Bir kaç arkadaşımın öğlen yemeği için “çok nezih” bir mekân olarak anlattığı ve benimde gitmem için ısrar etmesi, üzerine bahse konu lokantaya çaresiz kalıp gittim. Zira lokanta veya benzeri yiyecek mekânlarına, çok temiz olduğu konusunda en küçük bir şüphem dahi olsa gitmediğimi ve yemek yemediğimi, Bu yüzden çoğu zaman arkadaşlarımın davetini geri çevirdiğimi ve seçici davrandığımı arkadaşlarım bilirler.

Yaklaştıkça yoğun bir Izgara et kokusu geliyordu. Zaten insanları cezbeden de çoğu zaman bu kokudur. İnsanların aç olduğu saatlerde yemek kokusu ve hele hele ızgara et kokusu temizlik ve sağlık gibi kavram ve düşünceleri ikinci plana atar. Gittiğimiz yer ilk bakışta güzel bir ocak başı et lokantası görünümündeydi. Burada sulu yemekler yapılmıyor sadece ızgara çeşitleri vardı.  Aç olan insanları cezbeden ızgara et kokusu birçok olumsuzluğun üzerini örter. Zaten birçok kebapçı insanların bu yönünden faydalanmak için yemek saatlerinde kebap ocağını caddeye veya sokağa kurar ve arada sırada ateşin içine bir parça iç yağı veya kuyruk yağı atarak yoğun bir dumanın çıkmasını sağlar.

 Belki de “algının seçiciliği” olarak adlandırılabilecek bir durum ile başkalarına “nezih” gibi görünen o mekânda benim dikkatimi çeken bir çok olumsuz durumun olduğunu söyleyebilirim, şöyle ki; Ocak başında kebap pişiren zatın üzerindeki üniformanın rengi pek belli değildi. Uzun süreli et ve isot pişirmekten ellerinin simsiyah bir renk aldığı yoğun dumana rağmen rahatlıkla seçilebiliyordu. Alnındaki boncuk boncuk terleri boynuna attığı ve yine ne renk olduğu konusunda açık bahis bile açılabilecek bir havlu mu yoksa eski bir çamaşır mı veya bir minder yüzü mü olduğu belli olmayan bir bez parçası ile arada sırada silip hiç olmasa kendi vücudunun bir nebze de olsa rahatlamasını sağlıyordu. Bakışları ile muzaffer bir kumandan edası vardı. Zira dudağının kenarına yerleştirdiği sigarasının dumanı kebap dumanı ile bir olup gözlerini yakınca başını gururla sağa sola çevirip hamleler yapıyor, bu arada sigarasının uzayan külleri de, pişen etleri dürüm yapmak için hazırladığı ve önüne serdiği ekmeklerin üzerine dökülüyordu. Yine dumandan olsa gerek akmaya çalışan burnunu elinin içiyle aşağıdan yukarıya doğru bir “burun silme” operasyonundan sonra muhtemelen ıslanan avucunun içini de hem önlük hem üniforma olarak kullandığı üzerindeki giysi ile bir güzel siliyordu. Hatta bir ara tırnaklarıyla dişlerinin arasını bile karıştırdı desem belki de “hadi be bu kadar da olur mu? “ diyecek birçok kişi olur ama evet o hareketi de yaptı hem de defalarca. Bütün bu olanlar başkalarının da dikkatini çek ti mi bilmiyorum ama bu manzara karşısında ciddi olarak gerilmiştim.

 Bu arada gelenler küçük masaların etrafındaki küçük iskemlelere oturup garson statüsündeki zevatın gelip siparişlerini almasını bekliyordu. Bu arada herkesin önüne konulmuş küçük bir doğrama tahtası ve küçük bir bıçağın ne işe yaradığını sanırım söylememe gerek yok da, o tahta ve bıçağın ne durumda olduğunu da söylememe gerek olup olmadığı endişesi içindeyim. Az önce yemeğini bitirmiş bir müşterinin kalkması üzerine, soğan, maydanoz, nane gibi zerzevat doğramada kullandığı mezkûr edevat görevlilerin “temizlik bezi” ile silmesi ile yetinip yeni oturan müşterinin kullanımına sunması dikkatlerden kaçmıyordu. Zira “temizlik” bezinin temiz olmaması söz konusudur. Berbat bir bezle bıçağın ve doğrama tahtasının silinmesi doğrusu “nezih” bir mekâna yakışmıyordu. Ayrıca yerlerin hali de içler acısı denilebilirdi. Damlayan yağlar, sakatat parçaları, soğan kabukları, maydanoz artıkları, hatta ekmeğin yenmeyen parçaları bile masaların altındaki yerlerini almıştı. Kelimenin tam anlamıyla sağlığa uygunluk ve temizlik açısından “hezimet” sayılacak bir durum vardı. Bu arada arkadaşlarla da mekânın hijyeni konusunda sohbet etmeye başlamıştık. Bu arada yanımıza yaklaşan işyerine ait kişilerden biri konuşmamızı duyduğunu söyledi ve davam etti.

