey 1. Süvari Alayını önce Karakörü’ye çekiyor. İngilizler onu da kabul etmiyor. Geri çekileceksiniz diyor. Daha sonra 1. Süvari Alayı Komutanı  Hilvan’a gidiyor. Böylece Urfa silahlı kuvvetlerden arınmış oluyor. İngilizler rahat bir şekilde hem yönetimi devralıyorlar. Hem de mutasarrıf Nusret Bey’i görevden alıyorlar. 6 Nisan’da Dahiliye Nezareti’nin bir emri geliyor. Nusret Bey görevden alınmıştır şeklinde. Onun yerine de daha önce Süleymaniye’de çalışan mutasarrıf Ali Rıza Bey’i Urfa’ya tayin ediyorlar. Ali Rıza Bey geldiğinde zaten  İngilizler Urfa’yı işgal etmişti. Dolayısıyla teslim işgal suretiyle gerçekleşmiş oluyor. Buradaki yönetimin her hangi bir şekilde  silahlı güçleri yok. Üstten gelen emre göre hareket ediyorlar.

İngiliz işgali aslında İngilizler bu işin ustası oldukları için, çoğu şehirde hissedilmiyor. Şehirle münasebetleri çok iyi. Kırsalda çalışıyorlar. Aşiretle görüşme falan yapılıyor. Ama şehir merkezinde  İngilizlere karşı her hangi bir tepki yok. Esas gerekçesi de İngiliz kumandanın geldiğinde yaptığı açıklama. O açıklamada Urfa işgalinin geçici olduğu ve bir süre sonra Urfa’yı terk edeceklerini bildiriyor. Sonbahara doğru Fransızlar ve İngilizlerin nüfuz çekişmeleri sorunu çıkıyor. Kendi aralarındaki ekonomik çekişmelerde bir program yapıyorlar ve İngilizlerin işgalinde bulunan Maraş Urfa ve Antep’i İngilizlerden Fransızlara aktarıyorlar. Buna karşılık Fransızların elinde bulunan petrol bölgelerini içine alan İngilizlerin eline geçmesi için bir program yapıyorlar. Bu savaştan sonra Fransız gazetelerinde çok büyük bir eleştiri konusu oluyor. “İngilizler sizi kandırdı” diye. Aslında Fransızların bu bölgeyi tercih etmesinin nedeni, o dönemde Fransızların dokuma enstitüsünün önemli hammadde olması. ham maddeciliği, yani bölgedeki pamuk vs.  

İngilizler Fransızlara burayı terk ettiğini söylüyorlar. Fransızlar 31 Ekim - 1Kasım tarihleri arasında yine Akçakale üzerinden muhtemelen trenle gelip Urfa’yı işgal ediyorlar. Bu Urfa’da çok büyük bir tepkiyle karşılanıyor. İşgal öncesi de hem Osmanlı hem Suriye’deki Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’ndeki çalışmalarında bu açıkça görünüyor. Çünkü işgal geçici olarak düşünülürken, işgal başka bir işgal kuvvetine devrediliyor. Yönetimde ve halkta buranın daimi olacağına ilişkin kanaat oluşturduğu için bölgede direniş güçlerinin oluşmasını halkın bölgeyi terk etmeden direniş örgütlenmesini yapmasını tavsiye ediyorlar. Bunun içinde Urfa Müftüsü Hasan Efendi’ye hem de diğer yöneticilere telgrafla tavsiyelerde bulunuyorlar. Fransızlar 31 Ekim 1 Kasım’da İngilizlerin devrettiği Urfa’yı bu şekilde işgal ediyorlar. 

 



Urfa’da işgal güçleri kimlerden oluşuyordu? Ve Şanlıurfa’nın kurtuluşunda önemli rol oynayan 12’ler kimlerden oluşuyordu?

Urfa’da ilk çalışmalar Erzurum Kongresi’nden gelen telgraflarla oluyor. O sırada Anadolu’da da direniş hareketleri güçleniyor. 19 Mayıs’ta Atatürk Samsun’a çıkıyor. Amasya Kongresi, Erzurum kongresi…

Erzurum Kongresi bildirisi Urfa’ya geliyor. Milli Aşiret Reisi Mahmut Beyin vasıtasıyla Urfa’ya intikal ediyor. O kongreye davet edilen Urfa Delegasyon’u oraya katılmıyor. Niye katılmıyor bilmiyoruz.

