Öne Çıkanlar urfa Şanlıurfa 1 siverek ajansurfa

Bizi dört duvar arasına hapsetmeyin!

Kimi doğuştan gelen rahatsızlıklarla, kimi geçirdiği kaza veya rahatsızlık sonrasında engelli olan vatandaşlarımızın sorunları çok. Özellikle kendilerine dilenci muamelesi yapılmasından rahatsız olan engelliler, birey olarak kabul edilmek istiyor. Türkiye’nin hemen her şehrinde büyük sorunlarla boğuşan engelli vatandaşlar, Şanlıurfa’da da büyük sıkıntılarla uğraşmak zorunda kalıyor. Hayatın hemen her alanında sorunlar yaşayan engelliler, bu sorunların yetkililer tarafından bir an önce çözülmesi gerektiğini savunuyor. Yaşadıkları sorunları Gazete İpekyol’a anlatan Şanlıurfa Omurilik Felçlileri Derneği Başkanı Habip Polat, özellikle bazı noktalarda kendilerine dilenci gibi davranılmasından ve yılın sadece birkaç günü hatırlanmalarından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Yetkililer tarafından mahkum hayatına sürüklendiklerini vurgulayan Polat, camide, tuvalette, sokakta, yolda, kaldırımda, evde, parkta ve hayatın tüm alanlarında yok sayılmalarını kabullenemediklerini kaydederek, “Sadece 3 Aralıkta veya 6 Mayıs Engeliler Haftası’nda gelip ben sizleri seviyorum demekle olmaz. Beni sevme kardeşim, ben seni sevmiyorum. Benim seni sevme gibi bir şeyim yok çünkü bana hizmet etmiyorsun. Çünkü ben bu ülkenin bir bireyiyim, bu memleketim çocuğuyum ama beni dört duvar arasına hapis ediyorsun” ifadelerini kullandı.

Şanlıurfa Omurilik Felçlileri Derneği Başkanı Habip Polat yaşadıkları sıkıntılardan, iş durumlarına, hayat şartlarından, ekonomik durumlarına tüm sorularımıza içtenlikle yanıt verdi.

Habip Polat kimdir?

Ben Habip Polat 1979 doğumluyum. 1999 yılında bir trafik kazası sonucunda omurilik felçlisiyim mevcutta da şuanda da Şanlıurfa Omurilik Felçleri İstihdam Derneği başkanıyım.

Dernek olarak neler yapıyorsunuz, faaliyetleriniz nelerdir?

Biz Şanlıurfa Omurilik Felçleri İstihdam Derneği olarak 2009 yılında kurulduk. Kurucu başkanımız Necla Akgülten hanımefendidir. Biz derneği kurduğumuzda bir hayalle yola çıktık, hem engelli kardeşlerimizin istihdamına yönelik çalışmalar, bir de hak temelli çalışma. Biz dernek olarak herhangi bir kamu kurumundan veya kuruluştan veya şahıstan, iş adamından ne bir bağış talebinde bulunduk ne bir bağış almadık. Biz sadece hak temelli çalışan bir derneğiz. Bunun yanı sıra İşkur projeleri yapıyoruz mesleki eğitim üzerine. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Avrupa Birliği’nin ortaklaşa bir projesi mevcut şu anda yaklaşık 174 bin euro’luk. Burada 117 tane engelli arkadaşımız günlük 6 euro olmak üzere, hem mesleki eğitim alıyorlar hem de ayda belirli bir ücret alıyorlar. Tabi burada ürettiğimiz tekstil üzerine çalışan arkadaşlarımızın ürettiği malzemeleri de Şanlıurfa’da İHH Derneği olsun onun yanında başka derneklerimiz olsun onlar aracığıyla maddi durumu iyi olmayan yetim, öksüz, kimsesiz insanlara engelli kardeşlerimizin yaptığı malzemeleri hibe yoluyla dağıtıyoruz.

Dernek Başkanı olarak 117 tane kişi burada çalıyor dediniz, bu insanlar günlük hayatlarında ne gibi sıkıntılar yaşıyor?

