Damağına oldukça güvenen bir arkadaşıma, bir gün okulda öğlen yemek üzere hazırlattığım lahmacundan ikram ettim. Arkadaşım, lahmacunları kasapta ayaküstü hazırlattığımı düşünmüş olmalı ki,yedikten sonra “belli ki isot (Pul biber) kalitesizdir, hiç lezzetli olmamıştı” dedi. Oysa kullanılan isot, annemin son derece titiz çalışması sonucu evde imal ettiği ve belki de benzeri çok az bulunan bir isot idi. Arkadaşımın bu şekildeki ön yargılı davranması üzerine bir test yapmaya karar verdim. Birkaç gün sonra yine lahmacun yaptırdım ve bu kez gerçekten de kalitesiz ve de son derece ucuz bir isot alıp içine koydurdum. Arkadaşıma yine haber vererek yemeğe gelmesini rica ettim. Yemeğe başlamadan önce: “ geçen gün kalitesiz isottan lahmacun yaptırmıştım ve sende beğenmemiştin. Bu kez evden isot getirdim. Ev isotu ile yaptırmışım ” dedim. Arkadaşım lahmacunları yedikçe keyiflendi ve “işte fark burada, kaliteli isot nasıl da belli” dedi. Amacım arkadaşımı rencide etmek asla değildi. Ön yargıların lezzet alma duygusu üzerindeki etkisini test etmekti. Sanırım bu şekilde davranan birçok insan vardır.
“Bostana” özellikle ızgara etlerle birlikte nefis bir mezedir. Bostana nın lezizliği malzemenin ince doğranmasının yanında birde içine katılan “Nar ekşisi” veya “Nar Pekmezi” olarak isimlendirilen sostan kaynaklanır. Oysa bazı yerlerde “Nar ekşisi” yerine “vişne şurubu” hatta “vişne aromalı toz içecek” katıldığını biliyorum. Tüketenlerin çoğu bunun farkına varmazlar. Çünkü içinde Nar ekşisi olduğunu zannederler. İşte bu zan, onları yanıltır. Gerçekte vişne aroması ile Nar aroması birbirine yakın olsa bile asla aynı değildir.
Ön yargı ile yaklaşınca birçok lezzet kaybolabilir. Bazı yetişkinlerin ve özellikle de Çocukların sebze yemeklerini sevmemelerinin altında bu gerçek yatar. Bamya, Karnabahar, Lahana, Brokoli, Pırasa gibi sebze yemeklerinin sevilmemesi bununla ilgilidir. “Karnabahar yabancı yemeğidir. Biz yemeyiz” diyen bir dostuma sordum. “Sen hiç karnabahar yedin mi?” “Hayır” dedi.

Meşhur bir fıkra vardır.

Ramazanın ilk günü bir çay ocağında çalışan çırak, ramazanı unutup ustasının da gözüne girebilmek için sabahın erken saatlerinde çay ocağını açar, ortalığı temizler ve bir güzel çay demleyip ustasını ve müşterileri beklemeye başlar. Bir süre sonra tesadüfen oradan geçen ustası dükkânın açık olduğunu görünce şaşırır. Hemen çırağına dükkânı derhal kapatıp “Ramazan ayı boyunca da açılmaması gerektiğini söyler. Dükkânı kapatıp giderler. Ramazandan sonra açılan çay ocağında çırak yine ustasının gözüne girebilmek için ramazanın ilk günü demlediği ve telaştan dökmeyi unuttuğu bir demlik dolusu çayı dökmeyip ısıtmaya karar veriri. Biraz sonra komşu esnaf çay ister. Çırak “o” çaydan bir bardak doldurur ve götürür. Komşu çaydan bir “fırt” alır ve küçümser bir eda ile çaycı çırağına “Belli ki sen daha bu işi tam kavramamışsın. Bu çay on dakika daha demlenseydi harika olurdu”

der…Çırak çay demlemesini beceremez önyargısı, adamı yanıltır ve ağız tadını berbat edebilir...
Einstein der ki “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan daha zordur.” Önyargılardan kurtulmak belki mümkün olmayabilir ama en azından asgariye indirmek mümkündür. Bunun için çabalamak gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.