Okuduğumuz hatıratlara göre oraya gitmek üzere 2 tane delege seçiliyor. Birisi Mollazede Abdulgani Bey hukuk mezunu, diğeri de İstanbul’da bir din adamı. Saraç ailesinden. Onlar delegasyon olarak seçiliyor. Fakat onlar katılmıyor. Çünkü katılımına ilişkin bir şey yok. Bölgede İngilizlerin Fransızlara devredileceği hakkında yoğun söylentiler çıkınca, Urfa’da Eylül başlarında bir toplantı oluyor. Bizim aşağı kala boyundaki Güllü Osman Efendinin evindeki ilk toplantı. Anlatılan meşhur toplantı. Yani 12’lerin olduğu toplantı diyor. Aslında o toplantı bir sıra gecesi toplantısı olabilir. Çünkü hatırata göre, bölgedeki jandarma komandolarının anlatımına göre, Urfa’da işgal var Urfalılar hala çiğköfte yoğuruyor gibi latifede bulunuyorlar. Hacı Mustafa onu da davet ediyor bir gün ‘gel bak ne işle uğraşıyoruz’ diye. O akşam Hasan Paşa Camisi’nin avlusunda karşılayıp, Güllü Osman Efendinin evine davet ediyorlar. Orda 12’ler kuruldu diye Binbaşı Ali Rıza Hatıratı’nda yazıyor. 12’lerin kurulmasıyla ilgili çok çeşitli ifadeler var. Birçok aile reisinin, ‘Biz de vardık neden bizim adımız yok ?’ denilebilir gerçeğini yansıtabilir. Gerçek demiyorum. Sebebi de şu, muhtemelen o bir sıra gecesidir. Genelde Kala Boyunun Acem Bey Mahallesi’nin üst tarafıdır. Çünkü oradakiler adı geçenlerin hepsi birbirinin akrabasıdır ya da iş ortağı. Tipik bir Urfa sıra gecesi. Birbiriyle yakın ilişkide olanların toplanması. O mahalledeki insanlar. Ama o mahallede büyük uğraş verenlerin ismi yok listede. Daha sonraki savaşlarda çok ciddi emeği geçen kişilerdir. Binbaşı  Ali Rıza Efendinin listesinde 12 kişi demesi muhtemelen kendi düşüncemi söylüyorum oraya gittiğinde, orda bulunan 12 kişidir. Daha sonra oraya gelmiş olanlar bulunabilir.

Genelkurmaydan mı o listeye ulaştınız?

Ali Rıza Bey’in listesinin gerçek olup olmadığını kontrol etmek için, bir araştırma yapayım dedim. Listeyi kıyaslamak için. 1923’te bir askeri rapor var. Genelkurmay Başkanlığındaki el yazısıyla yazılmış listeye baktım. Ali Rıza Bey’in listeyle aynı sadece isimlerin yeri farklı. Orda da tereddüdü gerektirecek bir husus var. O listede 12 kişi sayılıyor ama o 12 kişiden 2 kişisi jandarma subayı. Halbuki toplantıya Binbaşı Ali Rıza Bey tek gidiyor. O zaman toplantı 10 kişilik olmuş oluyor. Belki bunları sonradan kattı ya da ilk toplantıya tek başına gitti. Daha sonra başka toplantılara bunları götürdü. Bunun böyle bir ihtimal olabileceğini düşünüyorum. 12’ler sembol bir kavramdır. Bunlar bunun dışında Urfa’da hiç kimse ya da hiçbir kabile reisi bu heyete dahil değil öyle bir şey diyemez.

 



Fransızların Urfalılara muamelesi nasıldı ? Antep ve Maraş işgalinin etkileri nelerdir?