Şimdi biz aslında dört duvar arasında yaşayan insanlarız, biz sosyal hayatın her alanında engellenen insanlarız. Aslında engelli değil de engellenen, yani insanların bizi engellemesinden dolayı engelli hale düşen insanlarız. Biz bu insanların hepsini Şanlıurfa’nın muhtelif mahallelerinde Eyübiye’sinden, Karaköprü’sünden, Haleplibahçesi’nden, Yakubiye’sinden aklınıza gelebilecek her mahalleden bizim arkadaşlarımız buraya geliyor. Tabi ki Belediyemizin imkanlarıyla geliyor. Toplu taşıma araçlarını kullanarak geliyor. Ama şöyle bir sıkıntı var, yollar bize uygun değil, kaldırımlar bize uygun değil, her ne kadar belediyemizin çalışması sonucu engelli araçlarımız varsa da toplu taşıma açısında söylüyorum. Ama onları kaldırabilmek için sonuçta size kaldırım gerekiyor durağa sizin rahat erişebilmeniz gerekiyor. Bu konuyla ilgili özellikle durakla ilgili çok sıkıntı çekiyoruz. Öyle rampalar yapmışlar ki ben sabah sosyal medyada da paylaştım. Şanlıurfa’da bulunan arkadaşları o rampaların başına davet ettik. Oraya uzay mekiği koyup uzaya çıkacağız. Yani kullanma imkanımız yok. Bu sadece belediyenin problemiyle kalan bir şey değil, bu Şanlıurfa’da bulunan tüm kamu ve kurum kuruluşlarıyla ilgilidir. Biz kamu alanlarını kullanamıyoruz. Biz parkları kullanamıyoruz, biz camileri kullanamıyoruz. Şanlıurfa’da yüzlerce cami vardır ama bize uygun değil, sadece bir tane var müftülüğün yanında. Bizim birebir görüşmemizde onu önümüze sürüyorlar; işte müftülüğün yanındaki cami engelliye uygun. Tabi Karaköprü’deki bir engelli kardeşimiz namaz saati geldiğinde kalkıp oraya gitmesi gerekiyor tekrar buraya gelecek, yetiştiği gibi bir daha dönmesi gerekiyor. Önümüze hep bahaneler sürülüyor. Biz artık bu bahaneleri kabul etmiyoruz. Çünkü hükümetimiz 2005 yılında 5308 sayılı engelliler kanununu çıkardı. İlk başta 7 yıl zaman dilimi verildi kamu kurumlarına. Tüm kurumların engellilere uygun haline gelmesi için 7 yıl yetmedi, 3 yıl daha ertelendi. 2015 7.ayın 12’sinde bu günleri doldu. Şimdi artık bahaneleri kalmadı ama şöyle bir bahaneleri bu defa; kurumlar Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı sıkıştırmaya başladı. Hani yapmadılar diye. Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı da nasıl olduysa kanunu bir kenara itip kendi genelgeleriyle kanunun üstüne çıkmaya başladı. Şimdi biz burada Aile Sosyal Politikalar Kurumuyla yaptığımız yazışmalar sonucu baktık aşamayacağız, konuyu bu sorun için ombudsmana başvuru yaptık. Onlarda Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’yla görüşmüşler. En geç önümüzdeki hafta içi yayınlanmış olan tüm genelgeler iptal edilecek. Yeni bir genelde yayınlacak eski genelgelerin iptal edildiğine dair biz de artık davalara başlayacağız. Camiler olsun belediye olsun kamu kurumları olsun bu konuda Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı sıkıştırıp cezalar kestirmeye başlayacağız. Tabi bu arada engelli kardeşlerimiz olarak biz dilekçe vereceğiz. Bu dilekçelerin cevapları 2 ay içerisinde bize iletilmezse veya gerekli çalışma yapılmazsa direkt olarak bireysel tazminat davalarına başlayacağız.

Engelliler olarak herhangi bir yere gittiğinizde ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz, ne gibi zorluklar çıkıyor önünüze?

