banner18


Teşekkür ve şüküraynı kökten gelen ve iyiliklere karşı mukabelede minnettarlık ifadesi olarakkullanılan iki kavramdır. Ancak “teşekkür” genellikle insan için, “şükür” iseyaratıcı için kullanılır. Teşekkür, beş harfli bir fiil türü olan tefe’ülbabındandır. Bu babın özelliği, fiillere “zorlama” anlamı kazandırmasıdır. Buitibarla teşekkür, gerçekçi olmayan zorlama bir şükür anlamında insanlar içinsöylenegelmiştir. Allah için “teşekkür” kelimesinin kullanılmamasının birnedeni de budur.  

Kendihemcinslerine teşekkür etmek ve Rabbine şükretmek insana mahsustur. Gördüğüiyilikten dolayı teşekkür eden yegâne varlık insandır. Diğer canlılarda daşükür sayılan mutlak itaat vardır ama bilinçli değildir. Doğaları gereğibilinçsizce gerçekleşir. Ama insanın, Rabbine şükretmesi bilinçlidir.

Şükür de,teşekkür de iki çeşittir. Birisi: Çevre baskısından ya da geleneksel biralışkanlıktan dolayı yapılır. Kişi içten olmayarak kendini bu teşekküre mecburhissetmesiyle gerçekleşir. Adet yerini bulsun tarzındadır. İnsani ilişkilerdeve yapmacıklığı anlaşıldığı takdirde bu teşekkür türü sorun olabilir ama uhreviaçıdan bir sorun taşımayabilir.

İnsanasayılamayacak kadar nimetler bahşeden ve kalpten geçenleri bilen, kendisindenhiç bir şey gizlenemeyen yaratıcıya karşı geleneksel ve yapmacık tarzında şükürelbette uhrevi hayat açısından büyük bir sorundur. Çünkü bu gerçek bir şükürdeğil, sahtedir; hiç yapılmamış hükmünde olmakla birlikte büyük bir nankörlükve saygısızlıktır.

İkinci şükürçeşidi hakiki ve samimi şükürdür. Rabbinin izzetini, iltifat ve ikramınıanlayıp gerçekçi bir tarzda şükretmektir. Allah’ın insandan istediği şükürbudur.

İnsanın Rabbinekarşı yükümlü olduğu gerçekçi şükrü eda etmeyip sahtekârlığa kaçması, yapmacıkya da geleneksel bir şükre girmesi ve yahut şükrü tamamen terk etmesi, Rabbininbağışladığı nimetlerin değerini ve kendisinin onlara muhtaç olma durumunukavrayamamasından kaynaklanır. Yani nimetin değerini takdir etmez ve onimetlerin ne büyük ihtiyaç olduklarını kavramaz. Bunun da sebebi, nimetlerdekiilahi ilgi ve iltifatı düşünmeyip, ilahi iyilikleri “doğal zorunluluk” olarakgörmesidir. Nimetlerin herkese aksatılmadan verilmesi, bolca verilmesi hattayağdırılması, zamanla insan zihninde ülfet, (alışmışlık) meydana getirmesi,şeytanın da yönlendirmesiyle insanın nimetlere bakışını değiştirir ve “bunlar–hâşâ- ilahi lütuf değil, doğanın zorunlu halleridir” düşüncesine götürür.

Ramazan orucuişte bu noktada kurtarıcıdır. Nimetlerin ne kadar kıymetli olduğunu veinsanın o nimetler ne kadar muhtaç olduğunu insana hissettirir. Nimetlerininsan için vazgeçilmez olduğunu kavratır. Akşama yakın iftar vaktinde açlığındoruğa ulaşmasıyla gerçekleşen iştah, bir parça kuru ekmeğin bile aslında ne kadarkıymetli olduğunu gözler önüne serer.

İnsanın yeme içmegibi zorunlu alışkanlıklarında dahi Rabbinin iradesine tabi olduğunu ehl-iimana hissettirir. Çünkü Ramazan ayı boyunca yalnız O’nun emriyle yeme içmekesilir ve yalnız O’nun emriyle yeme içmeye-başlanır. Öyleyse insan bu zorunlualışkanlıklarında bile kendine malik değildir.

Ramazan orucu insana hakiki bir şükrünanahtarını kazandırıyor. Çünkü alışkanlık perdesini yırtarak, nimetlerin pahabiçilmez ölçüde ne kadar kıymetli olduğunu ve bu nimetlere olan müthişmuhtaçlık halini insana yaşatır. Böylece Allah’ın iltifatı anlaşılır ve insanınidrakine yerleşir. Bundan dolayı da gerçekçi ve içten bir şükür eda etmeyekoyulur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.