En yırtıcı, en vahşî yaratıkların bile elinden el-eman ettiği ve kaçacak delik aradığı insan, gözle görülemeyen virüs tehdidi karşısında acze düşmüş, bu kez kendisi saklanacak delik aramaya koyulmuş ve evinden çıkmamaya mahkûm edilmiştir. Bütün yeryüzünde büyük bir şaşkınlık yaşanmaktadır. Her ülkeden bilim insanları hummalı bir çalışma içine girmişlerdir. Kimisi koruyucu aşısını bulmak,  kimisi de bu salgını tedavi edecek yahut acilen ölümleri durduracak bir ilaç bulma arayışı ve çabası içindedirler. Din insanları da kendi alanları ile ilgili faaliyet yürütüyorlar. Öğüt vermekle, dua tavsiye etmekle, gerçekten kendilerine göre kurtuluş için samimi olarak katkı sunmaya çalışıyorlar.

Kimi insanlar her gün binlerce insanın ölümünü görmezden gelerek devletçe alınan korunma tedbirlerini uygulamamakta direnirken, bir kısım insanlar da deve kuşu misali başını kuma sokarak kendini saklamaya ve işi geçiştirmeye çalışıyor. Kimileri de işi magazin ve şova dönüştürerek eğlenmeyi tercih ediyor.

Din görevlilerinin bir etkinliği olarak ezanlardan sonra ve özellikle yatsı ezanından sonra minarelerden yükselen duaların ve tekbirlerin de halkın bozulan psikolojisini tamir etmede faydalı olduğu inkâr edilemez. Her birimizde kul olduğumuzu, gururu, kibri bırakıp Allah’a yalvaramak ve yakarmak gerektiği hissini tazelendirerek dua etmeyi hatırlatması bakımından da olumlu bir faaliyettir. Ancak müminler bununla yetinmemeli, “nasıl olsa hocalar dua ediyor” şeklinde düşünmemelidirler. Minareden yapılan duaların aslında dua hatırlatması olduğu bilinciyle herkes bireysel olarak kendi özelinde de dua etmelidir.

Musibet zamanında, salgın günlerinde her bir müslümanın bizzat kendi yapacağı ve sünnette de yer alan bir dua uygulaması vardır. O da Kunut duasıdır. Her gün Şafiîlerin sabah namazında, Hanefilerin de vitir namazında okuduğu kunut duasını diğer namazlarda da okumak şeklindeki uygulamadır. Kişisel ve münferit olduğu için hem okuyan herkese dua etme hazzı yaşatır, manevi tatmin ve ferahlık sağlar hem de riya (gösteriş) riskinden uzaktır.

Hicretin dördüncü yılında irşad için gönderilen hafız ve kurra yetmiş sahabinin Bi’r-i Mâune denilen yerde pusuya düşürülüp şehit edilmeleri üzerine Peygamber (a.s.v.) bir ay boyunca her farz namazın son rekâtında Kunut duası okumuştur. Peygamber (a.s.v.)’e bu kadar üzüntü yaşatan bu olay İslam tarihinde Bi’r-i Mâune Faciası olarak bilinmektedir. Müçtehid âlimler Peygamberimizin (a.s.v.) bu uygulamasını delil alarak afet ve musibet zamanlarında farz namazlarda Kunut Duası okumanın sünnet olduğuna hükmetmişlerdir.

Sahabeden Enes bin Malik ( r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Resulullah (s.a.v.) kurra hafızlar öldürüldüğü zaman bir ay farz namazlarda Kunut okudu. Resulullah (s.a.v.)’in hiçbir şekilde bu olaydan daha fazla üzüldüğünü asla görmedim.” (Buhari, Cenaiz, 41.)

Peygamber (ASV)’ın musibet zamanında bütün namazlarda kunut okuması bununla sınırlı değildir. Hicretin yedinci yılında, Mekke’de esir tutulan ve hicret edemeyen sahabiler için de bir ay süreyle tüm namazlarda kunut duası okuduğu rivayet edilmiştir. Onlar kurtulup medineye geldiklerinde bu şekilde kunut okumayı bırakmıştır. Bunun nedenini soranlara, “Haklarında dua ettiklerimin geldiklerini görmüyor musunuz?” buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 39.)

Kunut duasının musibet, salgın gibi tüm Müslümanları tedirgin eden, üzücü durumlarda, süregelen okuma dışında da okunabileceği konusunda ittifak olmakla beraber Hangi namazlarda nasıl okunacağı hususunda mezhepler iki farklı görüşe sahiptirler.

Birisi: Kunut duası her gün vitir namazının üçüncü rek’atinde rukudan önce okunur. Ancak musibet, bela ve salgın zamanında buna ek olarak her gün sabah namazında okumak müstehabdır. Bu, Hanefi ve Hanbelî âlimlerinin görüşüdür. Onlara göre Peygamber (a.s.v.) sadece musibet zamanında sabah namazında okumuş sonra terk etmiştir. Bazı Hanefi âlimleri, musibet zamanında okunacak kunut’un Şafiiler gibi ruku’dan sonra okunması gerektiği görüşünde iseler de Hanefîlerin çoğunluğu ruku’dan önce okunması gerektiği görüşündedirler.

Diğer görüş ise: Şafiî mezhebini görüşüdür. Her gün sabah namazının farzının ikinci rekatinde ruku’dan sonra okunan kunut duası, musibet, bela veya salgın zamanında beş vakit farz namazların hepsinin son rekatlerinde ruku’dan kalktıktan sonra okunur.  Bu görüşlerine, “Hz. Peygamber (a.s.v.) ) bir ay aralıksız olarak öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarında, her namazın sonuncu rekatında: "Semiallahu limen hamideh" deyince kunut yaptı..” (Ebu Davud, Salât, 345.) rivayetini delil almışlardır. Malikî âlimleri, normal zamanlarda kunut duasının sabah namazında okunması gerektiği konusunda Şafiîlerle hemfikirdirler. Ancak musibet zamanında bundan farklı bir uygulama bulunmamakla beraber her namazda kunut okumanın da namaza bir zarar vermediği görüşündedirler. (Muhammed Hattabî, Mevahibu’l-Celîl, I, 539.)  

Bu salgın ve karantina günlerinde her farz namazın son rek’atında kunut duasını okumalıyız. Hem dua okuma ibadetini yerine getirmiş hem de sünneti yaşamış oluruz. Yahut Hanefî mezhebinin görüşüne uyarak her gün vitir namazında okuduğumuz kunut duasını bir de sabah namazı farzının son rekâtında okuyabiliriz. İzoleye mahkûm olduğumuz bu salgın günleri, bu uygulamaya en uygun günlerdir. Dua ile Allaha dönmeliyiz. Unutmayalım ki O bizi bizden daha ziyade düşünür..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ayşe Sarı 1 yıl önce

Kunut Duâlarının önemini bir kez daha idrâk ettim. Allah razı olsun hocamızdan.

Avatar
Arzu olcay 1 yıl önce

Allah razı olsun hocam bize bu duanın güzelliğini ve faydalarını hatirlattiniz Kaleminize saglik...