Dışarı çıkamıyoruz dört duvar arasındayız. Şöyle bir şey aslında Büyükşehir Belediyesi’nin engellilere yönelik çok güzel bir çalışması oldu. Engelli birimini kurdular merkezi de açıldı. Ama şöyle yapılıyor orada engelli aracı var, sokağa çıkarmadan, sosyal hayata katmadan, insanlara göstermeden bir mahkum gibi arabaya bindiriyor getiriyor. Kendi merkezinde 3-5 saat zaman geçirtiyor tekrar arabasına bindirip kapısına bırakıyor. Aslında yapılan çok büyük bir yanlıştır, çok büyük bir hakarettir. Siz bir şehirde söz sahibi olacaksınız ve o birimle ilgili başta olacaksınız ve o birimle ilgili hiç bir şey yapmayacaksınız, sadece yaptığınız incik boncuğu millete gösterip işte biz engellilere hizmet ediyoruz diyorsunuz. Ama öyle bir şey yok sonuçta ben parkları kullanamıyorum, sonuçta ben kaldırımları kullanamıyorum, sonuçta ben camileri kullanamıyorum yani sosyal hayatın hiçbir alanını kullanamıyorum. Ben hapiste değilim ama hapis hayatı yaşayan bir insanım. Bunun sadece bireysel olarak kendi üzerimize değil beraber bu kaderi yaşadığım insanların tümü bu olaydan muzdariptir. Yani bir yerde bu işe dur denilmesi gerekiyor. Evet, Şanlıurfa’da çok güzel projeler yapılıyor, gelişen bir şehir ama diğer taraftan da yapılan işler eksik yapılıyor, kanuna uygun yapılmıyor, standartlara uygun yapılmıyor. Şimdi bu olduğu zaman tabi ki siz Şanlıurfa’da bulunan binlerce on binlerce engelliyi evine mahkum etmiş oluyorsunuz. 3-5 araçla ne kadar o engelliye hizmet edebilirsiniz ki? Onu da bir zahmet durup düşünsünler. Bugün kısacası bir şey söylüyorum Urfalı bir engelli kardeşimiz Urfa’nın tamamını söylüyorum bir tane engelli tuvaleti yoktur. Olan varsa da uygun değildir. Düşünebiliyor musunuz, tekerlekli sandalye kullanıyor, hasbelkader bugün biriyle çarşıya çıktı ama eve dönene kadar kendini pisliyor. Böyle bir zihniyet olabilir mi? Böyle bir düşünce olabilir mi? Sadece 3 Aralıkta veya 6 Mayıs Engeliler Haftası’nda gelip ben sizleri seviyorum demekle olmaz. Beni sevme kardeşim, ben seni sevmiyorum. Benim seni sevme gibi bir şeyim yok çünkü bana hizmet etmiyorsun. Çünkü ben bu ülkenin bir bireyiyim, bu memleketim çocuğuyum ama beni dört duvar arasına hapis ediyorsun. Bu söylediklerim sadece bir belediye başkanı için değil tüm kamu kurumlarında bizleri idare eden tüm insanlaradır,  bu Milli Eğitim’edir.  Bugün bizim 5-6 yaşlarında engelli kardeşlerimiz var. Ama eğitimde muaftır, okula gidemiyor. Bir insanın ayakları yok beyni var. Ayakları yok diye bir insan nasıl okula gitmezlik yapabilir ki? Sizler nasıl eğitimcisiniz ki vicdanınız buna tahammül ediyor. Bugün mutlaka bir evladınız mı olması mı gerekiyor öyle? Bunu mu bizden istiyorsunuz? Bunu mu talep ediyorsunuz. Oturdunuz yerde evladınız bizim gibi olsaydı mı diyelim? Bunu söylemek istemiyoruz. Tabi şunu söylüyoruz; engelli olmayı Allah herkese nasip etmez. Ama sizler bizleri engelliyorsunuz, bizler engelli değiliz ki. Biz hayatın her yerinde varız. Bizden doktor da çıkar, bizden mühendis de çıkar, bizden avukat da çıkar. Bizde sadece uzuv eksikliği var, beyin eksikliği yok ki böyle bir şey olabilir mi? Kendi rahatınıza, kendi keyfinize bakıyorsunuz ama düşkün olan bir grubu da öteliyorsunuz. Bu gruba reklam amaçlı yılda 1 veya 2 defa sizleri seviyoruz diyorsunuz. Bizim sizin sevginize ihtiyacımız yok. Bizim sadece Şanlıurfa’da bireylerin ihtiyaçlarını nasıl gideriyorsanız her konuda kendi kurumunuzda kendi evinizde yapılan binalarda yeni yapılan yerlerde bizimkilerine de gidelim. Sadece bizim sizden talebimiz kendi görevinizi yapın, yasaları uygulayın, kimseyi kayırmayın. Bugün yeni binalar yapılıyordur ama denetleyen bir Allah’ın kulu yoktur. Sözde rampa yapıyorlar, ismi rampa ama uzaya mekik fırlatılacak bir yer. Rampa yani böyle bir şey olabilir mi? Biz artık bir yerden sonra bu işe dur diyoruz. Susmak belli bir yere kadardır ama bu saatten sonra susmak yoktur. Yalnız da kalsak 1 kişi de kalsak 5 kişi de kalsak biz bu işin peşini bırakmayacağız. Tabi ki biz iğneyi de kendimize batırmamız gerekiyor. Diğer STK başkanlarına sesleniyorum, özellikle engelli STK başkanlarına sesleniyorum; bir vali görsün diye, bir bakan geldiğinde görsün diye STK başkanlığı yapmıyorsunuz. Sadece koltuk sevdasına düşmüşsünüz, ben başkanım diye bu şehirde geçiniyorsunuz. Eğer bu işin yükünü omuzlamışsanız, bunun vebali boynumuza olduğu kadar sizin de boynunuzadır. Susan dilsiz şeytandır. Biz susmayacağız, sizin de susmanızı talep etmiyoruz, tavsiye de etmiyoruz. Biz sokaklarda aynı kaderi paylaşıyoruz ama hiçbir yeri kullanamıyoruz.

