UA-89691712-1

Ölüm gelmeden hayatındeğerini bilmek gerekli bir algı iken, hayatın içinde bu anlayış çok da farkedilen, önemsenen bir konu değildir. Kendi değerini bilmeyen insanın, başkaşeyleri önemsemesi zor olduğu kadar, her an her şeyi önemse bilinci hayatınakışında yok gibidir. Ölümün sıradanlığı, ancak ölümle yüzleşme anındakaybolur. Ölümün her an hissetme, insan gerçekliğinden uzaktır. Her an ölümüdüşünmek de, her an anı yaşamak da hayatın doğasında yoktur. Var olsaydı değerkavramı olmazdı. Değer kavramın olabilmesi için yitirme duygusunun oluşmasıgerekmektedir. Yitiriliş olmadan var olanın değeri insan tarafındanhissedilmemektedir. Tabii bu hissiyatı diri tutmak da apayrı bir çaba ve bilinçgerekmektedir.

Ölüm elimizdekini yitirmedenfark etmeyi öğretmek içindir. Sıradanlığın yıkışı ve sevginin yüceliği ölümleortaya çıkar.

Ölüm insanın başedemediği gerçeği kadar, korktuğu bir gerçektir. Korku, insanın kendi gerçeğinedönüşü için önemlidir. ölüm korkusu insanın en zayıf noktası ve dikkatini çekenbir konu olduğundan sinema da bir zayıf nokta ile oynamayı sevmektedir. Sinemaiçin ölüm bulunmaz bir malzemedir. İnsanı etki altına almanın ve tutmanın eniyi yolu ölümü dramatik hale dönüştürmektir.

Ölümle en çokbağdaştırılan konu yaşama renk veren, yaşama heyecan katan ve en önemlisiyaşama arzusunu kamçılayan sevgidir. Sevgi ve ölüm ikilisi oluşturduğu dramatikhezeyan sinema için bulunmaz temalardır.

Türkiye sineması ölümve sevgi ikilisini daha çok yaşadığı konu bulma sıkıntısından dolayı bol bolekrana taşımaktadır. Dikkat geçen bu ikili unutmamak gerekir ki insanın enzayıf noktalarıdır. Sevmeyi bilmeyen bir toplumda sevgiliyi kaybetme duygusununortaya çıkardığı yıkımdan etkilenmesi doğal olsa da ekran başında yaşanmamışduygularla baş başa kalma kadar ne acı olabilir. Acılarla donanmış beyaz perdeseyirciyi kendinden rahatlıkla yüzleştirebilmektir. Ama maalesef bu yüzleşme deyapay bir kandırmacadır.

Türkiye sinemasıpopüler olan aşka ayna tutmayı seviyor. Popüler olanın sunumu daha kolayolmaktadır. Aşk ve ölüm de popüler konulardır. Aslından koparılan gerçekçikonular olsalar da. Türkiye sineması aşka yön vermeyi sevmektedir. Belki desanatın ruhunda insana yön vermenin olmasındadır. Sinema da bu konuda kendinedüşen rolünü oynamaktadır. 

Ölümü ve sevgiyieksenine olan Peri Masalı, bize bir sevgi ve ölüm sunmaktan uzak, sadece buikiliden faydalanarak dram oluşturma peşinde koşmaktadır. Kaybetme korkusunu dayaşatamamaktadır. Fedakârlık adına baba ile barışma çabaları fazlasıyla sırıtsada sevmenin verdiği iyimserlikle mi, yoksa ne alaka diyebileceğimiz -kikahramanımızın çok da umurunda olmadığından- ölüme meydan okuma söylemi ne aşkın doğasında ne de okunan ayetlerleilgili. Peri’nin ruh hali tamamen ölümle yüzleşmenin getirdiği bir iyimserlikya da mutlu olma rolüdür. Aşk ölümle burun buruna gelen bir insanı yönlendirmede acizdir. Sağ kalandaki etkisinden bahsedilebilir.

Ölümün karşısında başkahayatlar can bulurun karşılığı filmde hemşire ve doktorun yeşeren aşkıdır. Aşklamutluluğu bulduğunu düşündüğümüz Peri, aşkı aşılama uğraşını ölüm yatağında daolsa göstermektedir. Ölümün kol gezdiği koridorda yeşeren aşkın değerinigösterme adına önemli bir adım olarak görülebilir. Ölüm sıradanlaşmıyorsa,sürekli ölümün etraf da somut varlığıyla gezdiği koridorda sevgilinin değerinibilme ve hayatın sunduklarını hissetmeyi öğrenme adına ölüm çok güzel biröğreticidir. Ölüm kaybetme korkusunu yaşattığından, sevgilinin ve anın değerinibilmeyi de öğrenir insan. Gelin görün ki bunun sürekliliği dediğimiz gibidoğamızda yok. Bazı anların varlığı dediklerimizi inkâr etmez.

Kaybetmenin karşısındabeliren ikinci değer oluşturma çabası baba oğul arasındaki kırgınlığı/küslüğübitirmektir. Ölüm var olan şeyi insana hatırlatır. Varlarken kıymetlerini biluyarısı yapılmaktadır. 

Tabii bu bütünsöylediklerimizi maalesef filmin zayıf kurgusu ve kötü oyunculukları vermektezorlanmaktadır. Seyirci aşk ile ölüm arasındaki bağı daha kaliteli senaryo veoyunculuklarla görmesi hak etmektedir ki bahsettiğimiz farkındalık sadecedramatik amaçlarla hazırlanmış filmlerle oluşturulamaz. Aşk ve ölüm ikilisininsunumunda bir felsefik bakış açısı olmalıdır. Evet, filmin dram ve komeditarafı ihmal edilmesin ama film bunlarla da seyirciyi boğmamalıdır.

Ayrıca şunu daunutmamak gerekir, erkek kadının kahramanı değildir ve olmamalıdır. Kahramanetiketi bir beklenti ve misyon yüklemektedir erkeğe. İlişkiler etiketlerüzerine kurulduğunda yapaylaşır ve gerçekliği kaybolur. Beklenti üzerinekurulan ilişkilerde kriterler doğallıktan çıkar ve olmayan özellikler aranır.Bunun beraberliğinde ilişkinin ömrü kısalır. Çocukların kahraman babaları olur;ama kahraman sevgililer olmaz. Kişi sevgilisine kendini doğallığıylasunmalıdır. Ötesi maskelerdir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.