Fransız işgali İngiliz işgalinden biraz farklı oluyor. Fransızların İngiliz işgaline karşı bir direnişleri yok. Halbuki Fransız işgali olduğunda Urfa’da hem sivil hem de Anadolu’dan destekli, sürekli Urfa’ya yazışmalar var. Fransızlara karşı çok önemli direniş örgütü kuruluyor. O bakımdan Urfa’da 12’lerle birlikte direniş örgütü kuruluyor. Fransızlar bundan rahatsız oluyorlar. Bunun üzerine bildiriler yayınlıyorlar askerler sokaktan geçerken bizim askerlere selam verecekler diye ya da belediyede kaç memur var bana isimlerini bildirin diye. Ya da ne kadar maaş alıyorlar gibi egemenliği rahatsız edici, zedeleyici emirlerde bulunuyorlar. Mevcut yapıyı rahatsız ediyor. Bu arada direniş hareketleriyle ilgili çalışmalar devam ettiğinden jandarma komutanı harana gidiyor. Arap aşiretlerini arasına giriyor. Arap aşiretlerinin hepsini toplayıp yemin ettiriyor Kuran-I Kerim üzerine. Bu Fransızlar tarafından bir ihbar alınınca, onu kumandanlığa gönderip tutukluyorlar. Bu halkta büyük tepki topluyor. Daha sonra Ali Rıza Bey firar ediyor. Ardından Siverekli Ali Efendiyi tutukluyorlar. O da Kemalist olduğu için Fransızlar tarafından tutuklanıyor. Daha sonra aşiretlerin tepkisiyle serbest bırakılıyor. Bu süreç sürekli böyle gergin geçiyor. Baskı Fransızlar ve işbirlikçiler tarafından o kadar yoğun ki kimse kimseyle konuşmuyor, kimse kimseyle sohbet etmiyor. O zamanların Jandarma Komando Vekili Kadir Hulusi Efendi, ‘Konuşmaktan çok susmak, hüküm fermanıdır’ diyerek bölgenin sosyal iklimini izah ediyor.

Fransızların tutukladığı Ali Rıza Bey firar edince, kaçınca onun yerine Aralık ayında Yüzbaşı Ali Said Bey Urfa’ya geliyor.  Said Bey geldiğinde aslında bir çekirdek direnişi örgütü var. 29 Aralık’ta Urfa’ya geliyor ve hemen birkaç şahsı ziyaret ediyor. Bizim bir direniş örgütümüz var bunu direniş hareketi yapalım. 15 Ocak’ta aşiretlerin de bilgisi açısından Fransızları boşaltma hareketi yapalım.Fransızlar ihbar alıyorlar. 25 Ocak’ta Atatürk’ün telgrafı çok önemli. Fransızlara karşı ‘gerilla’ savaşının yapılmasının esaslarını anlatıyor uzun uzun. Bir maddesi şöyle: ‘Hareket Urfa’dan başlayacaktır.’ Urfa’da da Ocak sonunda Şubat başında bizim kumandanların Siverek, Hilvan ve Diyarbakır’a gittikten sonra özellikle Hilvan ve Siverek aşiretlerinin büyük ölçüde desteklerini alıyorlar. Bu kuvvetler Şubat’ın 7’sinde hem Siverek hem de Hilvan aşiretleri kuzey bölgesindeki ayrıca Urfa’nın tüm aşiretleri kuvvetlerini toplamış bir şekilde Karaköprü’de birikiyorlar. Fransızlara, ‘Burayı boşaltın’ diyorlar. Onlar da ‘biz burayı tek başımıza boşaltamayız’ diyorlar. Ancak yukarıdan emir gelir öyle boşaltırız. Saco’nun emriyle. Ve boşaltmayınca da Kuvay-i Milliye 2 koldan şehre giriyor. Bey Kapısı’ndan ve Harran Kapısı’ndan halk bunları zılgıtlarla, sevinçlerle karşılıyorlar. Kuvay-i Milliye şehre girince Fransızlar bulundukları alanı boşaltarak Mahmut Nedim’in konağına çekiliyorlar. 9 Şubat’tan 11 Nisan’a kadar Urfalılar kuşatma yapıyor.