Normal dışarı çıktığınızda İnsanları size bakışı nasıl? Herhangi bir kafeye, bir yere gittiğinizde size nasıl bir yaklaşım var?

Tabi ki bundan 5 ile 7 yıl önceki zihniyetle şimdiki zihniyet çok farklı bir şeydir. Bu da sağ olsun dönemin hükümetlerinin çıkardığı yasalarla biraz daha gündeme gelen bir şey oldu. Ama yine yaşamıyor muyuz yaşıyoruz. Bir şey anlatayım, benim 3-4 tane misafirim vardı Urfa’ya gelmişlerdi birlikte bir lokantaya girdik oturduk. Onlar sağlıklıydı bir ben tekerlekli sandalyedeydim, sağ olsun garson arkadaşımız onlara ne yerseniz diye sordu döndü bana baktı sonra onlara döndü ve arkadaş ne yer dedi. Bana sorma gereği duymadı. Çünkü ben sakat bir insanım. Bende biraz saman biraz arpa karıştır getir ben onu yiyeyim dedim. Bu bireysel bir olaydır ama hakikaten insanların bize bakış açısı çok farklı. Bir kafeye girmemiz gerekiyor giremiyoruz. Bugün Karaköprü 35 yol dediğimiz yerde onlarca kafe vardır onlarca lokanta vardır bunların içinde 1 bilemediniz 2 tanesine girebiliyoruz. Onun dışında yazılar yazmamıza rağmen topu birbirine atıyorlar. Karaköprü Belediyesi’ne yazıyorsun, yol üstü bana ait değil Büyükşehir Belediyesi’ne ait, Büyükşehir Belediyesi’ne yazıyorsun diyor ki Karaköprü Fen İşleri’nin uğraşması gerekiyor. Aslında şöyle bir şey var, kanunen bir yer açtığınızda engelliye uygun olmak zorunda. Orada o ruhsatı veren adam suçludur, o onayı veren adam da suçludur. Çünkü niye, sen ruhsatını vereceğin zaman denetlemek zorundasın. Eğer bunu denetlemiyorsan olay bitmiştir. Bunu bir yerde başta olan insanların uygulaması gerekiyor, bunun peşine düşmesi gerekiyor. Ben başımdan geçen bir olay daha anlatayım. Hemen Karaköprü Belediyesi’nin önünde köşede yolun ağzında Diyarbakır yolu üzerinde bir lokanta var. Orası tadilattan geçti yaklaşık bundan 3-4 ay önce. Oraya bir engelli rampası yapmışlar. Allah rızası için vicdanı olan herkes gidip baksın ben yapıldığında ordaydım orayı yapan mühendisle görüştüm dedim ki bu rampadan sen çıkabilir misin? Ben direksiyonda olduğum için benim engelli olduğumu bilmiyordu. Döndü dedi ki yahu belediyeler bana demiş ki sadece görüntüsü olsun, o zaman niye yapıyorsun kardeşim, böyle bir mantık olabilir mi? Böyle bir zihniyet olabilir mi? Eğer bir şey yapıyorsak hakkını veremiyorsak bunu vebalini diğer tarafta nasıl vereceğiz. Bazen diyorlar ki hakkınızı helal edin vallahi helal etmiyoruz, etmeyeceğiz de. Bu tarafta belki elimizde bir şey gelmiyor sadece konuşuyoruz ama öbür tarafta herkes eşittir. O zaman bu haklar alınacak işte burası 50-60-70 yıldır ben 40 yaşına geldim 10 yıl var mıyız yok muyuz? Peki, öbür tarafta nereye kaçacaksınız? Bugün Şanlıurfa’da binlerce on binlerce engelli var bunları tek tek bulup nasıl haklarını helal etmelerini istiyorsunuz. Böyle bir zihniyet var mı? Yeri geldiğinde biz Müslüman’ız diyoruz. İslamiyet’e beni kabul etmiyorlar kardeşim ben Müslüman’ım diyorum, bugün İl Müftülüğü beni Müslüman diye kabul etmiyor. Benim Camiye gitmemi engelliyor, benim abdest almamı engelliyor. Peki, siz hangi Allah’a dua ediyorsunuz? Allah İnsana hizmet et demiş. Sen bana hizmet etmiyorsun ben Müslümanım diyorsun, ben alimim diyorsun nerenin kimin?  