“Ben davamın memuru, ve hakkın esiriyim,
Yüce olan yolunun, sevdalı neferiyim.
Davam yoksabir yerde, orada ben de yokum,
İhanet bakışlarına, saplanır ağulu okum.
Köle ruhlu bir hayat, bizden hiç beklenmesin
Zalimin zulmü de ne?, bizden uzak beklesin. Bu dizelerle tarif etmişti Şair, insanın davasına karşı olması gereken samimiyet ve sadakat şuurunu!”

           Evet, samimiyet şuurunu paha biçilmez bir değer gibi boyunlarında taşımayan insanın/insanların; hakikatin nezdinde, söylem ve eylemlerinin hiçbir kıymeti Harbiyeleri yoktur olamazda! Geçenlerde bir dostum, sosyal medyada şöyle bir paylaşım yapmıştı: “Diyor ki, bir arkadaş bana: “ Özetle, Mademki huzur İslam da o zaman neden Müslümanların hal-i pür melalleri bu gün böyle içler acısı? Hala cevap veremedim diyor…. Tabi ki yorumlara baktım, bir hayli yorum yapılmış, isabetli veyadeğil! Bizde âcizane yorumumuzu şöyle yaptık: “Cevabı gayet basittir, Çünkü Müslümanlar/İslam âlemi Müslümanca yaşamadıkları ve huzuru İslam da değil de başka yerde aradıklarından dolayı, bir türlü huzura kavuşamıyorlar!

           Şimdi bu girizgâhı şunun için yaptım: “Geçenlerde dostlarımızdan birisi, kendisinin bir evlilik düğününe davet edildiğini; düğün sahibine şayet, düğününüzün seyri ve işleyişi meşru ve inancıma uygun olursa icabet edeceğimi söylemem üzerine; düğün sahibinin de ne yalan söyleyeyim kardeşim, kadın erkek birlikte halay çekecekler diye cevap verince, bende icabet etmekten vaz geçtim diyor! İşte samimiyet şuuru budur!

           Peki,birde Rüzgârın akışına göre yön ve yol değiştirip; insanların hatırı kırılmasın diye hakkın hatırını hiçe sayan, karısına kızına sahip çıkamayan, toplumiçerisinde kendini/kendilerini allame-i cihan olarak lanse edip fakat ailesine hak namına tek bir laf geçirmeyen insanın hangi samimiyetinden bahsedelim veya inanalım?… Samimiyet, iki taraflı olmak mı? Çift telden oynamak mı? Her ortama ayak uydurup kendini insanların gözünde okutmak mı? Aslında hiç biri… Samimiyet: “İnsanın İnandığı gibi yaşaması ve görünmesidir.”

           Bir kere, insan neyse o olmalı, o görünmeli. Hz. Mevlana’nın dediği gibi: “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” Şimdi yaşadığımız toplumun ve özellikle Müslümanların bu günkü benimsedikleri yaşam tarzlarına baktığımızda; ecnebi ve yabancı kavimlerin örf, adet ve meşru olmayan yaşam tarzlarını çoktan geçmekleonları geride bıraktıklarını görmekteyiz. Samimiyetin olmadığı yerde/yerlerde, insanlar taklitçi bir ruha sahip olur ve her ortama ayak uydurmaya kendini mecbur hale getirir. Zavallım bilmez mi ki,“kim olursa olsun, ister Müslüman ister gayr-i Müslim; her şeyden önce insan inandığı ve sahiplenmeye çalıştığı davasına sadık kalması, değer yargılarını koruyup samimi ve sadakat sahibi olması; insanı değerli kıldığını!

           Yaşadığımız muhitte tanıdık biri, “evinin dışında topluma karıştığında, davayı samimiyeti, hak hukuku, sadakati, dürüstlüğü, takvayı hiç kimseye bırakmaz; Lakin aile içi İslami yaşam biçimine bakıldığında; şuur, takva, İslam’ın emirlerini öncelemek konusunda ise sıfır biri olduğu halde, hala bazı gafiller tarafından el üstüne tutulması insanı çileden çıkarmaktadır… Değerli dostlar! Biz insanın melek olması gerektiğini iddia etmiyoruz ve hiç birimiz de masum değiliz, ancak; her Müslümanın, şartlar ne olursa olsun inancına halel getirmeden, başkalarına karşı eziklik kompleksine kapılmadan yaşamak zorunda olduğunu söylemeye çalışıyoruz…

                Yukarıda bahsini ettiğimiz kişinin, eşiyle birlikte karma bir düğün davetine icabet edip, ve ailesinin oradaki karma oyuna iştirak etmesini seyrettiğini duyunca, yeniden, “dava şuuru ve samimiyet düsturuna herkesin layık olmadığını bir kez daha öğrendim. Kimin iç dünyası neyse, dış dünyası da ona göredir aslında; bilen ve irfan sahipleri için tabi bu böyledir.! İnsanın dışı, içinin yansımasıdır diyor bir bilge adam! Yazar ve okur çevresinde, Yazar Mehmet Alagaş’ın tanındığını tahmin ediyorum. Yıllar önce onun bir eserini (ismini şimdi hatırlayamadım) okumuştum. O eserinde okuduğum bir cümleyi, aradan geçen bunca seneye rağmen hala unutamıyorum: Kısaca şöyle yazmıştı: “Ben evde yazı işiyle uğraşırken, birden sokakta bir çıngırak sesini işittim. Ben, herhalde bu bir koyun falandır kaybolmuş diye zannederken; pencereden aşağıya baktığımda ne göreyim, boynu çıngıraklı bir fino! Ve kendi kendime, “sen her çıngıraklıyı koyun zannedersen daha çok yanılırsın. Çünkü devir, artık koyun ile Fino’nun ayak izlerinin birbirine karıştığı devir olmuştur. Neredesin Ey Samimiyet? Dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.