4 Mart Baskını hakkında bilgi verir misiniz ?

İlk kurşunun atıldığı 9 Şubat’tan sonra, savaşın ilk şehidi Siverek Garbi Köyü’nden bir vatandaş. Ama mezarını bulamadık.  9 Şubat’ta Kuvay-i Milliye’nin burayı boşaltma çabaları sonuçsuz kalıyor. Çünkü, bizim Kuvay-i Milliye’nin askeri disiplini yok. Burada 500 Fransız var ama hepsi askerlik görmüş, jön askeri. Bir kısmı Senegalli ve Cezayirli askerler. 100 kişi Fransız askeri ama bunlar askeri eğitim görmüş, savaş gücüne sahip.

17 Şubat’ta Topçu Meydanı Camisi’nin orda Kuvay-i Milliye toplanıp, Külaflı Tepesi dediğimiz yere gidiyorlar. Külaflı Baskını dediğimiz. Fransızlar gafil avlanıyorlar. Bir çok Fransız askeri esir alınıp Harran Kapı’daki Nebo İmam Efendi’nin evinde hapsediliyorlar orda.

21 Şubat’ta da Bediüzzaman Karakolu dediğimiz Fransızların denetimi altında, Fransızların işgal bölgesiyle Ermeni Bölgesi arasındaki kontağı sağlayan bölge. İzollu Bozan Bey ve Bucak Aşireti komutasındaki kuvvetler oraya saldırıyorlar.Fransızları tahliye ediyorlar. Böylece aralarındaki bağlantıyı kesmiş oluyorlar.

28 Şubat’ta Karayüküm Bağına baskın Şeddad Aşiretinden Şirpak Tevfik Efendi’nin rahmetli olduğu, bu baskında bizim Kuvay-i Milliye tam girecekken, o sırada Ermeni Yetimhanesinden yan ateşi yapılıyor. Fransız askeri oradan ateş yapınca bizimkiler geri çekiliyor. Savaş dışında bir yerde nasıl ateş açılır diye bizimkiler proteste ediyor. Bütün bunlardan başarılı olamayınca büyük bir hücum planlanıyor. 

Kuvay-İ Milliye bir plan yapıyor. Plana göre karargaha ayrı yönlerden aynı anda saldırıda bulunacak. Bir de Siverek’ten 2 top kaçırıp getiriyorlar. 2 tane de Topçu Subayı getiriyorlar.

Urfalılar 4 Mart büyük hücumuna o topları kullanarak başlıyorlar. Bir tanesini şimdiki Millet Hanına kuruyorlar. Diğerini de Urfa Lisesinin bahçesine kuruyorlar. Öte yandan Topçu Meydanı’ndaki caminin oradaki kuvvetler yukarıya doğru sabah erken saatlerinde arkadan harekete geçiyorlar. Böylece 2 taraftan kuşatmayı bertaraf etmek için Kuvayi Milliye hareket ediyor. Öyle bir hücum yapıyorlar ki, Fransız’ı subayı notlarında ‘Allah bir daha böyle bir günü göstermesin. Eğer yarın da böyle bir hücum gerçekleşirse yandık.’ Fakat o arada top arıza veriyor. Yayı kırılıyor. Fransızlar makineli tüfekle tarıyorlar. 4 Mart böyle sonuç verince Kuvayi Milliye arasında tartışma çıkıyor. Mart ayı boyunca Diyarbakır’dan yardım istiyorlar. Onlar da yardım göndermiyorlar. Bu bölgedeki su ve gıda yardımını kesmeye çalışıyorlar ve başarıyorlar da. Bunun sonucunda Fransızlar bizim katırları kesip yiyorlar.

Kurtuluş Savaşının son günlerinde anlaşma yapıldığında neden sokakta hala Fransızlarla karşılaşıyoruz? Maraş Urfa Antep birlikte işgal edildi.

Bundan önce bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum. Bizim bölgede Urfa, Antep, Maraş birlikte işgal edildi. Sonradan hatıratlardan öğrendiğimize göre, aslında Maraş tahliyesini Urfa’ya borçlu. Albay Norman’nın hatıratına göre, Urfa’daki birliklerden haber aldık. Ayın 7’sinde bizim aşiretler gelip buradaki garnizonu çeviriyor. Bizim garnizon zor durumda, bizim için Urfa çok önemli’ diyor.

Röportaj: Yusuf Sabri Dişli/İPEKYOL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.