İslamiyet’te böyle bir şey yok ki. Bugün Şanlurfa’da bugün yüzlerce cami var, bir cami uygun olmaz mı? Ve bahaneleri camiler Müftülüğe bağlı değil vakıftır veya dernektir. O zaman sen camilere niye görevlendirme yapıyorsun? Benim verdiğim vergiyle sen hangi hakla orada görevlendirme yapıyorsun? Cami bizim değil böyle bir zihniyet olabilir mi? Bugün Harran Üniversitesi’ni ele alalım. Bu raporu 10 arkadaş gece gündüz çalışarak hazırladık. Üniversitenin tamamını tekerlekli sandalyeyle dolaştık, elimizde metreler üniversitenin ölçümünü yapıyoruz. 1 yıl oldu. Basın açıklaması yapacağım zaman beni arayıp basın açıklaması yapma bunu kaldıralım. Birebir konuştuğumuzda da genel sekreterliğin bana söylediği ne kadar para istiyorsanız verelim o raporu yok sayalım. Ben ücret için bu işi yapmıyorum ki ben ücret için yaparsam gelip bir SGK ile uğraşmam ben gider kendi işimde olurum. Bugün Harran Üniversitesi’nin içerisinde doğru düzgün bir tane tuvalet yok koskoca üniversitede bir tane engelli tuvaleti var, başka bir yerde yok, düzgün bir rampası yok. Orası bir bilim yuvası bir ilim yuvasıdır. Beni eğitecek yer orasıdır ama ben orayı kullanamıyorum. Bugün Şanlıurfa Milli Eğitimi’ni ele alalım. Şanlıurfa’da bulunan yüzlerce okul var, eski okullardan hangi okul düzgündür engelliye uygundur? Hangi okullarda engelliye uygun standartlarda engelli lavabosu vardır. Böyle bir şey var mıdır? Beni cahil bırakıyorsun. Sokaklarda dilenci diye benle dalga geçiyorsun, bunu başıma getiren sizlersiniz. O koltuk sahipleridir O koltuklarda oturan o koltuklarda kıpırdamayan insanlardır. Bizi engelleyen sizlersiniz başka hiç kimse değil. Bizim başımıza gelen olay Allah’tan gelmiştir biz buna kabulleniyoruz ama sizin yaptıklarınız değil. Bugün Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı oturup bir yerde ben Şanlıurfa’da 12 bin tane engelliye evde bakım ödüyorum diyebilir göğsünü gere gere, diyor da zaten. Peki, senin maaş ödediğin adamı dört duvar arasına koyduğun zaman sen tamamını altına çevirsen ne yazar? İnsanların sosyal hayatın içine çıkmaması için çaba gösteriyorsun böle bir zihniyet var mıdır? Konuştuğumuz zaman bize dönüp diyorlar ki yahu ağır konuştun diyorlar, biz küfür etmiyoruz arkadaşlar biz hakkımızı istiyoruz. Biz sadece insan olduğumuzu size anlatmaya çalışıyoruz. Allah’ın verdiği bir canı bir ruhu size anlatmaya çalışıyoruz. Bu da sizin zihniyetiniz aslında, bu bizim ayıbımız değil sizin ayıbınız. Fark etmiyor birinin evlatlarıyız, birinin yeğeniyiz. O koltuklar sizi kurtaramaz. Biz bu memleketin çocuklarıyız ama bizi engelleyen emin olun ki o koltuk sahipleridir. O koltuklar size cehenneme giden yolun taşlarını döşeyecek çünkü biz hakkımızı helal etmiyoruz.

