Pek çok insan bu soruyu merak ediyor. Bu türden sorular bilim insanların kişisel toplantılar sırasında üzerinde tartıştığı konulardır. Bu soruya kendi kanaatimce cevap verecek olursam: Birçok şey sayılabilir ancak diğer şeylerin yanı sıra, sabrı öğrenmeliyiz. Bazen hastanede kalmak zorunda olmak, doktorları ziyaret etmek, ilaç başvurusu yapmak, satın almak, düzenli olarak ilaçları aldığından emin olmak ne kadar da zaman alıcıdır.

Epidemologlar, salgının geri gelmeye devam edeceği konusunda uyarıyorlar. Dünya küçüldü. Marshall Mcluhan’nın, “küresel köy” metaforu bu durumu en iyi şekilde açıklamaktadır. Hareket halindeki milyonlarda insan, adını bile duymadığımız hastalıkları birbirine kolayca bulaştırabilir.

Mesela aklımı kurcalayan en temel sorulardan birisi: Mevcut salgın sırasında gıda dağıtımında herhangi bir kesinti yaşanmadı. Ama her zaman böyle mi olacak? Ya da ilerde bir veba, sınırları yük taşımacılığına kapatır mı? Diğer bir soru işareti ise: İnsanların sağlığını düşünmekten ziyade ticari menfaatler uğruna adeta canavarlaşan ve kimyasıyla oynanmış gıdalarla insanlar üzerinde egemenlik kuran bir yapıya doğru mu dönüşüyoruz? Gıdanın önemine vurgu yapan, Hipokrat’ın “gıdanız ilacınız, ilacınız gıdanız olsun” deyişi bu konuda dikkate değerdir.

Gıda tüketimi ile insan sağlığı arasındaki ilişkiye dikkat çeken Ludwig Feuerback, “insan ne yerse odur” sözü günümüzdeki duruma adeta ışık tutmuştur. Bizi ve neslimizi tehdit eden ürünler etrafımızı sarmış durumdadır. Bu yüzden, gıdalara olan güvenimiz gün geçtikçe azalmaktadır. Çünkü gıda güvenliği stratejik bir konudur. Bu nedenle, yediklerimizin, sunduğumuz ürünlerin ve üreticilerin kalitesine dikkat etmek gerekir. Günümüzde gıda üretim ve ticaret sisteminden memnun olmak çok zordur. Güzel görüntülerle süslenmiş gıdaları gördüğümde geriliyorum. Fazla döllenmiş sebzeler birkaç gün sonra kötü kokulu yapışkan maddeye dönüşüyor. Kimyasalları kötüye kullanmanın etkileri konusunda endişeliyim. Bu konuda yerel halk “gıda egemenliğini yeniden kazanma” konusunda eğitilmelidir. İnsanlarımız, dışarıdan ne olduğu belirsiz katkı maddeleriyle donatılmış, tatsız, tuzsuz tattan ziyade görüntüye hitap eden gıdaları almak yerine, bölgede üretilen gıdaları almaları konusunda teşvik edilmelidir. Gıdaların yapılarıyla oynanmasından sonra yediğimiz gıdaların yapısı da gün geçtikçe bozulmaya devam ediyor.  Bu nedenle, bölgesel yetkililer, çiftliklerle işbirliği içinde ve eğitim kampanyalarının yardımıyla, yüksek kaliteli yiyecekleri yaygınlaştırma yoluna gitmeliler. Böylece, insanların daha sağlıklı olmasını sağlayacak ve bölge yetkililerinin “gıda güvenliği” dediğimiz şeyi yeniden kazanacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Umut 3 ay önce

Çok önemli bir konuya el atmışsınız Kenan bey, sağlık bizim için çok önemli yediğimiz yiyeceklerin katkı maddelerini iyi araştıtmalıyız.Her insanın beslenme uzmanı olması gerek bu sorunla baş etmek için.