“Belki farkında değilsiniz ama biz burada en fazla hijyene önem veririz…”

Bu cümle bir süre kulaklarımda yankılandı. Ne diyeceğimi şaşırdım. Her şey şaka gibiydi. Kısa bir telaştan sonra iç dünyamda toparlandım ve anladım ki “hijyen” anlayışlarımız oldukça farklı. Lezzetli olsun gerisi önemli değil anlayışı hâkimdir genelde.  Doğrusu insanların sağlık ve lezzet yan yana konulduğunda yemek ve lezzet tercih edenlerin ürkütücü bir boyutta olmaları durumu söz konusudur.

Daha önce başka yazılarımda değinmiştim ama yine de yazma ihtiyacı duyuyorum:

“Lokanta, pastane, çay ocağı, fırın, gibi yiyecek ve içecek hizmeti sunulan mekânlarda insanlar, yemekten ve yemekten alacağı lezzetten önce hijyen ve temizliği arzu eder. Yiyecek ve içecek üretiminde çalışan kişilerin üretim sürecinde yaptıkları her iş insanların sağlığına direkt müdahale anlamına gelir. Bu müdahale olumlu veya olumsuz olması üreticilerin kontrolü ile mümkündür. Zira Hijyen ve temizliğin göz ardı edilmesi insan sağlığının hiçe sayılması ve hatta ölüme götüren bir sürecin oluşturulması ve bu sürece hizmet edilmesi anlamına gelebilir.

Teknolojik gelişmeler, temizlik malzemelerindeki çeşitlilik, bolluk ve bu malzemelerin ve teknolojilerin ekonomik oluşunun yanında sağlığa uygun olmayan davranış ve fiillerin yapılması ve temizliğin göz ardı edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Zira Yaşam kalitesinin arttırılması için temizlik ve sağlığa uygunluk yönünde beslenme alanındaki hizmetlerin daha da iyi olması beklenir. Amaç, sağlıklı gıda tüketiminin sağlanmasıdır. Sağlıklı gıda ise; besin değeri korunmuş, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan temiz olan, hiç bir şekilde bozulmaya uğramamış gıda maddesi olarak tanımlanabilir. Burada önemli olan Tüketime sunulan gıdanın ne denli sağlıklı olduğudur. Bunu anlayabilmek için kontrollerin ve denetlemelerin aksatılmadan, atlatılmadan ve ihmal edilmeden yapılmasıdır. Yasal kontrol kuruluşlarının yanında en iyi denetleyici, bilinçli olmak şartıyla tüketicilerin kendisi olarak da düşünülebilir. Özellikle temizlik ve sağlığa uygunluk konularında gördükleri aksaklıklar konusunda iş yeri sahibini veya üretici durumundaki kişileri uyarmaları veya bazı müeyyideler uygulamaları daha etkili olur. Mesela bir lokantada sağlık açısından uygun olmayan bir ortamda sağlıksız gıdalar yemek zorunda bırakılmaları durumunda bir daha bu lokantaya gelmeyerek bir tepki göstermeleri işletme sahibini müşteri kaybetme endişesi içine koyacağından, aksamaların giderilmesinde bazı çabalara sevk edeceği düşünülebilir. Ancak esas tehlike insanların olumsuz durumlara rıza göstermesi ve olumsuz durumları olumlu gibi göstermeleridir. Sağlıksız bir şekilde yiyecek hazırlayan kişileri ve mekânlarını temiz ve nezih göstermek esas tehlikeli noktadır diye düşünüyorum…

Afiyette kalın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet 1 ay önce

Kalemine kuvvet, diline sağlık. Bizi gıda sağlığı ve hijyeni konusunda sydınlattınız. Yaptığınız tasvirler o kadar canlı ki kendimizi de beraber o mekanda hissettik. Bundan sonra biz de ocakçı dahil, tüm personellerin hareketlerini , mekanı... farklı bir gözle görmeye çalışacağız. Allah razı olsun.

banner8

banner6