Sizin engellilerle ilgili sorunların çözüm önerileriniz nelerdir?

Bu konuyla ilgili elimizi değil bedenimizin tamamını bu işe koymalıyız. Örneği de burada, Harran Üniversitesi 15 gün boyunca 5-6 arkadaşımızla sabah saat 8’de evden çıkarak akşam 5’e kadar üniversitenin tüm binalarını kontrol ettik. Bizim amacımız bağcıyı dökmek değil bizim amacımız üzüm yemektir. Biz bu hayatı yaşayan insanlarız. Hangi kurum hangi kuruluş bize öyle bir teklifle gelirse, derse ki kardeşim benim binamda engelliye uygun bir şeyler yapmak istiyorum, gönüllü olarak gidip hizmet etmeye razıyız. Kendilerine raporları sunarız orada ne yapılması gerektiğini tek tek söyleriz. Bunun için insanın bir defa oturup vicdanen düşünmesi gerekiyor benim bu işi yapmam gerekiyor demesi lazım. Dediğim gibi her konuda her şekliyle nasıl yapılması gerekiyorsa, nasıl edilmesi gerekiyorsa biz o konu da bende ve arkadaşlarım gönüllü olarak varız. Üniversite bu konuda teklif etmişti parasız gidip kendilerine gece gündüz çalışmaya razıyız. Önerimiz bir an önce kendi binalarıyla, kendi kurumlarıyla, yollarla, kaldırımlarla, üst geçitlerle, camilerle, Milli Eğitim’in okullarıyla ilgili raporlamalar yapılması ve bir yol çizilmesi gerekiyor. Hani bazen şöyle diyorlar bir yerde engel varsa arayın yapalım. Kardeşim Urfa’nın her yeri engel, ben hangi birini söyleyeyim. Hakikaten bir şeyler yapmaksa buyur gel, biz yaşadığımız hayatta size nasıl olması gerektiğini söyleyelim ve bunun rapor halinde size sunalım. Benim burada ricam 3 tane ilçe belediye başkanımıza, büyükşehir belediye başkanımıza, kaymakamımıza, valimize bu işin altına elinizi koyun artık. Siz o koltuklarda oturuyorsunuz bize hizmet etmek için gelin beraber hizmet edelim. Hiçbir STK’ya para ödemeyin, Hiç bir STK’ya destekte bulunmayın ama hizmet konusunda her STK’dan destek alın.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Biz Şanlıurfa Omurilik İstihdam Derneği olarak Avrupa Birliği Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde Şanlıurfa Valiliğinin himayesinde 174 euro’luk bir proje yürütüyoruz. Çokta güzel çalışmalar yapıyoruz, Yaklaşık 117 tane proje kapsamında 117 tane engelli arkadaşımız eğitim alıyor 7 tane çalışanımız var. İlk başta da söylediğim gibi burada çıkan tüm malzeme fakir fukaraya gidiyor, aslında satışı da yapılabilir ama bizim amacımız burada para kazanmak değil insanlara hizmet etmektir. Biz Şanlıurfa Omurilik İstihdam Derneği olarak arkadaşların tamamı olarak tüm kamu kumu kuruluşların belediyelerin, camilerin hizmetindeyiz bizim yapmamız gereken bir şey varsa kapımız her zaman açıktır kendilerini bekliyoruz.

Röportaj: Mustafa PAYIK/İPEKYOL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.