“Dünyanızı genişletiniz...

Dünyalar içinde dünyalar, dünyalar dışında dünyalar,

dünyalar ötesinde dünyalar vardır…

Bu dünyaların anahtarları ise ruhumuzda gizli.

'Ben bir gizli hazineydim bilinmek istedim insanı yarattım' diyen kutlu söz,

insan ruhundan başlayarak mutlak âleme giden bu sonsuz dünyalara işaret ediyor...

Ruhun dünyası sonsuzca geniştir. Yeter ki, insan o dünyalara varmasını bilsin...”

(Sezai Karakoç; Makamda)

“Pencereye koştum kızıl kıyamet” Böyle diyordu, ‘Çile’ şairi. Her taraf karanlık, zifiri karanlık; ruhumuz daralıyor, sıkılıyoruz, bunalıyoruz, eziliyoruz. Ne yana baksak, hangi tarafa yönelsek karamsar tablolarla karşılaşıyoruz. Ürküyoruz, içinden geçtiğimiz günler korkutuyor bizi, yaşadığımız günler, yaşanan süreç umutlarımızı vuruyor, huzursuz kılıyor bizi, yarına dair, güzele dair, iyiye dair beklentilerimize kast ediyor. An/ımızın an/lamsızlığında canımız sıkılıyor. Ruh yorgunluğu yaşıyoruz. İnsan her geçen gün daha fazla huzursuz daha fazla yalnız… Dünya ve insan her zamankinden daha fazla yorgun ve bezgindir bugün.

Güzelliği öteliyoruz, iyiliği, hayattan lezzet almayı öteliyoruz. Zevk-i selimi öteliyoruz, Kalb-i selimi, akl-ı selimi, huzuru, ahengi öteliyoruz. Hayatı öteliyoruz, ölüm buluyor hayat, ölüme bulanıyor, ölüme bulaştırıyoruz hayatı, ölümün eline terk ediyoruz... Sahi nereye gidiyoruz. Aşkın bir hayatın bize sunduğu güzellikleri görmezden geliyoruz. Yoruluyoruz, ruhlarımız yara alıyor. Uzaklaşıyoruz; gönlümüzden uzaklaşıyoruz, kalbimizden uzaklaşıyoruz, kendimizden uzaklaşıyoruz. Âleme sığmıyoruz, dünya milyarlarca insanı içine almışken insan bir dünya ile yetinmiyor. Hep daha fazlasını istiyor, istemenin cazibesinden kurtulamıyor. Tüketiyoruz; yaşamı tüketiyoruz, zamanı tüketiyoruz, hali tüketiyoruz, düşünceyi tüketiyoruz, anı tüketiyoruz… Elimizin değdiği her şeyi öldürüyoruz; yokluğa, boşluğa, huzursuzluğa, mutsuzluğa mahkûm ediyoruz. Ruhumuzu yoruyoruz.

Önce ruhu düşer insanın, ruhu düşünce insanın kendisi düşer, insanlığı düşer, insanlık düşer. Her yok oluş ruhun ölümü ile gerçekleşir. Onun için ruhun dirilişi gerçekleşmelidir. Varlıktan varoluşa ruhun dirilişi ile ulaşıla bilinir. Ve madem insan için yok başka bir yol, ruhun açlığını gidermek zorundadır. Çağın insanı, çağın ağları arasında ruhunu yitirmiştir. Ruhundan habersiz bir şekilde bocalamaktadır. İnsanlığı, düşmüş olduğu cehennemi çıkmazdan kurtaracak yegâne yol ruhun dirilişi olacaktır.

Evet, bir yanda ruh yorgunluğu, ruhu yorgun olanlar; öte yanda derde deva sadra şifa ve ruh yorgunluğuna panzehir; ruhun dirilişi ve ruhunu diri tutmaya çalışanlar. Ya da ruhunu doyuranlar ve ruhunu aç bırakanlar. Nerede duruyorsunuz, hangi tarafındayız ruhun; dirilen tarafında mı yorulan tarafında mı? Ruhun yorgunluğunun da ruhun dirilişinin de sebebi uzaklarda değil aslında çok yakınımızda, yanı başımızda, içimizde… Mesele hangi ruha ulaşmak istediğinizde, yok yok, mesele hangi ruha doğru bir gayret ortaya koyduğumuzda.

Sahi besliyor musunuz ruhunuzu, açlıktan nasıl kıvranıyor ruhunuz, farkında mısınız? Ruhu beslemek, ruh-u selime ulaşabilmek, bedenimizin, kendimizin, insanlığımızın ve dünyamızın Hayy’at bulabilmesi ruhu beslemek ile mümkün olabilecektir. Dünyanın yorgunluğunda ve tükenmişliğinde bizi ruhun dirilişine ulaştıracak yol, ruhu beslemekten geçecektir. İnsan ruh yorgunluğundan ancak ruhunu dirilterek kurtulabilecektir. Bu bağlamda ruhun dirilişi; insanın yüklenmiş olduğu mükellefiyetin ve de taşımış olduğu mensubiyetin, kendisine yüklemiş olduğu mesuliyete uygun bir hayat görüşü, dahası bir hayat duruşu ile mümkün olacaktır.  Çağın fırtınalarından, bizi kurtaracak olan, bizi Nuh’un gemisinde kılacak olan yol budur. Gönülde ve ruhta ruhun sahibi ile olabilmek.

Ey insan! Dirilt ruhunu, yaklaş Rabbine, yeter kaçtığın Allah’tan, yeter uzaklaştığın. Bak Nuh’un gemisi bekliyor seni, tufandan kurtulabilmek için, selden, borandan, dünyanın felaketlerinden korunabilmek için yok başka yolun. Gemiye binmeye bak, kuyudan çıkmaya bak, kurtul karanlıklardan sabaha ulaşmaya bak! Dön ruhuna, dön kendine, dön insanlığa ve insanlığına. Dön Rabbine… Unutma hayat bize sunulan bir bağış. Ve bizim yaşamın çukurluklarından ve girdaplarından kurtulabilmemiz, yorgun, yılgın insanların dünyasından silkinip dışarı çıkabilmemiz, ruh yorgunluğundan kurtulabilmemiz gerekiyor. Hayatta kalabilmek için, hayatla kalabilmek için, hayat bulabilmek için, ruhumuzu yoran ve yaralayan her ne var ise uzaklaşarak yönümüzü ruha ve gönle çevirmekten, ruhu ve gönlü beslemekten geçecektir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.